İŞTİYAK


Mehmet AYCI

Hani, yaşama sevinci diyoruz ya, o sevincin içinde de dışında da iştiyak vardır; yoksa o sevinç olmaz, hele yaşama sevinci hiç olmaz.
Hani, bazen susamışçasına birini özleriz, kavuşmak için can atarız ya, özlemenin de can atmanın da iştiyaktan/iştiyakla olduğunu, iştiyakı unuttuğumuz için bilmiyoruz.
Hani, “Ya Muhammed, canım arzular seni.” diyor ya Yunus, o arzu iştiyakın ta kendisidir.
İştiyak yoksa canınız bir şeyi istemez.
İştiyak yoksa arzulayamazsınız.
İştiyak yoksa söylediğiniz de eylediğiniz de cansızlaşır.
İştiyakla kılmadığınız namazdan tat alamazsınız.
Şevkinizde bile iştiyak olmalıdır; yoksa çabuk kırılır.
“İstemek”, “istek”, “arzulamak” karşılığını veriyor sözlükler iştiyak kelimesine. Kuru karşılık bunlar; iştiyakın anlam zenginliği yanında zayıf kalıyor. İştiyak coşkuyla, aşkla, şevkle istemek anlamına geliyor bir yönüyle. Bir yönüyle diyorum çünkü kelimenin çağrışım dünyasında ırmağın akmasına, baharda tabiatın yeşermesine benzer bir tabii tazelik de var.
İştiyakın, aşkın bir tarafı da var ayrıca. En çok isteneni, en çok sevileni imler iştiyak…
Körü körüne bir arzulama değildir iştiyak; istediği şeyin kendisini diri tutacağı, yaşatacağı bilincini de içkindir.
İştiyakta eksilmeyen bir heyecan vardır. Onun için iştiyaklı insan, yoluna çıkan engellerden, zorluklardan yılgınlık duymaz.
Yine de kime/neye iştiyak duyduğunuzla alakalı olarak serzenişte bulunabilirsiniz. Nuri Halil Poyraz’ın o nefis şarkısında olduğu gibi:
“Dilde derd-i iştiyakı çekmeye takat mı var
Ateş-i aşkınla cana sinede rahat mı var.”
Ehl-i dil, derdi de iştiyakla çekmesini bilir ve dahi iştiyak iyidir!