İBRAHİM MÜTEFERRİKA VE İLK MATBAA MACERAMIZ

Umut GÜNER

Binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca kadim toplumlar matbaanın kuruluşuna kadar başta sözlü kültür olmak üzere kil tabletler ve parşömenler aracılığı ile medeniyet birikimlerini taşımış ve aktarmışlardır. Kültürel birikimin aktarımını bir hayli zorlaştıran bu usuller, insanlığın ilerleyişini ve medeniyetlerin etkileşimini olumsuz etkilemiştir. İcadı ile birlikte insanlık tarihinde büyük bir kırılma noktası ve sıçrayış gerçekleştiren matbaa, toplumların ürettiği medeniyet unsurlarını yayma ve aktarma imkânını artırmış, farklı toplumların birbirleri ile ilişki kurup gelişmesine imkân tanımıştır.

İlerleyen yüzyıllarda ise başta Avrupalılar olmak üzere Çin ile ekonomik ve siyasi ilişkiler kuran toplumlar, matbaa fikrini ve ilkel formunu kendi topraklarına intikal ettirmiştir. Matbaanın asıl gelişimi ve günümüz medeniyetine öncü katkısı ise Avrupa’da meydana gelen bilimsel ve teknolojik gelişmelerle birlikte olmuştur. Nitekim 1450 yılında Johann Gutenberg’in pratik ve daha verimli çalışan bir matbaa makinesini icat etmesi, devrim niteliğinde bir dönüşümü başlatmıştır.

Avrupa topraklarında matbaanın kullanılmaya başlanmasından yaklaşık 43 yıl sonra 1493 yılında Osmanlı topraklarında ilk matbaaların kurulmaya başlandığını görüyoruz. Bu tarihte ilk olarak İstanbul’da Yahudiler tarafından ilk matbaanın kurulduğu biliniyor. 1567 yılında Ermeniler, 1627 yılında ise Rumlar ilk matbaalarını açmışlardır. Osmanlı ülkesinde yaşayan gayrimüslimlerden sonra 1727 yılında ilk defa bir Türk tarafından matbaanın kuruluşu gerçekleşmiştir.

1674 yılında Macaristan’ın Kaloşvar şehrinde doğan İbrahim Müteferrika, Osmanlılar tarafından esir alınarak İstanbul’a getirilen ve burada İslamiyet’i kabul eden önemli bir şahsiyettir. Oldukça donanımlı olan İbrahim Müteferrika, birçok dil bilmesi nedeniyle ülkeler arası heyetlerde görev almaya başlamış ve devlet içerisinde tanınan bir kişi hâline gelmiştir. Macaristan’da eğitim aldığı dönemde matbaacılık alanında tecrübe kazanmış, Osmanlı topraklarına geldikten sonra da matbaayı kurmak için girişimlerde bulunmuştur. İbrahim Müteferrika, Osmanlı topraklarında ilk Türk matbaasını tesis etmeden önce ilk olarak 1718 yılında harita matbaası kurmak için devletten izin almış, aldığı olumlu yanıtın ardından birkaç tane harita basmıştır.

Osmanlı ülkesinde ilk Türk matbaasını kurmak isteyen İbrahim Müteferrika, bu matbaayı kurabilecek maddi ve manevi güce sahip değildi. Fakat Yirmi Sekiz Mehmet Çelebi ile birlikte Paris’e giden ve burada matbaa ziyaretleri gerçekleştiren Mehmet Said Efendi ile tanışması, İbrahim Müteferrika’nın hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Nitekim Fransa seyahatinden dönen Mehmet Said Efendi, Osmanlı topraklarında Türkler tarafından yönetilen ve işletilen ilk Türk matbaasını kurmayı planlıyordu. Aynı arzuyu duyan Mehmet Said Efendi ve İbrahim Müteferrika’nın fikir birliği ve ortak çabaları, Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk matbaanın kurulmasına öncülük etti. 1727 yılı Temmuz ayında dönemin padişahı III. Ahmet’in fermanı ve Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi’nin fetvası ile tarihte ilk defa Türkler tarafından Osmanlı topraklarında matbaanın kurulması için izinler alındı. Böylelikle 1727 yılında Darü’t-Tıbâati’l Âmire adıyla ilk Türk matbaası kurulmuş oldu. Kurulan matbaanın makineleri ve Latin harfli kalıpları, yurt dışından özel olarak getirtilmişti.

İbrahim Müteferrika’nın ilk Türk matbaasını kurma isteği sadece ticari nedenlere bağlı olan bir girişim asla değildi. O, 1726 yılında matbaanın önemine dair Vesiletü’t Tıbâa adlı risale kaleme almıştır. Kaleme aldığı bu eserde yüzyıllar boyunca savaşlar, istilalar ve yangınlar gibi muhtelif nedenlerden dolayı yazma eserlerin yok olduğunu ve düzenli bir bilgi aktarımı için matbaanın elzem olduğunu ifade etmiştir. Aynı zamanda hattat geleneğinin etkisini yitirdiğini ve düzgün bir şekilde yazı yazacak hattatların kalmadığını açıklamıştır. Matbaanın kurulması ile birlikte bilgi aktarımının hızlanacağını, yazma eserlerdeki hataların ortadan kalkacağını, hatasız basımların yapılacağını ve kitapların fiyatlarının ucuzlayacağını söylemiştir. Böylelikle herkesin kolaylıkla kitaplara ulaşabileceğini ve yeni kütüphanelerin kurulabileceğini ifade etmiştir.

İlerleyen süreçte matbaanın kuruluşunda İbrahim Müteferrika ile birlikte ortaklık kuran Yirmi Sekiz Çelebizâde Mehmet Said Efendi’nin matbaacılıktan ayrılması sonrasında matbaa faaliyetleri tamamen İbrahim Müteferrika’ya kalmıştır. İbrahim Müteferrika’nın öncülüğünde ilk Türk matbaası, döneminde önemli bir entelektüel boşluğu doldurmuş ve kıymetli eserler basmıştır. İbrahim Müteferrika’nın ölümüne kadar toplamda bilinen 17 adet kitap basılmıştır. Matbaada yayımlanan ilk iki kitaptan bin adet basılmıştır. Sonraki yayınlarda ise kitapların satılmaması nedeni ile baskı sayıları kitap başına 500’e kadar inmek zorunda kalmıştır. 1735 yılına kadar toplamda 13 kitap basmış olan İbrahim Müteferrika, daha sonraki dönemde hem elçilik görevini ifa ettiği için hem de Osmanlı, Avusturya ve Rusya savaşları nedeni ile kitap basımına yaklaşık beş yıl ara vermek zorunda kalmıştır. 1740 yılından sonra matbaada dört adet kitap daha basan İbrahim Müteferrika, ömrünün geriye kalan son beş yılında bir daha eser yayımlamamıştır. Özellikle de bu dönemde devlet vazifeleri ve Divan-ı Hümayun tarihçiliği makamında olması nedeniyle matbaa ile ilgilenecek zaman bulamamıştır. İbrahim Müteferrika’nın bu dönemde sadece Yalova’da bulunan kâğıt fabrikası ile ilgilendiği bilinmektedir.

Bazı kitaplara da haritalar tasarlayıp eklemiştir. Özellikle de önemli bir Osmanlı âlimi olan Kâtip Çelebi’nin Cihânnümâ adlı eserine kıymetli ilaveler yaparak eserin değerini ve güncelliğini korumasına destek olmuştur. Nitekim bu dönemde Avrupa’da meydana gelen bilimsel ve teknolojik ilerlemeleri takip eden İbrahim Müteferrika yeni gelişmeleri de ilave ederek esere farklı bir boyut kazandırmıştır.

Bilhassa İbrahim Müteferrika ve Osmanlı literatürü ile ilgili araştırmalar yapan modern araştırmacılar, İbrahim Müteferrika’nın eser yayımlama hususunda oldukça seçici olduğunu ve her eseri basmadığını ifade etmektedirler. O, insanlık tarihine, bilimsel çalışmalara ve entelektüel gelişime katkıda bulunacak ve gelecek nesillere kıymetli bir miras olacak eserler yayımlamaya gayret eden bir isimdir. Matbaasında ağırlıklı olarak tarih, dil, coğrafya, astronomi, haritacılık ve askerlik gibi konularda eserler yayımlamaya özen göstermiş ve bu alanlarda literatürün yaşamasını ve aktarılmasını sağlamıştır. İbrahim Müteferrika iyi bir entelektüel olmasının yanında iyi bir müteşebbistir. Bastığı kitapları sadece Türklere değil Avrupalılara da satmak için faaliyetlerde bulunmuştur. Kitaplarının Avrupalılara tanıtılmasını sağlamak amacı ile Latince kataloglar dahi hazırlamıştır. Böylelikle hem Avrupa ile ticari ilişkiler kurmaya çalışmış hem de Türk-İslam literatürünün Avrupalılar tarafından tanınmasına ve eserlerin satın alınmasına öncülük etmiştir.

İbrahim Müteferrika’nın 1747 yılında vefatından sonra matbaasının işletme izni Rumeli kadılarından İbrahim Efendi ile Anadolu kadılarından Ahmet Efendi’ye nakledilmiştir. Bu iki âlim ise matbaada verimli bir yöneticilik gerçekleştirememiş ve sadece iki adet kitap basabilmişlerdir. Özellikle de halkın kitaplara karşı ilgisiz olması ve yeni kitapların yayımlanması için talep olmaması gibi nedenlerle kitap yayıncılığını bırakmak zorunda kalmışlardır.

Osmanlı topraklarında kitap yayıncılığı, özellikle de matbaanın kurulması her zaman büyük tartışmalara neden olan ve hakkında birçok bilgi kirliliğinin bulunduğu bir konudur. Başta önyargı olmak üzere tarihe romantik veya tam tersi bir uç olarak akılcı yaklaşım, Osmanlı ülkesinde matbaanın serüveni hakkında birçok yanlış bilginin aktarılmasına öncülük etmiştir. Bu tartışmaların odak noktasında bazen günah olduğu için matbaanın geç geldiği görüşü savunulmuş bazen de hattatların mesleklerini kaybedeceği düşüncesi ile matbaaya karşı çıktıkları argümanı dillendirilmiştir. Bilhassa da yaklaşık 90 bin hattatın Osmanlı Devleti’ne matbaanın gelmesine engel oldukları ifade edilmiştir. Akademik tarihî bilgilerden ve ana kaynaklardan hareketle ifade etmek gerekir ki Osmanlı ülkesinde bu dönemde sayıları 90 bini bulan hattat esnafının varlığı dahi söz konusu değildir. Matbaanın Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi’nin fetvası ile kurulması, günah olarak kabul edilmediğinin en önemli göstergesi olsa gerektir. Matbaanın günah olduğunu ifade eden görüş ise Türk ve İslam tarihinden, entelektüel birikimden ve oluşturulan binlerce yıllık literatürden bihaber olmanın sonucudur. Özellikle de kadim dönemlerden itibaren önemli düşünürler, bilim insanları ve filozoflar yetiştiren Türk-İslam uygarlığı, bilimsel gelişmelere öncülük eden medeniyet kurucu bir geleneğin temsilcisidir. Böyle bir geleneğin taşıyıcısı ve aktarıcısı olan bir toplumun günah olarak matbaanın kurulmasına karşı olması tarihî gerçeklerle asla uyuşmamaktadır.

İbrahim Müteferrika’nın kurduğu Darü’t-Tıbâati’l Âmire adlı matbaada yayımlanan toplam 17 adet kitabın listesi:

Kitab-ı Lügat-ı Vankulu (Sihah el-Cevheri), 2 cilt hâlinde, 1729
Tuhfetü’l-Kibâr fî Esfâri’l-Bihâr, 1729
Tarih-i Seyyah, 1729
Tarih-i Hind-i Garbi, 1730
Tarih-i Timur Gürgan, 1730
Tarih-i Mısr-i Kadim ve Mısr-i Cedid, 1730
Gülşen-i Hülefâ, 1730
Grammaire Turque, 1730
Usûlü’l-Hikem fî Nizâmil-Ümem, 1732
Fiyuzat-ı Mıknatısiye, 1732
Cihan-nüma, 1732
Takvimü’t-Tevârîh, 1733
Kitab-ı Tarih-i Naima, 2 cilt hâlinde, 1734
Tarih-i Raşid, 3 cilt hâlinde, 1735
Tarih-i Çelebizade, 1741
Ahvâl-i Gazavât der Diyâr-ı Bosna, 1741
Kitab-ı Lisâni’l-Acemi’l-Müsemma bi-Ferheng-i Şuuri, 2 cilt hâlinde, 1742