İYİLİK EDEN İYİLİK BULUR
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَا أَكْرَمَ شَابٌّ شَيْخًا لِسِنِّهِ إِلاَّ قَيَّضَ اللَّهُ لَهُ مَنْ يُكْرِمُهُ عِنْدَ سِنِّهِ
Enes b. Malik’in (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bir genç bir ihtiyara yaşlı olmasından dolayı ikramda bulunursa, Allah Teâlâ o yaşlandığı zaman kendisine ikramda bulunacak bir kimseyi hazırlar.”
(Tirmizî, Birr, 75)
Hz. Zekeriya (a.s.) kendisine salih bir evlat ve hayırlı bir varis lütfedilmesini istediği duasında, Allah Teâlâ’ya şöyle yakarmıştı: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.” (Meryem, 19/4) Duasında da yaşlılığın en özlü tarifini bu şekilde yapmıştı. Zira bir ömür boyunca bedende kemikler zayıflar, saçlar ağarır, kaslar güçsüzleşir. Beden; gençliğin çevikliğini, direncini ve mukavemetini yitirir. İşte bu zayıflık çağında insanın en muhtaç olduğu şey; eksilen yönlerini tamamlayacak, aciz kaldığı yerde kol kanat olacak bir destektir. Daha açık ifadesiyle ömürlerinin en zirve çağında, uğruna cefa çektikleri gençlerin, en çok gereksinim duyduğu zamanda yaşlılara vefa göstermeleridir.
Yarattığını en iyi şekilde bilen Yüce Mevla da, gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse de Resul’ünün sünnetinde, insanoğlunun bu ihtiyacına dikkat çekmiştir. Özellikle anne baba hukuku üzerinden bunu dile getirerek şöyle buyurur: “…Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle. Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger…” (İsrâ, 17/23-24) Bu öğütler elbette ki anne babaya has değil, gönül alıcı sözlere, merhamete ve şefkate, kendisine kol kanat gerilmesine gereksinimi olan her fert için geçerlidir.
Yaşantısıyla Kur’an-ı Kerim’in bir tercümanı olan Efendimiz (s.a.s.) de hem kendi uygulamalarıyla örnek olmuş (Ebu Davud, Edeb, 119-120), hem de asırları aşan sedasıyla ümmetine büyüklere hürmet ve saygı göstermeyi öğütlemiştir.
Resûlullah (s.a.s.) toplumun gençlerine, yaşlılara karşı ikramda bulunmalarını, saygı ve hürmet göstermelerini tavsiye etmiştir. Çünkü bugünün gençleri yarının yaşlılarıdır. Yani günü geldiğinde onların konumunda yer alacaklardır. Bu sebeple bu tavsiye, sabit bir döngü içerisinde tüm zamanlar için geçerlidir. Aynı zamanda bu öğüt pratiğe döküldüğünde nesilden nesle de bizzat aktarılmış olur. Ayrıca Efendimizin (s.a.s.) buyruğunda üzerinde durulması gereken bir nokta daha vardır. Dolaylı olarak hadisten anlaşılmaktadır ki yaşlılara ikramda bulunan gençlere Allah Teâlâ uzun ömür bahşedecektir. Çünkü bu kadirşinas gençlere vadedilen şey, ihtiyarlık çağında gerçekleşecek bir bedeldir.
İslam’ın esasları fıkıh kitaplarında bir bir sıralanmıştır. Ancak bir de fıkıh ilminin ötesinde ahlaken bezenilmesi gereken özellikler var ki bunlar da dinimizin olmazsa olmazları arasındadır. “Küçüğümüze merhamet, büyüğümüze hürmet etmeyen bizden değildir.” (Tirmizi, Birr ve Sıla, 15) buyruğu bu hakikati gösterir. Çünkü imanın özü Allah ve Resulü’nün değer verdiğini yüceltmek, onların reddettiğini kötü görmektir. Onların tazim edilmesini istediği yerde bunu yapmamak, hakiki anlamdaki inançla örtüşmez.
Efendimizden öğrendiğimiz bir diğer nokta, yaşlıya ikram ve hürmet etmenin, Allah Teâlâ’ya tazim ve itaat olduğudur. Resûlullah (s.a.s.) bu hususta şöyle buyurur: “Müslüman bir ihtiyara, hürmet göstermek Allah Teâlâ’yı tazim etmektir.” (Ebu Davud, Edeb, 20) Buna göre Yaradan’ın yücelttiği unsurlara gösterilen saygı, Yaradan’a saygı kabilinden sayılmıştır. Söz konusu saygınlığın gerekçesi de yaşlılık olarak tayin edilmiştir. Dolayısıyla kendisinde bu vasıflar bulunan her kimse, ihtiramı hak etmiş olur. Bunun bir uzantısı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) her fırsatta yaşlıları öncelemiştir. Bunun gerekçesini de “Cebrail bana büyükleri öncelememi salık verdi.” buyurarak ifade etmiştir. (İbn Hanbel, Müsned, 5/472) Hatta imamlıkta da aynı düzeyde dinî bilgisi olan kişiler arasında yaşı büyük olanların öncelenmesini emretmiştir. (Buhari, Ezan, 17) Büyüklere saygılı ve hürmetkâr olmak esasında toplumda yerleşmiş umumi bir davranış ahlakıdır. Her türlü ikramda, tazimde ve hürmette yaşça büyüklerin öncelenmesi örfen de var olan bir uygulamadır.
Anadolu irfanının tüm maharetini ve icazını sergileyerek ortaya koyduğu bir deyim var: “Etme-bulma dünyası!” Büyüklerimiz, bu dünyada kim hayır ve iyilik namına bir amel işlemişse karşılığını bulacağını tecrübe etmişlerdir. İşte bu halk deyişi, serlevha olarak seçilmiş olan hadis-i şerifteki hakikatin, Anadolu irfanında bir yönüyle yansımasıdır.
Yine “Kötü, yanlış ve hayırsız eylemlerden sakın ki bunların cezası olarak elem, keder ve mahrumiyetlerle yüzleşmek zorunda kalmayasın.” öğüdü küpe olur kulaklara… Bu öğüt de Yahyâ b. Saîd’ten bize ulaşmış olan şu rivayeti hatırlatır: “Kim bir yaşlıyla dalga geçer, onu aşağılarsa, incitirse Allah Teâlâ o yaşlandığında onu aşağılayacak ve incitecek kişiler göndermeden canını almaz.” (İbn Ebi’d-Dünyâ, el-Umur ve’ş-Şeyb, s.53)