İKİ ŞEYLE DURUR
DÜNYADA
İNSANIN ADI

Gülşen ÜNÜVAR

Dinle eli açık!
Mektubuma başlamadan evvel sana selam eder, gözlerinden öperim. Özünün hoşluğunu, gönlünün mutluluğunu dilerim. Nasılsın diye sormak âdettendir, âdet yerini bulsun evlat.
Beni soracak olursan güzden yenice çıkmış bir ağacın ihtiyar dallarından hâlliceyim. Son yapraklarım da ha düştü ha düşecek. Kabuklarım desen nasırlaştı, ağırlaştı, yer yer kurudu, yol yol açıldı, aralandı. Yanlış anlamayasın, şikâyetçi değilim hâlimden, iyiye bile yorarım bu değişimleri. Asıl aynı kalmak, hiç değişmemek endişelendirirdi beni. İnsanız, elbet ağaracak saçlarımız, kirpiklerimizin üzerine hafifçe yıkılacak göz kapaklarımız, içinden coşkun nehirler akacak kıvama gelecek simamızdaki çizgiler… Olacak evlat, olacak. Öyle ki yaşadığımıza dair bir kanıt bırakacak hayat.
Aslolan elimize, dilimize değil de gönlümüze sahip çıkmak diye yorarım ben zamanı. Gönlünden ne haber? Rahat mı, huzurlu mu, sakin mi bir sor bakalım, ne cevap gelecek içinden. Geçen zaman onu da hamur gibi yoğurmuş mu, anlamlı şekiller verip bir kenara koymuş mu? Yoksa öyle ilk hâliyle kalmış da şu hayattan hiç mi hazel almamış?
Olmaz değil, olur evlat. Nice gelmişler geçmişler gördüm ben; eli yüzü kadar gönlü de ilk hâliyle duran, ne yontulmuş ne de tek bir darbe almış. Şükür ki boş gelip de yine aynı boşlukla geçmiyoruz şu âlemden. İyi ya da kötü biz de yontulduk, aşındık, şekil aldık, yaralandık, yara sardık. Bizde iki varsa birini paylaştık, bir varsa ikiye ayırdık, hiç yoksa beraber çare aradık, çabaladık. Elimiz de gönlümüz de açıktı çok şükür ve yine şükür ki eli açıklarla karşılaştırdı bizi Hak. İncitmedik, incinmedik.
Eli açıklık nedir diye sorarsan mal, mülk ile altın, ahça ile yoktur bir alakası. Canla vardır bunun yalnızca ilgisi; canını ortaya koyacak kadar özünle varsan bir davada, işte budur anlamı eli açıklığın. Eli açıklık gümüş dağıtmak değildir.* Eli açıklık malını paylaşmak hiç değildir. Ekmeğini, suyunu bölüştüğün oldu mu hiç? Ya kederini, derdini? Saadetini üleşecek kadar selek olabildin mi mesela? Evet diyebilmek için çokça yaşamış çokça görmüş, çokça gezmiş olman icap eder. Durduğun olduğun yerde iyilik yapmak kolaydır zira. Ne kadar insanla karşılaştığın, kaç hadisenin içinde kaldığın, kaç badireden sonra emeline vardığın mühimdir evlat. Başına iş gelmedikçe kendi kendini eli açık ilan etmemeli insanoğlu. Hele dar gününde göreyim ben onları ya da ırak gurbette; belki de açların aç, tokların tok olduğu bir kentte. Mazlum haksızlığa uğrarken, bir gariban müşkülüne çare ararken, en yakının ya da en uzağın medet umarken belli olur yiğidin yiğitliği, merdin mertliği.
Her söz aynı kapıya çıkar, farkında mısın evlat; iyilik kapısı! Merhamet, vicdan, lütuf kapısı. Kapıları sonuna kadar aralayasın ki şu daracık âlemde mert durup mert kalasın. Zira İki şeyle durur dünyada insanın adı, ünü. Biri mal, davar sahibi olmak, biri yüzsuyu.*
Yüzsuyu nedir bilir misin evlat? Dünyada bıraktığın, senden sonra geriye kalacak onurun ve şerefindir. Özü saygın, haysiyeti pak, alnı ak insanlar için kullanılan tabirlerin bir kısmını sıralayıverdim işte sana. Hepsi de aynı kapıya çıkan mertebelerdir bunlar. Çıkarını güden, fırıldaklık eden, hep bana diyenler uzaktır bu kapıdan. Mal, davar sahibi olmak kolaydır, zor olan yüzsuyunun her daim duru kalması. Çağlayanlar kadar, gökyüzü, deryalar, ummanlar kadar berrak kalabilmesi senin elindedir evlat. Durulukla beslersen nefsini, duru kalırsın. Çamur ile haşır neşir olursan çamurlaşırsın.
İbadetini noksansız yaparsan Hak daima yanında olur. Kalbini doğru tutarsan ünün de adın da tertemiz kalemlerle ak pak taşlara yazılır. İşte o vakit her iki cihanda da huzur bulur huzur verirsin. Diyeceğim o ki; Dünya endişesini kısa tut, ibadetin olsun uzun. Acele ettiğinde sakin ol, kızdığında düzgün.* Atadan evlada bir deyiş, bir kelam, bir öğüttür ettiğim. İster kulağına küpe yaparsın ister buruşturup bir kenara atarsın. Ben inanıyorum ki atsan bile okudukların bir nebze de olsa zihninde yer etmiştir, küçük de olsa incecik yollar açılmıştır kalbinde. Vakti saati geldiğinde, belki de yaşın kemale erdiğinde eski ahşap bir sandıktan çıkarcasına çıkıverecek karşına; biraz naftalin kokacak, rengi biraz safran sarısına çalacak, solmuş yazıları seçmekte gözün zorlanacak ama mutlaka zihninde canlanacak bu söylediklerim.
Belki merak edersin belki yersiz bulursun yazdığımı bir daha yazmamı, söylediğimi defalarca tekerrür etmemi, dediğimi bir daha bir daha dememi, her cümleme nasihat eklememi… Zihnine bir mıh gibi kazınsın isterim de ondandır evlat. Senin zamanında nasıldır bilemem amma benim devrimde altın değerindedir öğütler. Söz ağızdan çıkmadan kapar burada evlatlar her lafı; bal ile kaymak gibi, pekmez ile lokum gibi. Bayram yerinde dağıtılan inci mercan şeker gibi. Bilirler çünkü yollarını aydınlatacak tek kılavuz büyükten küçüğe geçen söz mirasıdır. Anadan kıza, kızdan kızına. Babadan oğula, oğuldan oğluna.
Velhasılıkelam, bu fakir kalemkâr sana der ki gümüş bir halka işler gibi işledim satırlarımı, iyi oku, tak bileğine. Burada son bulan mektubumu kılavuz yap kendine.
Gözlerinden öper, sana selametler dilerim…
*Kutadgu Bilig