İnsanın yaratılış serüveni Hz. Âdem ile başlar. Yüce Allah, meleklerine yeryüzünde bir halife var edeceği bilgisini verdiğinde meleklerin gösterdiği tepkinin nedeni yaratılacak olanın halifeliğine değildi. Allah’ın övgüye layık (hamd), yegâne büyük (tekbir) ve her şeyden münezzeh (tesbih) olarak kabulünde bir eksiklikleri mi bulunduğunu düşündükleri içindi. Meleklerin bu cevabı ne bir karşı çıkış ne de bir sorgulamadır. Aksine Yaradan’ın ifadesindeki halifeliğe vurgu sadedindedir. Allah’ın halifesi olmak önce O’na inanmakla başlar. Bu nedenle Yüce Rabbimiz insanı bir kıvam ahenk içinde yaratmış, yarattığı bu varlığın imanla anlam bulacağını ifade etmiş ve ona yeryüzünü adalet ve hikmet ile imar etme sorumluluğu vermiştir. Bu sorumluluğun ilk yüklenicileri Hz. Âdem ile Hz. Havva, tarih boyunca insanlığın atası ve anası olarak görülmüştür. Böylece insanlar tarafından kurulan ilk sosyal kurum olan aile örneğini de Hz. Âdem (a.s.), eşi Havva ve çocuklarında görüyoruz.
Kur’an-ı Kerim bu sosyal grubun sevgi, merhamet, iyilik, adalet, yardımlaşma, doğruluk, ihsan ve hoşgörü ile ayakta tutulmasını hedeflemektedir. Çünkü sosyal hayatın bütün unsurları aileden neşet etmektedir. Aile içi dinamiklerin en etkin iki sorumluluk alanını oluşturan babalık ve annelik aynı zamanda halifelik görevinin de bir parçasıdır.
Baba Olmak
Bebek, çocuk, genç, yetişkin süreçleriyle aileye dâhil olan bireyin konumu, anne babası ve ailedeki diğer fertlerle etkileşimiyle belirlenmektedir. Çocuk, birey olmayı öğrenirken bir modele ihtiyaç duymaktadır. Genellikle bu model çocuğun en yakınında bulunan anne, baba, amca, dayı gibi aile içinden bir yetişkin olarak karşımıza çıkar. Bu rol modelin sergilediği yanlışlar, çocuğun kişiliğinde de olumsuzluklar oluşturabilmektedir. Kız çocuklarının anneyi, erkek çocukların da babayı model aldıkları toplumsal kabul ve örnekliklerle bilinmektedir. Bununla birlikte otorite figürü olması yönüyle babanın hem kız hem de erkek çocukların psikolojik, zihinsel ve sosyal gelişimlerinde güçlü bir etken olduğu gerçeği pek çok akademik araştırmada örneklemlerle ortaya konulmaktadır.
Baba, Allah’ın ikramı olan çocuğun bebeklikten halifeliğe doğru yürüyüşünün kahramanıdır. Baba, kendisine verilen emaneti insan onuruyla buluşturan, canından can, kanından kan veren kimsedir. Allah’ın kullarını başıboş bırakmadığının bilinci ile evladı bir yük değil ahiret sermayesi bilen, en kıymetli mirası onun için hazırlayandır. Baba, evladın yanında bir çınar, arkasında bir dağdır. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de kendilerinden bahsettiği aileleri babalara nispet ederek isimlendirir. Âl-i İbrahim, Âl-i Yakup, Âl-i İmran gibi. Bu durum babalara verilen yetki ve sorumluluğun, diğer aile fertlerine göre daha ağır olduğunu gösterir. Nitekim Nisâ suresinin 34. ayetine eş ve baba olarak erkeğin penceresinden baktığımızda ailesini her türlü tehlikeden koruması ve Allah’a itaat seviyesine ulaşıncaya kadar onları uyarması, ailenin makul iş ve isteklerine karşılık verebilmesine yönelik babanın sorumluluğuna dair güçlü bir dayanak olduğunu görürüz. Bunun yanında Tahrîm suresinin 6. ayetinde “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” emriyle aile fertlerinin ahirete yönelik kazanımlar edinmelerinde de babaların önemli sorumluluk alanlarından biri olarak vurguladığına şahit oluruz.
Âdem Olmak
Hz. Âdem olmak, ilkleri yaşamak demekti. İlk insan, ilk peygamber, ilk eş, ilk imtihan edilen, ilk hata eden, ilk affedilen, aile olmanın ağırlığını iliklerine kadar hisseden ilk baba. Âdem’in (a.s.) kendisine eşyanın isimleri öğretilse, bilgiyle donatılsa da bir baba olarak neyi nasıl aktaracağına dair önünde örneği yoktu. Babası olmayan, baba olmayı ağır bir sınavdan geçerek insanlığa öğreten, bu yolda evlat acısı çeken, buna sabreden ilk kişi olarak da insanlığa örnek olan odur. Nasıl ki Hz. Âdem bir baba olarak ilkleri yaşayan ise evlatlar da ilktir. Babaya itaat nedir, terbiye nasıldır, baba nasıl sevilir, nasıl saygı duyulur, hak kimdir, hakikat nerededir? Bütün bu soruların cevabı sınanmayla gelir. Evlatları Habil ile Kabil’in kavgasında öğrenir Hz. Âdem baba olmanın ağırlığını. Birinde akıl, iman, takva ve teslimiyet; diğerinde hırs, haset, isyan kendini gösterir.
Tam da günümüzde beş parmağın beşi de aynı olmaz sözünün karşılığıdır bu. Baba her ikisine de baba, vahiyden her ikisi de haberdar. Birini diğeriyle kıyaslamak yok. Habil de Kabil de aynı mektepten geçiyor. Allah Teâlâ’nın “Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti.” (Mâide, 5/27) ayetinde bir babanın evlatlarıyla sınanması olayının anlatılmasını isterken vurguladığı nokta önem arz etmektedir. Bu olay, bir kurgu değil hakikattir. Ayette “iki oğlun haberinin gerçeğe uygun” bir şekilde anlatılması istenmektedir.
Burada geçmiş toplumlardan şifahi kültür ile aktarılan ve diğer dinî metinlerde de yer alan pek çok uydurma senaryoları olan Habil-Kabil arasındaki olayın doğru ve gerçek olarak anlatılması kadar kardeşler arasında cereyan eden böylesi olayların, anlaşmazlıkların taraflarca farklı gerekçelerle gerçeklikten uzaklaştırabilme tehlikesine de işaret edilmektedir. Hz. Âdem vasıtasıyla önerilen kurban örneği, bir babanın evlatları arasında çıkabilecek sorunları büyütmelerine ve maksadından koparmalarına fırsat vermeden çözüm önerebilmesidir.
Söz konusu olayda kardeş kavgasının sebebinin ne olduğuna dair bir açıklamanın olmaması bizi sebepten ziyade sonuç üzerinde düşünmeye sevk etmektedir. Allah’a kurban sunma teklifi ya Hz. Âdem (a.s.) tarafından çocukları arasında çıkan bir anlaşmazlığın çözümü sadedinde ya da Cenab-ı Allah tarafından iki ayrı yolu seçen çocuklardan hangisinin hak yolunda olduğunu göstermek için emredilmiştir. Habil elindeki nimetlerin sahibinin kendisi olmadığının bilinciyle kurbanın en iyisini takdim ederken Kabil ise sahip olduklarının kötüsünü kurban etmiştir. Çocuklarını hakikate çağırmakla mükellef bir baba kimliği ile Hz. Âdem, gönülden ve iyisinden verenle isteksiz ve kötüyü ikram eden arasında hangisinin tercih edileceğini bildiği hâlde doğruyu ve yanlışı kendilerinin görmesini istemiştir. Buna biz yaşayarak öğrenme diyoruz. Aslında güçlü bir eğitim metodu olsa da kimi zaman bu örnekte görüldüğü gibi faturası ağır olabilmektedir. Nitekim Hz. Âdem de bu ağır sonucu hem kendisi yaşamış hem de bir öğreti olarak insanlığa hatıra bırakmıştır.
Evlatlar Arasındaki Husumet
Kardeşler arasındaki çekememezlik, kıskançlık ve düşmanlık gibi olumsuz duygular, kimi zaman birbirlerine şiddet uygulamalarına neden olabilir. Psikologlar, yaşanan bu şiddet türüne, genellikle ebeveynlerin çocuklarına eşit sevgi ve ilgi göstermemesinden kaynaklanan kıskançlığın neden olduğu görüşündedirler. Bu önemli bir neden olmakla birlikte, bir kardeşin diğer kardeşe nispeten toplum tarafından daha fazla kabul görmesi, maddi veya manevi olarak belirgin bir üstünlük elde etme veya sosyal başarıya sahip olma gibi sebepler de kardeşler arasında kıskançlık duygusunu tetikleyebilir. Kıskançlık duygusu, normal sınırlarda tutulabildiği takdirde herhangi bir sorun oluşturmazken kontrol edilemeyecek derecede artması, kişinin akıl ve ruh dengesini bozabilir. Bu durumda kardeşe karşı her türlü şiddeti uygulayabilecek olan hastalıklı bir kişilik ortaya çıkar ki kardeş şiddetinin en önemli nedeni budur. Kabul görmeyen Kabil, öfkesine yenilip kardeş kanı dökmeye yeltenince Habil ahlaki tavrını devam ettirir ve “Andolsun sen beni öldürmek için bana elini uzatsan da ben seni öldürmek için elimi uzatmam. Ben âlemlerin Rabbinden korkarım.” (Mâide, 5/28) der. Habil imanının gereğini, Kabil de inkârının sonucunu yaşar. Hz. Âdem’in ailesi üzerinden bizlere verilen mesaj, evlatlar arasında vuku bulabilecek kıskançlık ve hasede karşı dikkatli olunması, bununla birlikte onlara karşı merhamet ve adaletle muameleden taviz verilmemesi yönündedir.
Bir baba ve evlatları açısından başka peygamberlerden de örnekler sunan yüce kitabımız Kur’an’ı Kerim’in penceresiyle baba, bir güç sembolüdür. Bizi hayata bağlayan bir köprüdür. Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Şuayb, Hz. Yakup, Hz. Lokman ve efendimiz Hz. Muhammed (a.s.) örnekliği, bu köprü sağlam ve sığınabilecek bir yurt olursa hayat yolculuğunda tökezlemeden var olacağımızı söyler. Baba-evlat ilişkisi; psikolojik, sosyal, dinî açıdan bakıldığında mesafeli bir otoriteden çok şefkat, merhamet ve adalet barındıran bir duygu ile sağlıklı iletişim, nitelikli ilişkiye dayalı bir tarzda olmalıdır. Baba, evladın hem rehberi, hem sırdaşı, hem de koruyucusudur.
İrade, adalet, merhamet, dayanıklılık, duygusal ve psikolojik denge, cinsel kimlik, zihinsel gelişim, sosyal ilişkiler, öz güven ve problem çözme becerisi gibi kazanımlar baba aracılığı ile geliştiği için baba, çocuğun ayağa kalkıp yürüyebilme becerisidir aslında. O nedenle babaların kendi sorumluluklarının bilincinde olması kadar özellikle annelerin de gerek aile içinde gerekse sosyal hayatın her kademesinde babanın saygınlığını korumaları çok önemlidir.