HZ. PEYGAMBER'İN ÖRNEKLİĞİNDE MADDİ VE MANEVİ TEMİZLİK
Dr. Hüseyin ARI
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
İslam, insanı hem maddi hem de manevi kirlerden arındırmak için gönderilmiş bir dindir. Bu sebeple temizlik, dinimizin üzerinde en fazla durduğu konulardan biridir. Kulun ve insanın Rabbine en güzel şekilde yönelerek olgunlaşması, ancak temizlenme ve arınma bilinciyle mümkündür. İslami ilimler bağlamında maddi temizlik daha çok fıkıh ilminin, manevi temizlik ise tasavvuf ilminin konusu olmuştur. Kaynaklarımızda kalbin ve nefsin arındırılması için “tezkiye” ve “tasfiye” kavramları kullanılırken ibadetlerin sıhhati için gerekli olan maddi ve hükmi temizlik ise “taharet” kavramıyla ifade edilmiştir. Ancak bu ayrım, birbirinden bağımsız iki alanı değil aynı hakikatin farklı yönlerini göstermektedir.
Temizlik ve arınma bilincinin en güzel örneğini Allah Resulü (s.a.s.) ortaya koymuştur. O, İslam’ın rahmet yüklü mesajlarının taşıyıcısı ve en mükemmel uygulayıcısı olarak kendisine vahyedilen, temizlikle ilgili bilgi ve hikmetleri en güzel şekilde özümsemiş ve insanlığa bununla ilgili evrensel ilke ve kuralları armağan etmiştir. O, sadece temizlik hükümlerini tebliğ eden bir peygamber değil temizliğin hayatın her alanına nasıl taşınacağını yaşayarak gösteren bir rehber olmuştur.
İlk inen vahiylerde kendisine ilk emredilen hususların içerisinde temizliğin “Elbiseni tertemiz tut. Her türlü pislikten uzak dur.” (Müddessir, 74/4-5) rivayetiyle yer alması, Hz. Peygamber’in risalet görevinin başında maddi temizliğe önem vermesi ve manevi pisliklerden arınması konusunda Allah’ın terbiyesinden geçtiğini göstermektedir. Bu ayetler bir taraftan bedenin ve elbisenin temiz tutulmasını emrederken diğer taraftan insanın inancını, ahlakını ve kalbini her türlü manevi pisliklerden arındırmasını istemektedir. Risalet görevinin henüz başında verilen bu emirler, İslam’ın temizlik anlayışının sadece maddi temizlikle sınırlı olmadığını, insanın bütün varlığını kuşatan bir arınma çağrısı olduğunu göstermektedir. (Kur’an Yolu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 5/494-495)
Allah Resulü’nü anlatan ve tanıtan siyer ve hadis kitaplarına bakıldığında onun hayatının, şirk gibi manevi pisliklerle mücadele ve temiz bir toplum inşa etme çabasıyla geçtiği söylenebilir. O, “Allah temizdir, temizliği sever.” (Tirmizi, “Edeb”, 41) buyurarak temizliğe büyük önem vermiş, beden bakımını ihmal etmemiş, elbisesinin temiz olmasına dikkat etmiş ve bunu fıtratın ve kulluğun bir gereği olarak değerlendirmiştir. “Namazın anahtarı temizliktir.” (Ebu Davud, “Salat”, 73) hadisiyle de temizliğin özellikle namaz için vazgeçilmez bir şart olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü o, Allah’ın huzuruna çıkacak olan insanın hem bedeniyle hem de ruhuyla hazırlıklı olması gerektiğini; temizliğin sadece beden üzerindeki necasetlerin giderilmesi değil kulun Allah’ın huzuruna çıkmadan önce kendisinde bulunan hükmi kirlilik (hades) hâlini kaldırarak manevi olarak da hazırlanması anlamına geldiğini biliyordu.
Temizlikle iman arasında bağlantı kuran Hz. Peygamber bu bağlantının önemini anlatmak için “Temizlik imanın yarısıdır.” (Müslim, “Taharet”, 1) buyurmuştur. Zira pislik ve kirlilik imanla bağdaşmayan bir durumdur. Bunun için Hz. Peygamber, din olarak Müslümanlığı seçenlere kelime-i şehadet söylemelerini ve su ve sidr (sabun işlevi gören temizleyici bir bitki) ile boy (gusül) abdesti almalarını emretmiştir. (Ebu Davud, “Taharet”, 129) Bu uygulama aynı zamanda imanla temizlik arasındaki tamamlayıcı ilişkiye de işaret etmektedir.
Hz. Peygamber temizlik konusundaki tutum ve davranışlarıyla da Müslümanlara örnek olmuştur. Onun temizlikle ilgili açıklama ve uygulamalarında ruh, beden, elbise ve çevre temizliğine dair yeterli derecede örnek bulunmaktadır. Camiye giderken ve toplum içine çıkarken en temiz elbiselerini giymesi, güzel koku sürünmesi ve cemaate katılacak olanlara, kokusuyla insanları rahatsız edecek yiyeceklerden yememelerini önermesi, beden temizliği yapmayı ısrarla tavsiye etmesi temizlik konusundaki güzel örnek ve rehberliğini göstermektedir. Allah ve Resulü’nün bu emir ve tavsiyeleri doğrultusunda temizlik, Müslümanların hayatına dinî yönü de bulunan bir kültür ve gelenek olarak yerleşmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.s.) benzetmeler yaparak ibadetlerin günah kirlerini temizleyici özelliğine dikkat çekmiştir. Bir kişinin evinin önünden akan nehirde her gün beş defa yıkanması hâlinde üzerinde kir kalmayacağını ifade ettikten sonra beş vakit namazın da günahları böyle temizlediğini söylemesi (Buhari, “Mevakît”, 6), maddi ve manevi temizliğin nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir. Su, beden üzerindeki kiri giderirken, ibadetler de kalpte biriken günah kirlerini silmektedir. Bir başka hadislerinde Allah Resulü, abdestin günah kirlerini temizlediğini daha açık bir şekilde şöyle ifade etmiştir: “Müslüman bir kul abdest alır ve yüzünü yıkarsa gözleriyle bakarak işlediği her günah su ile veya suyun son damlasıyla yüzünden akar gider. Ellerini yıkadığında elleriyle tutarak işlediği her günah su ile veya suyun son damlasıyla ellerinden akar gider. Ayaklarını yıkadığında ise ayaklarıyla yürüyerek işlediği her günah su ile veya suyun son damlasıyla ayaklarından akar gider. Nihayetinde o kul, günahlarından tamamen arınmış ve tertemiz olmuş olarak (abdestten) çıkar.” (Müslim, “Taharet”, 32)
Hz. Peygamber (s.a.s.) beden ve elbise temizliğine önem verdiği kadar, belki de daha fazla, kişinin gönül dünyasının temizliği üzerinde durmuştur. Çünkü insanın Allah katındaki değeri yalnızca dış görünüşüyle ölçülmez. Gönül temizliği olmaksızın beden temizliğinin eksik kalacağı açıktır. Bir insan sürekli abdest alabilir, temiz elbiseler giyebilir, yaşadığı ortamı tertemiz tutabilir;
fakat kalbinde haset, kibir, kin ve riya taşıyorsa gerçek anlamda arınmış sayılamaz. Nitekim Allah Teâlâ, gerçek manada kurtuluşa erenlerin, kendisini şirk, küfür, nifak ve Allah’a isyan içeren diğer günahlardan arındırmış kişiler olacağını haber vermiştir. (A’lâ, 87/14) Bu sebeple Allah Resulü (s.a.s.) ümmetini sürekli olarak insanın gönül dünyasını kirleten günahlara karşı uyarmıştır. Zira asıl tehlikeli ve kalıcı olan kir, sabun ve suyla çıkmayan, insanın ebedî hayatını tehdit eden manevi kirlerdir. Bunların başında haset, kibir, yalan, gıybet ve riya (gösteriş) gelir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), bu manevi hastalıkların insan ruhunda bıraktığı tahribata ısrarla dikkat çekmiştir.
Özellikle haset konusunda yaptığı uyarılar son derece çarpıcıdır. Hasedin iyilikleri ateşin odunu tükettiği gibi tükettiğini ifade ederek (Ebu Davud, “Edeb”, 44) bu duygunun insanın manevi sermayesini nasıl yok ettiğini göstermiştir. Hasetle kirlenmiş bir kalp, Allah’ın takdirine rıza gösteremez, huzur bulamaz. Maddi kirler bedene zarar verirken haset gibi manevi kirler kulun o zamana kadar işlediği bütün salih amelleri yok eder. Benzer şekilde kibir de kalbi karartan en tehlikeli hastalıklardan biridir. Kibir, kendini başkalarından üstün görmek ve hakkı çiğnemektir. Allah Resulü’nün “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” (Müslim, “İman”, 147) uyarısı, manevi temizliğin neden bu kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Kalbinde kibir lekesi taşıyan bir insan dıştan ne kadar kusursuz görünürse görünsün, manevi anlamda çok büyük kusurlara sahiptir. Şeytanı Allah’ın rahmetinden uzaklaştıran şeyin kibir olduğu düşünüldüğünde bu hastalığın insan ruhunda bıraktığı tahribat daha iyi anlaşılır.
Bunun yanında dilin temizliği de Hz. Peygamber’in üzerinde hassasiyetle durduğu konular arasındadır. Yalan, gıybet ve iftira sadece insanlar arasındaki güveni zedelemez; aynı zamanda insanın kalbini de kirletir. Nitekim günah işlendiğinde kalpte siyah bir noktanın oluştuğunu, tövbe edildiğinde ise bu lekenin silindiğini haber vermesi (Tirmizi , “Tefsiru’l-Kur’an”, 83), manevi kirlenmenin insan ruhunda meydana getirdiği değişimi gözler önüne sermektedir. Böylece temizlik, sadece bedenin değil kalbin de sürekli bakımını gerektiren bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatına bütüncül olarak bakıldığında ortaya çıkan tablo son derece dikkat çekicidir. O, temizliği sadece bedene, sadece kalbe ya da sadece ibadetlere ait bir konu olarak görmemiştir. Nitekim o, misvak kullanan, temiz ve düzenli giyinen, çevresine rahatsızlık vermeyen, yaşadığı ortamı temiz tutan bir insan olduğu gibi aynı zamanda kalbini kibirden, hasetten ve kinden arındırmış, dili yalandan uzak, niyeti ihlasla dolu bir kul olmuştur. İşte onun sünnetinde maddi ve manevi temizlik birbirini tamamlayan iki unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple Hz. Peygamber’in örnekliğinde ruh ve beden, madde ve mana tam bir denge içerisinde ele alınmış ve her birinin hakkı tastamam verilmiştir. Kalp temizliğinden söz edip beden temizliğini ihmal etmek ne kadar yanlışsa kalbi günahlardan arındırma gayreti içerisinde olmadan beden temizliğiyle yetinmek de o kadar yanlıştır. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) öğrettiği denge, insanın hem bedenini hem de ruhunu aynı anda temiz tutması hedefiyle doğru orantılıdır.
Sonuç olarak Hz. Peygamber’in sünnetinde temizlik; bedenin, elbisenin ve çevrenin temiz tutulmasından başlayıp kalbin şirkten, kibirden, hasetten, riya ve diğer manevi hastalıklardan arındırılmasına kadar uzanan kapsamlı bir kulluk bilincidir. Bu sebeple gerçek temizlik, suyla bedenin kirlerinden kurtulurken tövbe, ibadet ve güzel ahlakla ruhun da günah ve kusurlardan arındırılmasını gerektirir. Günümüzde Müslümanların bireysel ve toplumsal hayatlarında ihtiyaç duyduğu huzur, güven ve ahlaki diriliş ancak Allah Resulü’nün (s.a.s.) öğrettiği bu dengeyi yeniden ihya etmekle mümkün olacaktır. Zira onun örnekliğinde temiz beden, temiz çevre ve temiz kalp birbirini tamamlayan unsurlar olup kulu dünya ve ahiret saadetine ulaştıran en önemli vasıtalardan biridir.