İSTANBUL’UN
KAPILARI: TARİHİN TANIKLARI
Hümeyra ARSLAN
"Şehir bir lisandır, asırlar boyu uzak yakın vatanlardan derlenmiş.’’ der İskender Pala. İstanbul binbir çeşit lisandan oluşur; kapıları, surları, şerefli kubbeleri, ibadethaneleri, türbeleri, sarayları, kasırları, hanları, hamamları, cumbalı evleriyle.
Eskiden şehir denince surlar, sur denince de çeşitli isim ve biçimleriyle kapılar akla gelirdi. Surlar ve kapılar, şehri düşmana karşı korumakla vazifeliydi. Şehre girip çıkanlar da bu kapılar vasıtasıyla denetlenirdi. Sabah güneşle açılırlar, akşam güneş batınca kapanırlardı. Kapılar tarihin her döneminde çok önemli işlevler görmüştür. Bulundukları bölgeler adlarını bu kapılardan almıştır. Bu yazımda İstanbul’un kapılarından ve onlara dair hikâyelerinden bahsedeceğim.
Fatih Sultan Mehmet, ordusuyla ve toplarıyla kenti almak üzere gelip surlara dayandığında İstanbul şehrini çevreleyen surların üzerinde elli tane kapı vardı. İstanbul’u çevreleyen surlar miladi 4. yüzyılda yapılmıştı. Bu surların yapımıyla, kent merkezi etrafındaki mahalleler de surların içine alınmış oldu. Surların üzerinde kimisi kara kimisi deniz tarafında yapılmış, büyüklü küçüklü birçok kapı vardı. İşlevlerine göre ayrılmış ve isimlendirilmiş üç tür kapı mevcuttu: İmparator kapısı, askerî kapılar, halk kapıları. Kuşatma sırasında bazı kapıları Rum halkı kapatmıştı. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethedince elli kapının yirmi yedisini açık bırakıp kalanını kapattırdığı biliniyor. Kapanan kapıların yerleri hâlâ bellidir.
İstanbul’u çevreleyen kapıları; Kara Surları Kapıları (Yedikule’den Ayvansaray’a kadar uzanan surların üzerinde), Haliç Sahili Kapıları, Marmara Kıyısı Kapıları (Sarayburnu’ndan Yedikule’ye kadar olan surların üzerinde) olarak sıralayabiliriz.
Altın Kapı (Yaldızlı Kapı): Kara surlarının ilk kapılarından biridir, surlar üzerindeki en büyük kapıdır. İsmini tunçtan yapılmış kapı kanatlarının parlamasından almıştır. Bugünkü Yedikule Hisarı’nın dış yanında olan kapının iki yanında dört köşe mermerden büyük kuleler vardır. Bizans imparatorları zaferden dönüşlerinde ordularıyla birlikte bu kapıdan geçip girerlermiş kente. Eskiden burası çok süslüymüş ve heykellerle bezeliymiş. Sadece kraliyet mensupları kullanırmış, halkın girip çıkmasına izin verilmezmiş. Yaldızlı Kapı’dan Ayasofya’ya kadar uzanan caddeye “Zafer Caddesi” denirmiş. Bu caddenin sonu Yedikule Zindanları’na bağlanır.
Yedikule Kapısı: Altın Kapı’nın hemen 10 metre yakınında bulunan Kara Surları kapılarındandır. “Beş Kule Kapısı” olarak da bilinirdi. Sonra Altın Kapı’nın iki mermer kulesinin eklenmesiyle kulelerin sayısı yediye çıkınca bu kapıya da Yedikule Kapısı denildi. Birçok tarihî olaya sahne olmuş bu yer, ismini Yedikule Zindanlarından almıştır. Osmanlı devrinde savaşa giren devletlerin elçileri burada ağırlanır, hazinelerin bir kısmı da burada saklanırdı.
Belgrad Kapısı: Kara Surları üzerindeki ikinci büyük askerî kapıdır. 5. yüzyılda yapılmış olup Yedikule Kapısı ile Silivrikapı arasındadır. Kapı çeşitli dönemlerde onarımlar geçirmiştir. Osmanlı döneminde buraya Belgrad Kapısı denilmesinin nedeni Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad’ı fethettikten sonra yanında getirdiği Sırp zanaatkârları buraya yerleştirmesidir. 1980’li yıllarda Kara Surları onarımı esnasında restore edilmiş olan bu kapı günümüzde Zeytinburnu ilçesi sınırlarındadır.
Silivrikapı: Balıklı Ayazmasına baktığı için Bizanslılarca özel bir önemi haizdi. Zira ayazmaların suları Ortodoks Rumlar tarafından kutsal ve şifalı kabul edilirdi. Bu kapı kraliyet düğünlerinin yapıldığı Silivri’ye giden yol üzerinde olduğu için bu şekilde isimlendirilmişti. Fatih Sultan Mehmet kuşatma sırasında bu kapının karşısına üç tane top yerleştirmişti. 1509 depreminde büyük ölçüde zarar gören bu kapı, dönemin Padişahı II. Bayezid’in emriyle surlarıyla birlikte tamir edildi. Bu kapı da Zeytinburnu ilçesinde yer alır.
Mevlevihane (Mevlana) Kapısı: 16. yüzyılda Merkez Efendi tarafından yakınında kurulan Mevlevi Tekkesi sebebiyle bu isimle anılmıştır. Yuvarlak kemerli askerî kapılardan birdir. İstanbul’un fethinden sonra kullanılmayan bu kapı, Altın Kapı’dan sonra kapı kuleleri arasındaki en büyük genişliğe sahiptir. Hristiyan olmadıkları için kente sokulmayıp Eyüp taraflarında iskân edilen Rusların, kente girmeye hakları olduğunu göstermek üzere reisleri bu kapıya kalkanını asmıştı. Bu olaydan sonra bu kapıya Rus Kapısı veya Kırmızı Fırka Kapısı da denilmiştir.
Topkapı: İstanbul kapılarının yirmi üçüncüsüdür ve Rumların “Ayos Romanos” dedikleri kapıdır. Topkapı Mevlevihane Kapısı ile Sulukule Kapısı arasında yer alır. Kuşatma esnasında karşılıklı topların bu bölgeye konulmuş olması ve top atışlarının bu bölgeden yapılmış olması sebebiyle buraya daha sonraları Topkapı denilmiştir. Bizans döneminde halka açık olan bu kapı yakınlarındaki bir kilisenin ismini almıştı. Topkapı, Osmanlı fethinde işlevselliğiyle tarihe geçmişti. Sultan Fatih otağını Topkapı’nın karşısındaki bir tepenin üzerine kurmuş ve İstanbul’u fethedince askerleriyle şehre bu kapıdan girmişti. 29 Mayıs 1453 Salı günü Topkapı’dan girdiği İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet’in ilk işi doğruca Ayasofya’ya gitmek olmuştur.
Sulukule Kapısı: Lykos Deresi üzerine yapıldığı için bu ismi almıştır. Bu kapının eski adı “Aya Kiriaky” idi. Avarlar Kapısı adıyla da bilinirdi. Kapı sonradan örülerek kapatılmıştır. Şehir fethedildikten sonra içeri ilk olarak bu kapıdan giren ve bayrağı surlara diken kişi Ulubatlı Hasan olmuştur.
Edirne Kapısı: İstanbul kapılarının en önemlilerinden biridir kuşkusuz. Topkapı ile Eğrikapı arasında yer alır. Osmanlılar şehri fethettikten sonra buraya üç adet kitabe eklemişlerdi. Ancak bu kitabeler zamanla okunmaz olmuştur. Bizans döneminde insanlar bu kapıda bir hayalet savaşçının bulunduğuna inanıyorlardı. Kimilerine göre bu görünmez muhafız Edirne Kapısı’nı istilacılara karşı koruyordu. Edirne Kapısı Osmanlı ordusu için de hücum noktalarından biri olmuştu. 1422’de Sultan II. Murat, 1453’teki kuşatmada da Sultan Fatih bu noktaya hususi önem vermişlerdi. İstanbul kuşatmasında en büyük çarpışma noktalarından biriydi Edirne Kapısı. Yeniçeriler kente Topkapı ve Edirne Kapısı arasında açılan gedikten girmişlerdi. Osmanlı ordusu büyük seferlere çıktığında bu kapıdan uğurlama töreni yapılırdı. Mal getiren esnaf şehre bu kapıdan girerdi. İçeri girer girmez şehrin bu bölgesine Kara Gümrük denmiştir. Şehre giren mallar burada denetlenirdi. Eyüp’te kılıç kuşanan padişahlar Edirne Kapısı’ndan geçiş yaparlardı. Burası aynı zamanda bir nevi merasim kapısıydı.
Eğrikapı: Yedikule’den Haliç kıyısına uzanan yoldaki büyük kale kapılarından biridir. Eğridir kasabasından gelen muhacirlerin bu bölgeye yerleştirilmeleri sebebiyle kapıya bu isim verilmişti. Fetih sırasında en çetin çatışmaların burada olduğu söylenir. Son Bizans imparatorunun cesedi de bu kapının dibinde bulunmuştu. Bu kapı civarında Müslümanlar tarafından gerçekleştirilen önceki kuşatmalarda şehit düşmüş pek çok askerin kabri bulunur.
Kara Surları Eğrikapı’nın ilerisinden Haliç sahilinin surlarına bağlanır. Bu surlar üzerindeki ilk kapımız Balat Kapısı’dır. Bu kapı evvelce İmparatorluk Kapısı diye anılırdı. Kuşatma esnasında Osmanlı mücahitlerinin şehre girememeleri için zorlu bir mücadele veren Bizans askerleri denizden hücum eden Osmanlı leventlerinin şehre buradan sızmalarına engel olamamıştır. Bu kapı tamamen yıkılmıştır.
Yeni Aya Kapısı: İstanbul’un fethinden sonra Türkler tarafından açılmıştır. Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman bu kapıyı surun burçlarından birini genişleterek açmıştır. Böylece buradan Yavuz Sultan Selim Camii’ne gidiş sağlanmıştır.
Cibali Kapısı: Haliç Surları’nın günümüze gelen tek kapısıdır. Sur kapısının sol tarafında kapının adını ve önemini anlatan bir tabela bulunmaktadır. Bugün burası İstanbul’un fethine tanık olmuş en eski kapılarından biridir. Bizanslılar tarafından Porta Puteae diye anılan bu kapıya Cibali ismi önceki Müslüman kuşatmaları esnasında esir düşmüş olan Ali isimli bir Arap kumandan sebebiyle verilmişti. At kılından yapılmış bir cübbe giydiği için kendisine “Cebe Ali” denildiği, dilden dile dolaşan bu ismin semt adı olarak Cibali’ye dönüştüğü söylenir. Günümüzde Unkapanı’nın aşağısına doğru indiğinizde Haliç kıyısına doğru uzanan bölgeye bu kapının ismi verilmiştir.
Haliç Surları Ayvansaray’dan Sarayburnu’ndaki Marmara Kıyısı Surlarına birleşir. Marmara Kıyısı Surları kapılarının en önemlisi Değirmen Kapı’dır. Burası saraydan kıyıya çıkmayı sağlayan kapılardandır. Sarayda yapılan ekmeklerin buğdayının getirildiği değirmenin kapısıdır bu.
Ahır Kapı: Sahil kapılarından biridir. Topkapı Sarayı’nın ahırları burada yer aldığı için buraya Ahır Kapı denmiştir.
Marmara sahilinde Çatladı Kapı’dan sonra Samatya’nın ilerisine kadar aşağıda isimleri sıralanmış olan kapılar yer alır. Samatya Kapısı, Davutpaşa Kapısı, Osmanlı döneminden önce Yeni Langa Kapısı denilen Yenikapı, Piri Reis’in Bab-ı Kum adını verdiği bir iskeleyle kumluğa açılan Kumkapı, Küçük Ayasofya Kilisesi’ne gidenlerin kullandığı Osmanlı zamanında adı Kadırga Limanı Kapısı olarak değiştirilen Sofia Kapısı ve kara surlarına en yakın kapı olan Narlı Kapı yer almaktadır.
İstanbul’un kapılarının türlü türlü hakiki ve sembolik anlamları vardır. Sefere çıkan ordular bu kapılardan geçerek yola çıkardı. Seferden zaferle dönen komutanlar yine bu kapılardan alaylarla ve merasimlerle şehre girerdi. Hac için kurulan sürre alayları bu kapılardan kutsal topraklara uğurlanırdı ve dönüşlerinde buralarda karşılanırdı. Şehrin üretim-tüketim ihtiyaçları bu kapılar aracılığı ile yapılırdı. Bu kapılar etrafında her biri için kitaplar yazılacak kadar tarih, hatıra, efsane, menkıbe birikmiştir. Ayrıca her kapının adı ile anılan bir mahalle kurulmuştur. Tarihî mirasımıza tanıklık eden bu kapıların bir kısmı günümüze kadar gelmiştir. Bize düşen ise onları hem mimari hem de manevi olarak korumaya ve sahip çıkmaya devam etmektir.