İNSANA VERİLEN BÜYÜK NİMET AKIL
Hasan EFİLOĞLU
Sakarya İl Vaizi
İnsana verilmiş en büyük nimet akıl nimetidir, düşünme ve kavrama kabiliyetidir. İnsan kendisine verilen bu donanım sayesinde duyu yollarıyla elde ettiği verileri işler ve çıkarımda bulunur. Tıpkı bir bilgisayar programının gönderilen dosyaları kullanılabilir hâle getirmesi gibi insan da aklı sayesinde varlığı düşünür, içinde bulunduğu ortamı anlamlandırır. Kelime anlamı bağ kurmak olan aklın görevi, varlığı birbirine bağlamak, görünen üzerinden görünmeyene ulaşmaktır. Salt akıl, gündelik hayattaki fayda-zarar durumlarını tespit edebilir ancak “Bu evren neden var, benim dünyada ne işim var, beni buraya kim gönderdi, hayatın anlamı nedir, ölümden sonra ne var, doğru ve güzelin ölçüsü nedir?” gibi sorulara isabetli ve kapsayıcı cevap veremez. Bu yüzden tarih boyunca salt akılla düşünen filozoflar hayatın anlamı konusunda birbirini tekzip ederken kaynağı vahiy olan peygamberler birbirlerini tasdik etmişlerdir. Vahyin rehberliğinde kullanılmayan akıl, hakikate ulaşma konusunda yeterli değildir, yanılmaya müsaittir.
Akıl, kendi olgusal varlığı üzerinde bile düşünebilen ve tabiatta örneği bulunmayan müthiş bir cevherdir. İnsan kendi aklıyla, aklının sınırlı olduğunun ve her şeyi bilemeyeceğinin tespitini dahi yapabilir. İnsan, nokta kadar göz bebeğiyle büyük hacimli görüntüleri ihata edebilir ama mesafe ve kızılötesi ışınlar gibi bunun da bir sınırı vardır. Yine insan kalbi, tarifsiz duyguları hissedebilir, yine bu hissediş de insanın yaşanmışlığı ile sınırlıdır. Benzer şekilde insan aklı da çok sayıda hakikati keşfetmeye medar olacak bir güce sahiptir ama bunun da bir üst limiti vardır. Bir lambanın etrafını aydınlatmasının sınırı olduğu gibi aklın da idrak kapasitesini aşan sınırı vardır. O sınıra gelindiğinde, daha iyi bilene teslim olmak da aklın icabıdır. Mesela insan, aklıyla kendi bedeninin hastalandığını anlayabilir, sonrasında akıl onu, tedavi edecek bir doktora yöneltir. Akıl görevini yapmış olarak geriye çekilir, sonrasında doktora teslimiyet başlar. Eğer akıl haddini aşar, doktor gibi benim de bilgim var deyip ilaçlar yazarak kendini tedavi etmeye kalkışırsa kendini zarara uğratır. Aklın küçük ayakları ile gidilemeyecek yerlere vahyin kanatlarıyla uçmaya çalışmak akıllıca olandır. Akıl, insanı kıyıya kadar götürür, denizi aşmak için vahyin gemisine binmek gerekir. Gemiye binmeyi reddedenlerin suda boğulmaları mukadderdir.
Kendisine verilen akıl nimetinin hakkını veremeyenler, ayet-i kerimede insanların en kötüsü olarak nitelendiriliyor. (Enfal, 8/22.) Akıl, yaratılanlarla Yaradan arasında bağ kurmayı, bir olan Allah’a, O’nun indirdiklerine ve Hz. Peygamber’in bildirdiği ahiret gününe iman etmeyi sağlar. Peygamberimiz, “İnsanların en akıllısı kimdir?” sorusuna “Akıllı insan, ölümünden sonrası için şimdiden hazırlık yapan kişidir.” (İbn Mace, Zühd, 31.) şeklinde cevap vermiştir. Yaz aylarının albenisine kapılarak kendini eğlenceye veren ve gelmesi kesin olan kışa hazırlık yapmayan kişiye gafil denmez de ne denir? Akletmeyerek iman etmeyenlerin ahiretteki durumu bir ayet-i kerimede şöyle anlatılır: “Yine şöyle derler: ‘Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık şu alevli ateştekilerden olmazdık.’”(Mülk, 67/10.)
Günümüzde de “ben aklıma güvenirim, başka bir bilgi kaynağına ve rehberliğe ihtiyacım yok” diyenler, “gözüm var; o hâlde görebilirim” diyenler gibidir. Ama gözlerinin görebilmesi için ışığa ihtiyacı olduğunun farkında değillerdir.
Akıl, eşyanın üzerine etiket yapıştırıp hakikat icat etmek için değil Allah tarafından fıtrata yerleştirilen hakikati keşfetmek için vardır. Akıl, malzeme olmadan düşünemez; çevreden edinilen verileri işler. Hz. Peygamber’in getirdiklerini görmezden gelerek düşünce üreten bir zihnin yanlış sonuçlar çıkarması kaçınılmazdır. “…Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad, 13/28.) ayetindeki gerçeği görmeyip, mutluluğu tarih boyunca başka olgularda arayan beşerî felsefelerin insan hayatını yapboz tahtasına çevirdiği acı bir gerçektir.