İYİLİĞİN İZLERİNDEN BİR SERÜVEN

Söyleşi: Mahir KILINÇ

Üzerine türlü işlemelerin yapıldığı bir gergefi andırırdı hayat. Her bir nakış, zarif bir dokunuştu o sanatkârın elinde. Nakış nakış ilerlerdi sanatkâr, gönül menziline ulaşıncaya dek. Ne zaman ki başka bir gönül için yola düşse kendi gönül yolunu yürüyenlere ya da onların izlerine rastlardı. Gönül menziline yola çıkmış izler hep birbirine benzerdi, hepsi ışıl ışıldı. O parlaklığı ve güzelliği de iyilik dolu yürekler görebilirdi ancak. Gönüller arası yolculuğa çıkmış zarif ve nazenin ruhlar, bir nakış misali süslerdi o yolları. İyiler hep bu izler üzere giderlerdi Hak rızasının bulunduğu bir gönlün daha kapısını çalmak için. Giderlerdi ama ardında bıraktıkları izleri bilmeden. Silmezdi Allah onların izlerini, ta ki ahirette görünür olsun diye.
İşte Ayşe Kahveci Eryılmaz da iyilerin izlerini, iyiliğin izlerini takip ederek çıkmış bu gönüller arası yolculuğa. Hayat gergefini iyiliklerle nakış nakış işleyen Ayşe Hoca’m, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde Diyanet gönüllüsü bir imamın çocuğu olarak dünyaya geldim. Aslen Trabzonluyuz ama ben Beşiktaş’ta doğdum ve büyüdüm. İlahiyat başta olmak üzere birkaç üniversiteden mezun oldum, şimdi de sosyoloji okuyorum. Çocukluğumuzdan beri bu mesleğin içerisinde olan ve bu mesleğin hayranı biri olarak ilk görevime fahri olarak başladım. Sıkıntılı zamanlarda kapılarını kız öğrencilere açan ve o dönemde pek çok genç kızın yetişmesine vesile olan Ihlamur Kız Kur’an Kursunda uzun süre görev yaptım. Sonrasında dönemin müftüsü hocamızın isteği doğrultusunda benim de doğma büyüme Beşiktaşlı olmam hasebiyle de şimdiki Merkez Kız Kursunu kurma ve burayı faaliyete geçirme görevi bana verildi. Kur’an kursumuzu kurduk, kursumuz çok teveccüh gördü. Sonrasında 4-6 yaş Kur’an kursumuzu faaliyete geçirdik. Evimizde daha küçük yaşlardayken bizzat yaşadığımız ve hâlâ severek yaptığımız bu yüce görevi o gün bugündür Merkez Kız Kur’an Kursunda sürdürmeye çalışıyorum.
Ayşe Hanım’a iyilik yolculuğunda yoldaşlık, yârenlik eden ve her daim destek olmaya çalışan Recep Bey, sizleri de tanıyabilir miyiz?
Ben, Recep Eryılmaz. 1963 yılında Muğla Fethiye ilçesinde fâni dünyaya gözlerimi açmışım. İlköğrenimimi ilçede ve orta öğrenimi Muğla İmam Hatip Lisesinde tamamladım. 1984 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdim. İlk atama olarak İstanbul Sarıyer İmam Hatip Lisesine tayinim çıktı. 1986 yılında okul müdürümüz Ali Bey, “Recep Hocam Beşiktaş’ta çok saygı duyulan Kahvecilerden bir ailenin melek gibi bir kızı var, onunla izdivaca ne dersiniz?” dedi. Önce ne diyeceğimi bilemedim. “Çok isterim ama ben Ege’nin sıcağı çok, suyu az topraklarında, yaz tatillerinde çobanlık yapan, tütün tarlasında çalışıp aile bütçesine katkıda bulunmaya çalışan, yeterli ekonomik birikimi olmayan gariban bir öğretmenim. İstanbul’da evim yok, üç kişi beraber kalıyoruz. Yeni ev kiralamak ve ev düzeni kurmak benim boyumu aşar. Biz deniz kıyısında büyüdük, denize giderken büyüklerimiz, ‘Evlat iyi yüzme bilmiyorsan boyunu aşan suya dalma.’ derlerdi.” dedim. Ali Bey, “Biz teklif edelim, gerisi nasip kısmet.” dedi. 19 Mayıs törenlerinden sonra receb-i şerifin 27. gecesi Miraç Kandili bereketine Beşiktaş’ta görüşmeyi kabul ettiler. Büyük bir heyecanla gittim ve durumu arz ettim. Kısmetse olur, dediler. Nihayet Ayşe Hanımefendi hiçbir zorluk çıkarmadan izdivacı kabul etti. Ona daima müteşekkirim. Allah kendisini Hz. Ayşe ve Hz. Fatıma validelerimize komşu eylesin.
Ömrünü nakış nakış iyiliklerle bezeyen ve bir kimseye iyilik yapmadığı günü kayıp addeden Ayşe Hanım, gönülden gönle koştuğunuz bu iyilik serüveniniz nasıl başladı?
Aslında ben ve kardeşlerim iyilik hikâyelerinin yaşandığı bir evde dünyaya geldik. Babam sevilen bir din görevlisiydi ve herkesin de derdine koşan biriydi. Kimin ne derdi, ne sıkıntısı, ne ihtiyacı varsa evimize gelirdi. Aslında biz Kahveci ailesinin çocukları olarak iyiliğe gözümüzü açtık ve hep iyilik gördük. Eski bir Beşiktaşlı olarak da bu civarın yerlisi sayılırdık. Kardeşlerim de arkadaşlarının aileleriyle olan sorunlarını arkadaşlarından dinleyip babama ya da anneme anlatırlardı. O sorunlar kimseye duyurmadan bizim evde çözülürdü. Bu gelenek hâlâ da devam etmektedir bizim ailede. Biz anne babamızdan böyle bir miras devraldık diyebilirim. O mirasın üzerine bir şeyler koymaya çalışıyorduk ama hikâyemizin belki de en can alıcı noktası ve bizi daha da harekete geçiren şu oldu: Bir gün armatör bir aileden bir öğrencim yanıma geldi, “Kızım darülaceze ziyareti yapmak istiyor ama nasıl yapacağımızı bilmiyoruz. Bu konuda bize yardımcı olur musunuz.” dedi. Bizim de o zamana kadar darülacezeye böyle bir ziyaretimiz söz konusu olmamıştı. Bir öğrencim aracılığıyla yetkililerle iletişime geçtik ve randevu aldık. Aynı zamanda darülacezedekilerin neleri sevdiklerini ve özellikle de yaprak sarmasını çok beğendiklerini öğrendik. Biz de hanımlarla organize olduk, hazırlıklarımızı yaptık, müftümüzün de onayını alarak darülacezeye vardık. Bu ziyaretimize vesile olan kızımız da yanımızda tabii ki. Bizim için büyük bir salonu ayırmışlar. Duyan herkes geldi. Gelemeyen kimselere de biz gittik ve onlara ikramda bulunduk. Çok memnun kalmışlar ve tekrar gelmemizi istemişler. Biz de ziyaretlerimizi rutin bir hâle dönüştürdük. İşte orada başladı bizim kimsesizlerin kimsesi olma hikâyemiz. Sonrasında kimsesiz çocuklarımıza yöneldik. Nerede bir kimsesiz varsa hemen ona koşup onun bir kimsesi olmaya çalışıyorum. Kur’an kursundan öğrencilerimden her biri de benim bir yârenim oldular âdeta. Benimle birlikte iyilik yolcuları oldular. Sağ olsunlar, her daim var olsunlar…
“Kanatsız iyilik meleği” olarak tanımladığınız eşiniz Ayşe Hanım’ı anlatabilir misiniz?
Darülaceze’deki çocuklarla tanıştıktan sonra kimsesizlerin kimsesi olmaya kendini vakfetmiş, 7 gün 24 saat âdeta bir iyilik meleği olarak herkesin derdiyle ilgilenen çok kıymetli biri. Onunla tanışan ve Kur’an Kursuna gelen hanımların aile mutlulukları artmakta, dağılma aşamasına gelen yuvalar toparlanmakta, her türlü kötülüğe bulaşmış kimseler kıymetli eşimin vesilesiyle onlardan bir bir uzaklaşmakta. Muhterem eşim Ayşe Hanım, toplumun dinamiği ailenin tesisi ve kuvvetlenmesi adına gece gündüz âdeta çırpınmakta. O güzel kalbinde kimseye karşı kin, nefret, haset biriktirmeyen ve başta ben olmak üzere sevgisini kimseden esirgemeyen biri. Kimsesiz çocukları kimsesiz bırakmayan, her birine âdeta annelik yapacak kadar yüce gönüllü bir insan. O çocukların hayatın her aşamasında destekleyen, yuva kurmalarını sağlayan, bizlere de iyilik yapma adına fırsatlar oluşturan, bizleri iyiliğin güzellikleriyle buluşturan çok kıymetli biridir.
İyiliğin güzelliğidir herkesi tesiri altına alması ve bir insandan diğerine tevarüs etmesi. Beşiktaş Merkez Kur’an Kursu da iyiliğin tevarüs ettiği bir iyilik merkezi hâline dönüşmüş. Oraya Kur’an öğrenmeye gelenler sadece Kur’an öğrenmemiş, aynı zamanda iyiliğin ayak izlerini de takip etmiş; tıpkı Ümit Öğretmen gibi, Dilek Bayırbaşı gibi.Ümit Hanım, siz de Ayşe Hoca’mızın talebelerinden, onun iyilik serüvenindeki kahramanlardan sadece birisiniz. Siz de kısaca bundan bahsedebilir misiniz?
Ümit Öğretmen…
Biz Ayşe Hoca’nın talebeleri olarak sadece Kur’an-ı Kerim öğrenmedik. Ayşe Hoca’mızın vesilesiyle iyilik yapmayı ve bu iyilik yolunun yolcusu olabilmeyi de öğrendik. Kimsesiz çocuklarımız oldu bizim ve onlarla belki de hayat boyu bu birlikteliğimiz sürecek. Ayşe Hoca’mızın talebeleri olarak günlerce süren kermeslerde görev aldık. O kimsesiz çocukların ve ihtiyaç sahiplerin yararına yaptığımız her hizmetin tadını anlatamam. Kermeslerde kâh evlerde her gün taze taze yapıp getirdiğimiz yiyecekleri kâh orada açıp pişirdiğimiz mantıları sattık. İnsanlara çay ve kahve servislerimiz hiç aksamazdı. Buradan gelen gelirle kimsesiz çocuklara destek olduk. Darülacezeye yaptığımız ziyaretlerde yaşlılarımızın özlediği yiyecekleri hazırladığımız günleri unutmak mümkün değil. Ayrıca kimsesiz çocuklarımızın nişan, kına gibi kendilerini aile içinde hissetmelerini sağladığımız organizasyonlarda bulunduk. Kurs içerisinde kimsesiz çocuklara verdiğimiz iftar yemeklerinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Bütün bu aslında hepimizin insan olarak yapması gereken işleri yapmamıza vesile olan Ayşe Hoca’mdı.
Dilek Bayırbaşı...
Ayşe Hoca’mız, ender bulunan değerlerden bir hazineydi. Her konuda bizlere yol gösteren, bizleri Kur’an’ın nuruyla nurlandıran ve iyilik hareketiyle bizleri motive eden, yediden yetmişe her gönle taht kurmuş bir iyilik meleğiydi. Bizleri iyiliklere vesile kıldı. Kısaca Ayşe Hoca’m bir iyilik yolunda gönüllere ulaşmak için çabalarken biz de onun izlerini takip ediyorduk.