İSLAM VE
ÇEVRE BİLİNCİ
Dr. Kâmil YAŞAROĞLU
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Çevre hakkında yapılan araştırmalar genel olarak “çevre bilimi” adlı bilim dalının alanına girmektedir. 1960’lı yıllardan sonra endüstri devriminin sebep olduğu kirlenme, çevresel sorunların ve ekolojik dengedeki bozulmaların ortaya çıkmasıyla yeni bir disiplin haline gelen bu bilim dalı arkeoloji, antropoloji, tarih, biyoloji, sosyoloji, coğrafya, klimatoloji ve istatistik gibi bilim dalları ile ilişkilidir.
Çevre kavramı fiziksel, biyolojik ve toplumsal çevre olarak üç başlık altında ele alınabilir: Fiziksel çevre; insanlar dâhil doğada bulunan tüm canlıların hayatını sürdürdüğü, karşılıklı ilişkilerde bulunduğu her türlü fiziki ortamı oluşturur. Fiziksel çevre, doğal ve yapay çevre olarak ikiye ayrılır. Doğal çevre; insanoğlunun herhangi bir katkısının olmadığı dağ, taş, toprak, hava, su, akarsular, deniz ve göller gibi fiziksel unsurlardan meydana gelir. Yapay çevre ise insanoğlunun bizzat kendi emeği ve planlaması ile ortaya çıkardığı maddi unsurlardan oluşmaktadır. Bu şekilde oluşturulmuş yapay çevreye toplumsal yaşantıyı düzenleyen bir yapı olarak bakılabilir. Biyolojik çevreyi oluşturan unsurlar fiziki çevrede hayatını sürdüren canlı unsurlardır. Toplumsal çevre ise bireylerin karşılıklı olarak etkileşim içerisinde oldukları, geleneklerin, örf ve âdetlerin, ahlak kurallarının belirleyici olduğu bir çevre türüdür.
Çevre problemlerinin ortaya çıkışı çok eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Dünya tarihinde yaşanan çevre sorunlarının büyük çoğunluğu doğal olaylardan kaynaklanırken son dönemlerde insan faaliyetlerinden kaynaklanan çevre problemleri çevre dengesi üzerinde birçok olumsuzluğa neden olmuştur.
İslam’ın iki ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde çevre farkındalığı üzerinde hassasiyetle durulmuş ve buna bağlı bir çevre bilinci oluşturmaya yönelik mesajlar verilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de, yer ve göklerdeki bütün canlı ve cansız varlıkların belli bir ölçü ve dengeye göre yaratıldığı (Hicr, 15/16-20; Kamer, 54/49; Rad, 13/8) belirtiltmektedir. İslam’da çevre bilincinin oluşturulmasında ilk inen ayetler arasında yer alan Müddessir suresinin 4-5. ayetleri dikkat çeker. Bu ayetlerde “Elbiseni temiz tut ve bütün pisliklerden kaçın.” buyrulmuştur. “Elbiseni temiz tut.” emri, Hz. Peygamber’in maddi olarak elbisesini necaset vb. kirli unsurlardan temiz tutması, manevi olarak da güzel ahlakla bağdaşmayan davranışlardan ve günahlardan nefsini arındırması anlamında yorumlanmıştır.
İslam’ın çevre ile ilgili temel görüşünün insana bahşedilen nimetler ve insanın bunlara karşı ödev ve sorumlulukları bakımından ele alındığı görülmektedir. İslam literatüründe emanet, oldukça geniş kapsamlı bir kavram niteliği taşır. Bir süre sonra geri alınmak üzere birinin uhdesine bırakılan ayni veya nakdî hak, emanet olarak adlandırılmakla birlikte iman, ibadet gibi dinî yükümlülükler, beden ve ruh sağlığı, servet, makam ve mevki gibi imkân ve kabiliyeti gerektiren hususlar, sözleşmeler, mesken ve aile mahremiyetine saygı, nimet ve ikrama teşekkür, sırların saklanması vb. dinî, ahlaki, içtimai ilke ve kuralları da içine almaktadır. Bu açıdan çevre ve onunla ilgili diğer imkânlar emanet kapsamına girmekte olup bunların korunması sorumluluk bilinci ile doğrudan ilişkilidir.
Bireyin, çevreye karşı “sahip olma” ve “emanet olarak görme” şeklinde iki temel eğiliminden bahsedilebilir. Sahip olma yöneliminde insan, doğal çevre üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahip olduğunu düşünür ve ona “kullan, tüket ve at” anlayışıyla yaklaşır. İnsandaki bu sahip olma yönelimi aşırı tüketim isteği olarak kendini gösterir. Tabiatı emanet olarak algılama yöneliminde ise birey, tabiata hükmedip onu ele geçirme yerine onun mutlak sahibi olmadığınının farkına vararak hayatını devam ettirdiği süre içerisinde kendisine verilen bir emanet olduğunu düşünür ve bu sorumluluk bilinciyle hareket eder. Doğal çevrenin kendisi için taşıdığı önemi kavrar. Ondan gerektirdiği şekliyle ve gerektiği kadar istifade eder. Bu yönelim, mutlak sahip olan Allah’ın kâinatı bir emanet olarak insana verdiği ve dolayısıyla doğal kaynakların yerli yerince israf etmeden kullanılması gerektiğini öngören dinî inançtan beslenir.
Kur’an-ı Kerim’de yer alan çevre ile ilgili ayetlerin, bazı noktalarda iman ve ibadetle ilişkilendirildiği görülmektedir. Konuyla ilgili olarak hayvanlar ve bitkilerin, Allah tarafından insanlar için yaratılan birer nimet oldukları anlatılmakla beraber bunların Allah’ın varlığını, birliğini, üstün kuvvet ve kudretini gösteren birer delil oldukları da haber verilmektedir. İnsanlar, bu gibi uyarılarla Allah’a imana ve O’nun için ibadet etmeye yönlendirilmektedir.
Kur’an’da çevre ile ilgili ayetlerde yer alan bir diğer kavram da “tesbih”dir. Birçok ayette evrenin ve ondaki her şeyin, meleklerin, dağların, taşların, kuşların, yıldızların, hayvanların, gök gürültüsünün Allah’ı tesbih ettiği, ancak insanların bunu tam anlayamadıkları ifade edilir (Rad, 13/13; İsra, 17/44; Hac, 22/18; Nur, 24/41; Rahman, 55/6; Haşr, 59/24). İslam âlimleri bu ayetlerde yer alan tesbih kavramını, sözü edilen varlıkların tabiatın işleyişi için kendilerine verilen görevi yerine getirmeleri şeklinde açıklamışlar, onların yaratılış ve işleyişindeki mükemmelliğin Allah’ın birliğine delâlet etmesi manasına geldiğini belirtmişlerdir.
İslami çevre bilincinin oluşmasındaki önemli ilkelerden biri de israf yasağıdır. İsraf, insana sunulan sınırlı imkânların kısa sürede yok olmasına sebep olan en büyük etkendir. Günümüzde israf ve aşırı tüketim, çevreye ve insanın dünya üzerindeki varlığına yönelik en büyük tehditlerinden biri hâline gelmiştir. Kuraklık, küresel ısınma, su kaynaklarının azalması ve hava kirliliği gibi çevre sorunlarının arttığı son yıllarda İslam’ın çevreyi kirletmeme, tüketimde aşırılıktan ve israftan kaçınma ve elimizdeki kaynakları bilinçli bir şekilde kullanma konusundaki tavsiyelerine daha dikkatle kulak verilmelidir.