İSLAM KÜLTÜRÜNDE
SU VE
ÇEVRE İLİŞKİSİ
Dr. Kâmil YAŞAROĞLU
Hayatın kaynağı ve vazgeçilmez unsuru olan su, yerkürenin yapısı ve canlıların yaşaması için hayati bir öneme sahiptir. İnsan için içilecek ve kullanılacak suyun temini oldukça önemlidir. Zira su, temel ve sağlıkla ilgili bir ihtiyaç olmasının yanı sıra görsel ve işitsel etkisiyle dinlendirici mekânların oluşmasına da imkân sağlamaktadır.
İslam kültüründe su, sadece biyolojik bir ihtiyaç değil aynı zamanda temizliğin aracı ve Allah’ın bir emaneti olarak görülür. Kur’an’da çeşitli vesilelerle suyun yağmur, nehir, pınar ve deniz gibi çeşitli kaynak ve görünümlerinden söz edilir. Suyun değeri, kıymetli bir kaynak olmasına rağmen insanlar tarafından genellikle bilinmez.
Peygamber Efendimizin hadislerinde suyun önemi, kaynakları, korunması, kirletilmemesi; maddi ve hükmi temizlikte, içme ve sulamada kullanılmasıyla ilgili ayrıntılı açıklamalar yer alır. Suyun israf edilmemesi (Tirmizi, Taharet, 43) ve kirletilmemesi (Buhari, Vuḍû, 26/ 68) öğütlenmiş; su kaynaklarının kirletilmesi, lanete sebep olacak davranışlar arasında sayılmıştır (Ebu Davud, Taharet, 14).
Hz. Peygamber, suyun temizliği ve ölçülü kullanımıyla ilgili çeşitli tavsiyelerde bulunmuştur. O günkü şartlarda saklanan suların temiz kalması için, “Kapların üzerini örtün, su tulumlarının da ağzını iyice bağlayın.” (Müslim, Eşribe, 99) buyurmuştur. Değişik kaplar içinde saklanan suların temiz kalması için ise “Biriniz uykudan uyandığında, eline iki veya üç defa su dökmeden, yani elini yıkamadan, kabın içine daldırmasın.” (Tirmizi, Taharet, 19) şeklinde uyarıda bulunmuştur. İçme sularının kullanımı konusunda da “Biriniz su içeceği zaman kabın içine solumasın. Tekrar su içmek istediği takdirde kabı ağzından uzaklaştırıp soluk alsın, ardından içmeye devam etsin.” (İbn Mace, Eşribe, 23) buyurmuştur.
Hz. Peygamber’in “Sadakanın en faziletlisi su teminidir.” (Ebu Davud, Zekât, 41) hadisi sebebiyle çeşme, sebil ve şadırvan gibi su yapılarının inşa edilmesi, önemli hayırların başında gelmektedir. Bu çerçevede zengin bir kültür ve medeniyet ortaya çıkmıştır. Kur’an ve hadislerin teşvikleri Müslüman toplumlarda etkisini göstermiş; çeşmeler, sebiller, su kemerleri, hamamlar, şadırvanlar, havuzlar, kaplıcalar ve edebî eserlerdeki su temalarıyla İslam medeniyeti âdeta suyun coşturulduğu motiflerle bezenmiştir.
Allah, insanlara temiz ve güzel olandan giyinmeyi, yemeyi ve içmeyi emretmiş fakat her türlü aşırılık ve israftan da sakınmamızı istemiş, israf edenleri sevmediğini bildirmiştir (Araf 7/31). Her canlının muhtaç olduğu suyun tasarruflu kullanılması bir tercih değil zorunluluktur. Hiç kimse kullandığı suyun bedelini ödese bile onu israf etme hakkına sahip değildir. Kaynaktan çıkan ve dağıtılmak üzere sisteme aktarılan suda herkesin hakkı vardır. Dolayısıyla suyun israfı, aynı zamanda başkalarına karşı yapılmış bir haksızlıktır.
Suyun Temiz Tutulması
Suyun, kaynağından itibaren temiz tutulması gerekir. Bu temizlik, sadece konut ve iş yeri gibi mekânlarla sınırlı olmayıp çeşme, havuz, dere, kanal, nehir, gölet ve deniz gibi akan veya durağan hâlde bulunan bütün sular için söz konusudur. Zira bu suların doğal yapısının bozulması, suların içinde yaşayan canlılar ve çevre için büyük bir felakettir. Sanayi tesisleri başta olmak üzere çevrede oluşan atık suların filtre edilmeden açıktan akması; dere, nehir ve denizlere dökülmesi çevreye yapılabilecek büyük haksızlıklardandır. Bazen de insanlar, bireysel olarak akan veya durağan hâlde bulunan suları kirletmekte yahut kendi elleriyle bu sulara toprak, taş, cam parçası, demir, şişe ve poşet gibi maddeler atarak suyun tabii hâlini bozmaktadır. Hz. Peygamber’in, “Lanete sebep olan üç şeyden kaçının: Su kaynaklarının yakınına, yol üstlerine ve insanların dinlendikleri gölgeliklere pislemek.” (Ebu Davud, Taharet, 14) mealindeki hadisi, su başlarını kirletmeyi açık bir biçimde yasakladığı gibi, kirletilen maddeler suya ulaşmayacak olsa bile su kaynaklarına yakın yerlerin kirletilmesinin, oralardan geçenlere ve suya ulaşmak isteyenlere eziyet vereceği için aynı şekilde hoş karşılanmadığını göstermektedir.
Kısacası, bir yandan mevcut su kaynaklarını her türlü kirlenme ve tehlikeye karşı korumak, diğer yandan da kullandığımız suyu israf etmeden, en verimli ve sürdürülebilir anlayışla kullanmak göreviyle karşı karşıyayız.
Çevrenin kirlenmesi, ekosistemin dengesini bozarak küresel ısınmaya yol açmaktadır. Topraklar; yanlış tarımsal uygulamalar, endüstriyel atıkların kullanımı ve benzeri nedenlerden ötürü her geçen gün daha fazla kirlenirken bu kirlilik hem toprak yapısının zarar görmesine hem de iklim değişikliğinin hızlanmasına neden olmaktadır. Bu durum, bütün canlı türleri için büyük bir tehlike arz etmektedir. Su, hava ve gürültü kirliliği; doğanın tahrip edilmesi ve çarpık kentleşme gibi insanlığın çevreye verdiği diğer zararların artması da canlı türlerinin nesillerinin devamı açısından ciddi riskler oluşturmaktadır.
Nihayetinde çevresel problemlerin temel nedeni, insanın hizmetine verilen kaynakların yine insanlar tarafından aşırı, bilinçsiz ve sorumsuz şekilde kullanılmasına yol açan pervasız davranışlardır. Ucuz ve değersiz bir şey olarak görülen su; küresel ekonomiyi, gıda güvenliğini, insanların ve bütün yeryüzünün refahını destekleyen son derece kıymetli ve vazgeçilmez bir kaynaktır.