İNCİL TAHRİFE UĞRADI MI?
PROF. DR. CAĞFER KARADAŞ
İncil’in tahrife uğradığı yani değiştirildiği doğru mu? Tahrif edilmişse nasıl? Tahrif edildiğini nereden biliyoruz?
Öncelikle İncil’in ne olduğunu bilmemiz gerekir. İncil, Hz. İsa’ya indirilmiş ilahi kitaptır. Bu isim, “iyi haber, müjde” anlamına gelen Yunanca “euaggelion” kelimesinden gelmektedir. Arapça dâhil diğer dillere de buradan geçmiştir. Bu kelimeyi Kitab-ı Mukaddes’in Yeni Ahit kısmındaki mektuplarda ilk defa Pavlus kullanmıştır. (Romalılar’a Mektup, 16/251, Korintlilere Mektup, 15/1.) Yeni Ahit’te İncil denildiğinde yazılı bir metin değil Mesih ve havarilerin bildirdiği mesaj/müjde ve şifahi bildirimler anlaşılır. Aslında İnciller, Hz. İsa’nın şahsını ve faaliyetlerini anlatan ilk Hristiyan yazılarıdır.
İncil ne zaman yazıldı?
Hristiyanlara göre Hz. İsa, İncil’i yazmamış, onu duyurmuş ve havarilerden de bunu yaymalarını istemiştir. Bu duyurular da şifahi nakillerle gerçekleşmiştir. Kilise, kanonik kabul edilen İncillerin Matta, Markos, Luka ve Yuhanna adlı şahıslar tarafından yazıldığını kabul eder. Ancak bunların gerçek yazarlar oldukları hususu tartışmalıdır. Bugünkü İnciller farklı kişilerce, muhtelif yer ve zamanlarda, çeşitli topluluklara hitaben yazıldığı anlaşılan metinlerdir. Araştırmacılar eski kilise yazarlarının verdikleri bilgilere ve İncillerin taşıdığı işaretlere dayanarak bu metinlerin birinci yüzyılın ikinci yarısıyla ikinci yüzyılın ilk yarısı arasında değişen tarihlerde yazılmış olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Genelde sinoptik İnciller olan Matta, Markos ve Luka’nın daha önce, Yuhanna’nın ise daha sonra yazıldığı kabul edilir.
Hristiyanlara göre İncil vahiy midir?
Hristiyanların vahiy anlayışı İslami anlayıştan son derece farklıdır. Hristiyanlar, İncillerin kutsal ruhun ilhamıyla kaleme alındığına inanırlar. Onlara göre Hz. İsa, peygamber değil, ilahi kelamın bedenleşmiş hâlidir. O, Allah’tan bir kitap almamıştır. Vahyin somutlaşmış şekli olan İsa’nın söz ve fiilleri kendisinden çok sonra İnciller olarak kitaplaştırılmıştır. İncillerin yazarları İsa’nın mesajını kutsal ruhun ilhamıyla almışlar fakat kendi lafızlarıyla ifade etmişlerdir.
Birden fazla İncil olması farklılık ve çelişkiye yol açmaz mı?
Her bir İncil’in yazarı ayrı olduğundan doğal olarak aralarında farklılıklar bulunmaktadır. Nitekim sinoptik İnciller: Matta, Markos ve Luka ile Yuhanna arasında bile farklılıklar vardır. Ayrıca kendi içlerinde de çelişkiler bulunmaktadır. Bu çelişkilerin bazılarının farklı dillerde yazılmasından/tercümesinden kaynaklanmış olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Hz. İsa’nın konuştuğu dil Aramiceydi ve İncil de o dilde olmalıydı. Bütün İnciller de o asıl İncil’e dayanmalıydı. Oysaki asıl nüsha bir yana dört İncil yazarına ait orijinal metinler bile bulunmamaktadır. Bugün elde bulunan en eski İnciller dördüncü yüzyıla ait Grekçe metinlerdir. Bu da elimizde bulunan İncillerin en eski varyantlarının bile asıl olmayıp tercüme olduklarını göstermektedir. Bu yüzden de İnciller arasında hem anlatılan olaylar ve konuşmalar hem de onların sıralanışında birçok farklılık ve çelişki görülmektedir.
Kur’an’da İncil nasıl geçmektedir?
Kur’an-ı Kerim’de İncil kelimesi on iki yerde geçmekte ve Hz. İsa’nın tebliğ ettiği ilahi vahiy olduğu ifade edilmektedir ancak Hz. İsa’ya ne zaman ve nasıl verildiği açıklanmamıştır. (Âl-i İmran, 3/3, 65; Maide, 5/46; Hadid, 57/27.) Kur’an’da İncil daha çok Tevrat’la birlikte zikredilmekte olup Hz. İsa’nın Tevrat’ı tasdik ettiği, kendisine kitabın, hikmetin, Tevrat ve İncil’in öğretildiği bildirilmektedir. Şu hâlde Kur’an kavramı olarak İncil, sadece bir müjde ve mesajı değil indirilmiş olan kutsal kitabı da ifade etmektedir. Öte yandan İncil’de yer alan birçok bilgi Kur’an’da da geçmektedir. Söz gelimi Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. Meryem ve Hz. İsa ve havarilerden Kur’an’da bahsedilmekte; Hz. Meryem’e Hz. İsa’nın doğumunun müjdelenmesi ve Hz. İsa’nın mucizeleri gibi olaylar da geçmektedir.
İncil Hz. Peygamber’i müjdelemiş midir?
Hz. İsa’nın kendisinden sonra Ahmet adında bir peygamberin geleceğini müjdelediği Kur’an’da geçer. (Saf, 61/6.) Öte yandan ümmi bir peygamberin geleceğinin Tevrat ve İncil’de de yazılı olduğu bildirilmiştir. (Araf, 7/157.) Bugünkü İncillerde, özellikle Yuhanna İncil’inde bu tür müjdelere işaret eden cümle ve kavramlar yer almakla birlikte bunlar Hristiyanlarca farklı yorumlara tabi tutulmuştur. (Yuhanna, 14/16-26; 15/26-27; 16/7-15; Bucaille, s. 168-174.) Kur’an ile İncil arasında benzerlikler bulunmakla birlikte ciddi bazı farklılıklar da vardır. İslam âlimlerine göre gerçek İncil’i de Kur’an’ı da indiren Yüce Allah olduğundan aralarında benzerlikler bulunması gayet doğal hatta gereklidir.
Bu benzerlikler alıntı iddialarına yol açmaz mı?
Açmıştır da zaten. Nitekim Hristiyanlar, Hz. Peygamber’in İncil’den yararlandığını iddia etmişlerdir. Ancak bu iddialarına ne somut ne de akli bir delil getirmişlerdir. Zira Hz. Peygamber’in ümmi oluşu herhangi bir kitaptan yararlanması imkânı ve ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Yine Arapça dışında bir dil bilmemesi de onların bu iddialarını boşa çıkarmaktadır. Çünkü o dönemde İncillerin yazıldığı dil Grekçeydi, Süryanice ve Kıptice tercümeleri bulunsa da durum değişmez, İncil’in Arapçaya çevrilmiş olduğuna dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Varaka b. Nevfel gibi İncil’i bilen kişilerden Hz. Peygamber’in yararlanmadığı da ilk vahiy tecrübesine dair gelen haberlerden net bir şekilde anlaşılmaktadır. Zaten Hz. Peygamber tebliğe başlamadan Varaka b. Nevfel vefat etmiştir. (Buhari, “Bed’ü’l-Va’y, 1.) Eğer böyle bir yararlanma olsaydı Medine’ye gelip Hz. Peygamber’le görüşmede bulunan Necran Hristiyanları bunu gündeme getirirlerdi.
İncil’in tahrif edildiği nasıl anlaşılır?
İncil, ilahi mesaj olduğuna göre son ilahi mesaj olan Kur’an’la aralarında çelişki bulunmaması gerekir. Hâlbuki Kur’an ile mevcut İnciller arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Nitekim Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu kabul edilmesi, teslis inancı ve insanların günahlarına kefaret olmak üzere çarmıhta can verdiği iddiası bu temel farklılıklara en açık örneklerdir. İncillerden kaynaklanan bu yanlış inançların İslam açısından kabulü mümkün değildir. Allah’ın gönderdiği bir kitapta yer alması mümkün olmayan bu tür ifadeler, İncillerin tahrif edildiğinin en açık ve net göstergeleridir. Onların tahrifleri yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi değiştirmek ve bozmak şeklinde olduğu gibi gizleme ve göz ardı etme şeklinde de olmuştur. Kur’an’da buna şöyle işaret edilir: “Ey Ehl-i Kitap! Kitapta olduğu hâlde gizlemekte olduğunuz birçok şeyi peygamberimiz size açıklamak üzere geldi.” (Maide, 5/14-15.) Öte yandan İncil’de Hz. Peygamber’in geleceğinin yazılı olduğuna dair Kur’an’daki bilginin bugünkü İncillerde açık olarak bulunmaması, bulunan bilgilerin de yorumlarla müphem hâle getirilmesi İncil’in tahrifine işarettir.
İslam’a göre bugünkü İncillerin durumu nedir?
İslam’a göre bugün Hristiyanlığın muteber saydığı dört İncil’den hiçbirini Hz. İsa’ya nispet etmek mümkün değildir. Bunlar ne Hz. İsa’ya vahyedilen İncillerdir ne de onun yaşadığı dönemde kaleme alınmıştır. Zaten Hristiyanlar da bunu kabul etmektedirler. Onlara göre Hz. İsa ne yazmış ne de yazdırmıştır. Mevcut İnciller, Hz. İsa’nın semaya çekilmesinden çok sonra muhtelif kimseler tarafından kaleme alınmıştır. Ayrıca İncillerin havarilere nispeti de kesin ve doğru değildir. Her ne kadar kilise, kitapların kutsal kabul edilmesi için havarilere nispet edilme şartını koymuşsa da dört İncil yazarlarından sadece Matta ve Yuhanna, kesin olmamakla birlikte havari sayılabilir. Markos ve Luka havari değildir. Bir başka husus da bugün mevcut Yeni Ahit yazmalarından hiçbirinin yazarlarına ait hiçbir orijinal nüshanın bulunmamasıdır. Ayrıca Hz. İsa Aramice konuştuğu hâlde bugünkü Yeni Ahit kitaplarının tamamı Grekçe yazılmıştır. Son olarak “Kudüs Kitab-ı Mukaddes Okulu Çalışmaları, İncillerin defalarca yeni baştan kaleme alınmış, gözden geçirilmiş ve düzeltilmiş metinler olduklarını kesinlikle ispat etmektedir.” (Bucaille, s. 176.)
(Maurice Bucaille, Müsbet İlim Yönünden Tevrat İnciller ve Kur’an, trc. M.A. Sönmez, Ankara: DİB Yayınları 2001, 99-105, 168-174, 176; Ömer Faruk Harman, “İncil”, DİA, İstanbul, 2000, XXII, 270-276; Hikmet Tanyu, “Ahd-i Cedid”, DİA İstanbul, 1988, I, 501-507.)