İLAHİ RAHMETİN GÖLGESİNDE

Dr. Rukiye AYDOĞDU DEMİR
Diyanet İşleri Uzmanı

Çölde gölgeden bahsediyor. Ona en çok ihtiyaç duyanlara, onu en çok arzulayanlara… En iyi anlayacakları şekilde, en iyi bildiklerinden yola çıkarak anlatıyor meramını insanlara. Her zamanki gibi ağzından çıkacak bir çift söze dikkat kesilmiş etrafındakiler. Çölde, gölgeden bahsediyor Allah Resulü (s.a.s.), âdeti olduğu üzere en değerli sözleri en veciz şekilde sunuyor dinleyicilerine. Tek tek anlatıyor, sıralıyor bir bir… Akıllarda kalması için tane tane dökülüyor ağzından cümleler ve ezberleyebiliyor onu bir kez dahi dinleyenler… Çölde gölgeden bahsediyor Allah Resulü, eşsiz bir serinlik vadediyor sıcaktan kavrulanlara. Her bir cümlesi bir ferahlık taşıyor çölün ortasına, her biriyle görünmez damlalar iniyor yeryüzüne. En çok da gençler serinliyor o konuştukça ve gençlerin yüzü şu müjdeyle aydınlanıyor:

“Yedi (sınıf) kimseyi Allah Teâlâ kendi gölgesinden başka gölge bulunmayan günde gölgesinde barındıracaktır. (Bunlardan biri de) Rabbine ibadet ederek yetişen gençtir.” (Buhari, Ezân, 36; Müslim, Zekât, 30)

Peki ya diğerleri? Gençlerle o büyük gölgeyi paylaşacak olanlar kimler? Onlar, adaletli yöneticiler, mescitlere düzenli bir şekilde devam edenler, birbirlerini Allah için sevenler, iffetlerini muhafaza edenler, Rablerini anıp gözyaşı dökenler, sadakalarını gizli verenler… Güneşe en yakın olanlar aynı zamanda gölgeyi paylaşanlar; aydınlıktan en fazla nasibi olanlar ebedî serinliğe sığınanlar… Öyleyse önce aydınlanmak gerek, henüz dürülmemişken yüzünü güneşe çevirmek. Fırsat eldeyken, hâlâ vakit varken Rabbe yönelmek…

İşte “gençler” tam da bu yüzden buradalar, bu yedi güzel insan arasına bu özellikleriyle girmeyi başardılar: Kulluk şuurunu erkenden kazanarak. Gölgeleri izleyerek Rablerinin bu çok özel muamelesine nail oldular. Gölgeleriyle birlikte Rablerine secde ederek… O’nun iradesine bütünüyle boyun eğerek, O’nun için saygıyla sabah akşam yerlere kapanan gölgelerini takip ederek… (Nahl, 16/48) “Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.” (Furkan, 25/45) uyarısına kulak vererek ebedî serinliğe eriştiler.

Günün en aydınlık anından sonra karanlığın bastıracağının farkındaydı onlar. Yazı kışın, kemali de zevalin takip ettiğinin, ellerindeki tek sermayenin bir gün tükeneceğinin bilincindeydiler. Herkes uyurken onlar uyanıktı. Rablerinin gecenin içinden gündüzü, diriden de ölüyü çıkaracağını okumuşlardı Yüce Kitap’ta (Âl-i İmran, 3/27). İşitmişlerdi çok sevdikleri Peygamberlerinden (s.a.s.) gençliklerini nerde geçirdiklerinin hesabını vermeden huzurdan ayrılamayacaklarını (Tirmizi, Sıfatü’l-kıyâme, 1). Öğrenmişlerdi İslam’ın genç sahabilerin omzunda yükseldiğini. Ve onların hayatlarını Allah ve Resulü’ne nasıl bir teslimiyetle adadıklarına şahit olmuşlardı. Bu yüzden hazırlıklıydılar. Ne gaflete düştüler ne bahane ürettiler. Ertelemediler, boş vermediler, tembellik edip üşenmediler, çoğunluğa uyarak zamanın seline kapılıp gitmediler. Ağırlıksız, sabitesiz, kimliksiz, belli belirsiz varlıklar olarak sadece görünmek için bu dünyadan öylesine gelip geçmediler. Onlar, genç yaşta kendi doğrularına sahip olup bunları savunabilme cesareti geliştirdikleri, bunlardan hiçbir koşulda asla vazgeçmedikleri için farklıydılar. Belli duyarlılık ve hassasiyetlerle, ilkelerle yaşamak zor olsa da bazen, Rabbin rızasını gözeterek O’nun yolundan ayrılmadıkları için değerliydiler. Ve bu bilince sahip olmanın hiç de kolay olmadığı o deli çağda bunu başardıkları için özeldiler.

Avuçlarımıza bir süreliğine muhafaza etmemiz için bir cevher yerleştirmiş Rabbimiz. Bu cevher çok kıymetli, öyle ki ona karşı muamelemize göre ilahi rahmetten nasiplenmek mümkün olacak. İnsanın o çok çaresiz ve muhtaç olduğu anda kendisine kucak açacak bir limana, bir serinliğe dönüşecek cevherimiz. Evet, bizi yaratan Rabbimiz bu cevheri nasıl işleyeceğimizi, neye dönüştüreceğimizi görmek istiyor. Kimi kaybedecek onu nerede bıraktığının bile farkında olmadan kimi solduracak. Kimi ise ince bir işçilikle bir mücevhere dönüştürecek. O gün geldiğinde avuçlarımızdaki mücevherleri sunabilirsek Rabbimize aynı gölgeyi paylaştığımız o insanlarla birlikte içimizi tarifsiz bir huzur kaplayacak. Ve Rabbimiz ebedî hayatta mükâfat olarak kullarına yine aynı cevheri sunacak:

“Cennet ehline şöyle seslenilecektir: ‘Sizin için gençlik vardır, ihtiyarlamayacaksınız…’” (Müslim, Cennet, 22)