İDARESİ VAKIFLARDA OLDUĞU YILLARDA CAMİLERE İLİŞKİN BAZI NOTLAR
Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri
Yazılarımda yeri geldiğinde, “Ülkemizde camiler ve hayrat hademesinin/cami görevlilerinin idaresi, 1931 yılında bir bütçe kanunuyla Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredildi; bu hâl 1950 yılına kadar sürdü.” mealinde cümlelere yer vermiştim. Kısa ve öz olarak belirtmek gerekirse 1931-1950 yılları arasında camiler ve cami görevlileri üzerinde idari yetkiler Vakıflar’da, camilerde sunulan hizmetlerin murakabesi ve dinî yönden takibi ise Diyanet’te olmuştu. Devlet teşkilatı içinde bir Diyanet İşleri Reisliği varken bu teşkilatın ana hizmet mekânları olan camileri ve ana hizmet elamanları olan hayrat hademesini ondan koparmak… Ya da dinî nitelikli bir hizmeti, devletin iki ayrı kurumu arasında paylaştırmak… Günümüz şartlarında ve düz bir mantıkla bunu izah etmek kolay olmayabilir. Ama sonuç itibarıyla böyle bir tecrübe yaşanmış ve bitmiştir. Tabii olarak bu iki başlılık, uygulamada birçok müşkülatı beraberinde getirmiştir ancak bu yazıda o sıkıntıların detayına girilmeyecek, sadece bu süreçte camiler ve cami görevlileri çerçevesindeki gelişmelerden bir kısmına notlar hâlinde işaret edilecektir. Bu notların kaynağı ise bu yazıya mahsus olmak üzere sadece Vakıflar Genel Müdürlüğünün (o yıllardaki resmî adı Evkaf/Vakıflar Umum Müdürlüğü idi, bu yazıda “Vakıflar” kısaltması da kullanılacaktır) resmî süreli yayınları olan ve teşkilatla ilgili yasal düzenlemeler ve tamimlerin (genelge) yayımlandığı Mecmua ve Muharreratı Umumiye Mecmuası adlı mevkuteler olacaktır. Sözü edilen mevkutelerin 1938-1944 yıllarına ait ciltlerini gözden geçirme imkânım oldu. Bu dergilerde sadece dergilerin yayımlandığı yıllara ait olanlar değil geçmiş yıllarda yayımlanmış genelgelere de yer verilmişti. Bu genelgelerden bir kısmı camiler ve hayrat hademesiyle ilgiliydi. 1931-1950 yıllarında camiler ve cami görevlilerine ilişkin fazla bir arşiv belgesine sahip olmadığımızdan Vakıflar’ın sözü edilen resmî yayınları önemli bir kaynak durumundadır. Binaenaleyh, vereceğim örneklerin dönemdeki camiler ve din hizmetlilerinin durumuna bir nebze ışık tutacağını düşünüyorum. Notlarımızın camilerle ilgili olanı bu yazıda, hayrat hademesiyle ilgili olanlar da sonraki yazımızda yer alacaktır.
Başka kaynaklar yanında yukarıda sözü edilen resmî yayınlardaki verilerden de anlaşıldığına göre, Vakıflar idaresinde camiler söz konusu olduğunda, gündemi en çok teşkil eden konulardan biri süreçte cami ve mescitlerin tasnifi ve tasnif dışı kalan cami ve mescitlerin başka amaçlarla kullanılmak üzere ibadete kapatılması; ikincisi ise bilhassa İkinci Dünya Savaşı yıllarında askerî güzergâhlardaki bir kısım camilerin askerî amaçlarla kullanılmasıdır. Hemen belirteyim ki her iki konu ve uygulamadan kaynaklanan sıkıntılar Reislik kaynaklarında da genişçe yer bulmuştu. Ancak yukarıda da ifade ettiğim gibi burada sadece Vakıflar idaresinin sözü edilen resmî yayınlarındaki kayıtlardan bir kısmına notlar hâlinde yer verilecektir.
15 Kasım 1935’te çıkartılan 2845 sayılı kanun, “Cami ve Mescidlerin Tasnifine ve Tasnif Harici Kalacak Cami ve Mescid Hademesine Verilecek Muhassasat” başlığını taşıyordu. Bu kanun, cami ve mescitlerin bir tasnife tabi tutulmasını ve tasnif harici kalacakların “başkaca istifade edilmek üzere” kapatılabileceğini öngörüyordu. Belirtildiği gibi camilerin idareleri o yıllarda Vakıflar’da olduğu için söz konusu kanunun çıkışından önce bu kurumca şehirlerdeki camilerin tasnifi yapılmış ve kadro dâhilinde veya haricinde bırakılması gerekenler tespit edilip hazırlanan tasnif cetvelleri valiliklere gönderilmiştir. Kabulünden sonra da kanunun uygulanmasına ilişkin genelgeler yayımlanmıştır. Bunlardan Evkaf Umum Müdürlüğünden Vakıflar Müdürlük ve Memurluklarına gönderilen 25 Aralık 1935 tarihli genelgede, kapatılmış cami ve mescit görevlilerinin maaş ve tahsisat durumuna ilişkin sekiz maddelik bir açıklamaya yer verilmişti. (Mecmua, c. 4, s. 66-68.)
1941 yılında, 2845 sayılı kanuna bazı ilaveleri öngören 3994 sayılı kanunun neşri üzerine Vakıflar idaresi bu değişikliğe ilişkin teşkilata yeni bir genelge gönderdi. Bu genelgede özellikle camilerin münhal kalacak hizmetlerine açıktan kimse alınmayarak çeşitli sebeplerle içinde namaz kılınmayan cami ve mescit hademelerinin buralarda görev yapması istenmişti. Bu görevliler, içinde namaz kılınmaya başlandığında eski vazifelerine iade edileceklerdi. (Muharreratı Umumiye Mecmuası 1940-1941, s. 94-96.)
Evkaf Umum Müdürlüğünün 13 Haziran 1936 tarihli tamiminde ise Köy Kanunu hükümleri çerçevesinde, ücreti köy idaresince verilen imamların görev yaptığı köy cami ve mescitlerinin tasnife tabi tutulmadığı, mevcut imamların görevlerine devam edeceği ifade edilmiştir. (Mecmua, c. 4, s. 72-73.)
Vakıflar Umum Müdürlüğüne ait bazı yazışmalardan anlaşıldığına göre, tasnif harici kalmış, -bu kavram bazen “kadro harici” olarak da ifade edilmiştir- cami ve mescitlerin başka amaçlarla kullanımına karar verildiğinde, kullanım amacına göre buralarda birtakım tadilatın yapılabileceği de kabul edilmişti. Genelgelerde, yapılacak tadilatın mahiyetine ilişkin ayrıntılar da vardır ancak burada örnek verilmedi. Vakıflar Umum Müdürlüğü Teşkilatı ve Vazifeleri hakkındaki nizamnamenin 20. maddesinin (F) fıkrası mucibince hayrat kütüklerinin tesisi için hazırlanan cetvellere, bu tür tadilata uğrayan hayratın kayıtlarının yapılmaması öngörülmüştür. Keza cami, mescit, tekke, türbe, zaviye, medrese gibi hayrat nev’inden bütün gayrimenkuller ve bunların arsaları da cetvellere kaydedilmeyecekti. (Vakıflar Umum Müdürlüğünden Vakıflar Müdürlük ve Memurluklarına gönderilen 28 Ekim 1940 tarihli genelge, Muharreratı Umumiye Mecmuası 1940-1941, s. 55-57.)
Vakıflar Umum Müdürlüğünden Vakıflar Müdürlük ve Memurluklarına gönderilen 2 Ekim 1944 tarihli genelgede belirtildiğine göre, tarihî ve mimari kıymeti haiz cami ve mescitlerin aynen muhafazası gerektiği hâlde bazı yerlerde tasnifte kadro harici bırakılarak kendi hâllerine terk edildiklerine de rastlanmıştır. Genelgede, tasnife ilişkin yasal mevzuat hatırlatılarak taşra vakıflar idaresince yapılması gerekenler anlatılmıştır. Buna göre; Tasnif Talimatnamesinin 3. ve 5. maddelerine nazaran bir caminin kadro dâhilinde bırakılması, yani kapatılmaması için cemaati olması, civarındaki camilerle arasındaki mesafenin 500 metreden az olmaması, mamur olması ve “memleket haritasına nazaran müstakbel vaziyetinin emin bulunması” gerekmektedir. Aynı talimatnamenin 7. maddesine göre de tarihî ve mimari kıymeti olan camiler tercihen kadro haricinde bırakılmamalıdır. Bu esaslara göre, hâlen mamur durumda olmasalar bile gelecekte imar edilmeleri imkân dâhilinde olan bu nitelikteki cami ve mescitler kadro harici bırakılarak kendi hâllerine terk edilmemeli, ayrıca tarihî ve mimari kıymeti haiz cami ve mescitlerin hangi sebeplerle kadro haricinde bırakıldıkları yeniden gözden geçirilmelidir. (Muharreratı Umumiye Mecmuası 1944, s. 26.)
Camilerin tasnifi yanında dönemde en fazla gündemde kalan ikinci konunun, bir kısım cami ve mescidin askerî amaçlarla kullanılmak üzere ibadete kapatılması olduğunu yukarıda belirtmiştim. Bu meseleye ilişkin notlarımız okunurken sürecin 1939-1945 yıllarına yani İkinci Dünya Savaşı’na tekabül ettiğini göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bilindiği gibi ülkemiz bu savaşa fiilî olarak katılmamışsa da savaşa her an girilecekmiş gibi hazırlık yapılmış, birtakım tedbirler alınmıştı.
Cami ve mescitlerin askerî amaçlarla kullanılması hususunda Vakıflar idaresinin zaman zaman hassasiyet gösterdiğini de görüyoruz. Askeriyece kullanılan camilerden tarihî ve mimari niteliği haiz olanların tahliyesi için Başvekâlet kanalıyla yaptığı tebligatlar bu hassasiyete örnek gösterilebilir. Mesela Başvekâletten valiliklere gönderilen 10 Nisan 1936 tarihli yazıda, bu hususta gösterilecek ihmal karşısında ilgililer uyarılmış ve “Bundan sonra tasnif harici dahi olsa Vakıflar Umum Müdürlüğünün muvafakati alınmadıkça hiçbir cami, mescit ve vakfa ait diğer binaların ve alakadar en yüksek makamın muvafakati munzam olmadıkça vakıftan gayri idarelere ait eski eserlerin hiçbir sebep ve bahane ile işgaline veya hedmine meydan verilmemesi” istenmişti. Başvekâlet’in bu yazısı, Evkaf Umum Müdürlüğü tarafından 15 Nisan 1936 tarihli yazı ile Vakıflar Müdürlük ve Memurluklarına tamim edilmiştir. (Mecmua, c. 4, s. 71.) Önemine binaen Reislik de bu tamime zaman zaman atıfta bulunacaktır. Vakıflar aynı konuda daha sonra yayınladığı bir genelgede de bu tür genelgelerdeki amacın, sanat ve tarihî kıymeti haiz eserlerin korunması olduğunu vurgulamıştır. Ancak uygulamalar, Başvekâlet’in 14 Nisan 1936 tarihli genelgesinin bazı yerlerde dikkate alınmadığını göstermektedir. Nitekim yine Başvekâlet’ten, gereği için Dâhiliye ve Milli Müdafaa Vekâletlerine, bilgi için de Evkaf Umumu Müdürlüğüne gönderilen 24 Şubat 1938 tarihli yazı buna işaret etmektedir. Başvekâlet’in bu yazısı da hazırlanan bir notla Vakıflar Umum Müdürlüğü tarafından Vakıflar Müdürlük ve Memurluklarına tamim edilmiştir. (Mecmua, c. 4, s. 78-79.)
Vakıflar Umum Müdürlüğünden Vakıflar Müdürlük ve Memurluklarına gönderilen 17 Ağustos 1942 tarihli genelgede, askeriyece veya başka amaçlarla kullanılan camilerin adları, kadro durumları, vakıflarının mülhak mı mazbut mu oldukları, tarihî ve mimari kıymetlerini gösterir cetvellerin hazırlanarak Umum Müdürlüğüne gönderilmesi istenmiştir. (Muharreratı Umumiye Mecmuası 1942, No: 7, s. 64-65.) Bu genelgenin gereğinin yapılarak istenen listelerin oluşturulup oluşturulmadığı ise şimdilik meçhulümüz.
Vakıflar Umum Müdürlüğünden Vakıflar Müdürlük ve Memurluklarına gönderilen 5 Ekim 1942 tarihli genelgede de 7 Haziran 1939’da kabul edilen 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyet Kanununa dayanılarak askerlerin iskân, konaklama ve depo ihtiyaçlarının daha çok camilerden temin edildiğine işaret edilerek bu konuda Vakıflar Müdürlük ve Memurluklarınca yapılması beklenen işlere yer verilmiştir. (Muharreratı Umumiye Mecmuası 1942, No: 7, s. 70-71.)
Sözü edilen kaynaklarda yer alan konulardan biri de camilerin bakım ve tamirine ilişkindir. Dönemdeki ağır ekonomik şartlara rağmen devletin yine de vakıf eserleri ve bu bağlamda sanat değeri taşıyan tarihî camilerin bakım ve onarımı için ödenek ayırdığını, projeler uyguladığını belirtmemiz gerekir.
Vakıflar Umum Müdürlüğü, Cumhuriyet’in 20. yılı dolayısıyla yayınladığı bir kitapçıkta (Yirminci Cumhuriyet Yılında Vakıflar, Ankara 1943, 23 sayfa.), Cumhuriyet’in ilk yirmi yılında camilerde ve diğer vakıf binalarında yapılan tamir çalışmalarıyla ilgili bilgi vermiştir. Burada yer verilen bilgilere göre 1943 yılı itibarıyla Türkiye genelinde 3456 cami bulunduğu tespit edilmiştir. Yapılan tetkik neticesinde 1000 civarında caminin tamir ve bakıma ihtiyacı olduğu anlaşılmıştır. Bunlardan bir kısmının kadro harici bırakılması kararlaştırılmıştır. Buna göre kadro harici sayılabilecek cami sayısı 914’tür. Kadro dâhiline alınan 2542 camiden 1000 kadarı tarihî ve mimari kıymeti haiz bulunmuştur. Kitapçıkta 1943 yılı itibarıyla tamirleri tamamlanan ve devam eden camilerin isimlerine de yer verilmiştir. Tamiri tamamlanan camiler arasında İstanbul’da Mesih Paşa, Mahmut Paşa, Sultan Selim ve Sultan Ahmet; Ankara’da da Hacı Bayram ve Cenabı Ahmet Camileri vardır. Tamiri devam edenler arasında da İstanbul’da Süleymaniye ve Yeni Cami, Yozgat’ta Çapanoğlu, Diyarbakır’da Behram Paşa camileri bulunmaktadır. Kısmi surette tamire muhtaç oldukları tespit edilerek henüz tamirlerine başlanmayan camilerle bunların keşif bedelleri bir liste hâlinde gösterilmiştir. Bu listede Türkiye’de hemen her şehirden camiler bulunmaktadır.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Dâhiliye Vekâletinden Vakıflar Umum Müdürlüğüne gönderilen 3 Temmuz 1940 tarihli bir genelgede, muhtemel hava taarruzuna karşı tarihî ve mimari kıymeti haiz cami minarelerinin korunması için tedbir alınması, bu cümleden olarak minarelerin yıkılmaması için kaidelerinin kum torbalarıyla muhafaza altına alınmaları istenmişti. (Muharreratı Umumiye Mecmuası 1940-1941, s. 73.)
Son notumuz cami kitaplıklarıyla ilgili olsun. Evkaf Umum Müdürlüğünden Vakıflar Müdürlük ve Memurluklarına gönderilen 18 Haziran 1938 tarihli genelgede, camilerde ve Vakıflara ait diğer binalarda hiçbir tasnife tabi tutulmamış, gelişigüzel depo edilmiş, yıllar boyu toz toprak içinde kalarak yok olmaya yüz tutmuş kitap ve evrakın bulunduğunun anlaşıldığı ifade edilerek muhtemelen aralarında kıymetli olanlarının da bulunabileceği göz önünde tutulmuş ve bu eserlerin bir an önce tasnifiyle mahiyetlerinin tespiti ve buna göre gereğinin yapılması istenmiştir. Ayrıca bu amaçla uzmanlardan oluşturulacak komisyonca hazırlanacak eser listelerinin bir örneğinin Umum Müdürlüğüne gönderilmesi de talep edilmiştir. (Mecmua, c. 4, s. 80.)
Kısa bir değerlendirmeyi sonraki yazıya bırakıyorum.