İKİ CİHAN SERVERİ:
HZ. MUHAMMED (s.a.s.)


Birgül YANGIN ASLANOĞLU


İnsanlığın kaderini etkileyecek hadise, Hira Mağarası’nda Hz. Muhammed’in (s.a.s.) inzivaya çekildiği günlerden birinde yaşanmıştı. Tefekkür hâlindeyken daha önce hiç görmediği bir varlık, ona “Oku!” demişti. “Ben okuma bilmem.” dediğinde o varlık yine “Oku!” demişti. O ise okuma bilmediğini tekrarlamıştı. Melek onu kuvvetle sıkıp bıraktığında “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı ’alak’dan yarattı. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.” dedi. (Alak, 96, 1-5.) Hidayet rehberi olarak gönderilen elçilerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.s.) hepimizin bildiği üzere ilk vahyini Cebrail’den (a.s.)böyle almıştı.
Neydi onu insanlar içinde ayrı tutan? İnzivaya çekilmesine neden olan hadiseler nelerdi? Yozlaşmış bir toplumda daha çocuk yaştan itibaren iyiliğin ve doğruluğun neferiydi Hz. Muhammed. Peygamberliğinden önce “el-Emin” lakabıyla anılandı. Zulmün kol gezdiği bir toplumda o, dürüstlüğün remziydi. Güçlünün zayıfı ezdiği, kadın ve çocukların türlü türlü zulme maruz kaldığı, insanların bir eşya gibi alınıp satıldığı bir toplumda o, doğru bildiğinden şaşmıyor, daha genç yaşta “Hılfu’l Fudûl”a katılarak hak için mücadele veriyordu. Kırklı yaşlarına doğru, yaşadığı toplumda gördüğü çürüme onu tefekküre sevk etmişti.
Onun dünyaya gelişi insanlığa bir lütuftu, peygamberliği ise insanlar için iki cihan saadetinin anahtarı. Çünkü o yaşayan Kur’an’dı. Âlemlere rahmet ve güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen Hz. Peygamber’in “Allah beni bir muallim (öğretmen) olarak göndermiş bulunuyor.” (İbni Mace, Mukaddime, 229.) ifadesinden de anlaşılacağı üzere o, İslam davetinin hem önderi hem de öğretmeniydi. Teoride ve uygulamada ideal bir eğitmendi. Dareyn saadeti için yüce kitabımızın eğitici ve öğretici tüm nitelikleri onun örnek şahsında hayat buldu, sözünün tesiriyle kabul gördü. Cahiliye Dönemi, okur-yazar insanın parmakla sayıldığı bir dönemdi. Doğal olarak bilginin kalıcı olması, muhafaza edilmesinde hafıza kabul görüyordu. Hz. Muhammed, indirilen ayetleri önce “vahiy katipleri”ne yazdırmıştı. İlk eğitim, Kur’an-ı Kerim’i okuma, anlama, yayma ve açıklama şeklinde olmuştu.
Hz. Muhammed’in yaşadığı coğrafyada kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. İnsanlar kendi yaptıkları putlara tapıyor, kâhinlerden ve falcılardan medet umuyorlardı. Karanlığa ve sapkınlığa boğulmuş, ahlaki değerlerden yoksun, batılın ve zulmün hâkim olduğu böyle bir dönemde yaşamı, varlığı, insanları, dünyayı sorgulayan Hz. Muhammed’e (s.a.s.) Yüce Allah önce “Oku!” emrini vermişti.
Hz. Muhammed’in (s.a.s.) eğitimciliğinde iyiliği, güzelliği emretmek, kötülükten sakınmak anlayışı hâkimdi. Bunun için özellikle Hicret’ten sonra Medine’de sistematik bir eğitim seferberliği başlattı. Kurulan İslam Devletinde eğitim öncelendi. Mescid-i Nebi’nin inşasıyla en önemli eğitim hamlesi yapıldı. Müslümanlar, İslami öğretiyi önce burada almışlardı. Resulüllah, okuma-yazma oranını artırmak adına pek çok girişimde bulundu. Bunlardan en çarpıcısı belki de Bedir Savaşında okuma yazma bilen Mekkeli esirlerin on kişiye okuma yazma öğretmek şartıyla esaretten kurtulacaklarının güvencesini vermesiydi. Ayrıca Mescid-i Nebi’de eğitim öğretim için “suffe” açılmıştı. Suffe, eğitim yuvasıydı. Zamanla öğretmen bile yetiştirdi. Okuma-yazma öğretmek amacıyla “küttap” ve “daru’l kurra” adlı okullar açıldı. Resulüllah’ın değişime yönelik fiilleri onun etkileyici üslubuyla kısa zamanda kabul gördü. Ümmetinin rol model öğretmeniydi o. Onu örnek alan sahabiler, hayatlarıyla da bize örnek olmuştular.
Hz. Muhammed, Kur’an’ın emri doğrultusunda insanların yaşama hakkını güvence altına almış, haksız yere insan canına kıyılmasını ve işkenceyi yasaklamıştı. Yalanın, dedikodunun, iftiranın, kan davasının, zulmün, aldatmanın, ihanetin yerini kardeşlik, sadakat, sevgi, merhamet, huzur ve adalet almıştı. Cahiliye Döneminin karanlık atmosferinden uzak, güven esasına dayalı bir medeniyet inşa etmişti. Selamı, hediyeleşmeyi, ikramda bulunmayı insanlar arasında muhabbeti geliştirmek adına yaygınlaştırdı. Onun İslam’a çağrısı inanç özgürlüğünün, kölelik sistemini yok etmek adına girişimleri de özgürce yaşama hakkının bir göstergesiydi. Modern dünya kimi zaman onu bir devrimci kimi zaman bir reformist olarak tanımladı. Sadece Müslümanlar için değil, tüm dünya için o, hem tarihin akışını değiştirmiş hem de insanlığın manevi gelişimini şekillendirmişti.
Resulüllah, “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” (Buhari, İlim, 11.) diyerek insanların ilgi alanına, yeteneklerine, kültür seviyesine göre onlara eğitim verilmesini tavsiye etmişti. Zira değişim düşüncede başlardı. Düşünceyi şekillendirecek olan da insanın bilgi ve idrak düzeyiydi. Körü körüne atalarının yolundan giden insanlardan, gökteki yıldızlar gibi yolumuzu aydınlatan bir toplum inşa etmişti.
Hz. Muhammed’in söz ve davranışları, bir ayeti açıklaması, bir emri uygulaması onun sünnetidir. Mümin, Resulüllah’a vahiy yoluyla indirilen ayetleri koşulsuz kabul edendir. Biz ondan güvenilir olmayı, israftan uzak sade bir yaşam sürmeyi, mazlumların hamiliğini üstlenmeyi, çocukların dilinden konuşmayı, adil ve özverili olmayı, sevmeyi kısaca güzel ahlakı öğrendik.
Dünyayı teşrifinin sene-i devriyesi olan Mevlid Kandili’ni aziz bildik. Her kandilde onun hayatını tekrar öğrenmeye, varlığının hikmetini anlamaya çalıştık. Doğumundan başlayarak aziz yaşantısını beyitlere döktük. Hayatını, mücadelesini, ahlakını gelecek nesillere aktarmak için kitaplar yazdık.
Salat ve selam ebedî hidayet rehberimizin üzerine olsun. Rabbim bizi onun davetine layığıyla uyanlardan eylesin.