HZ. PEYGAMBER’İN GENÇLERLE İLETİŞİMİ
Mâlik b. Huveyris anlatıyor: “Biz gençler Hz. Peygamber’in (s.a.s) yanına geldik ve onun yanında (Medine’de) yaklaşık yirmi gece kaldık. Hz. Peygamber (s.a.s.) çok merhametliydi. (Ailelerimizi özlediğimizi anlayınca) şöyle buyurdu: “Memleketinize dönseniz de onlara (öğrendiklerinizi) öğretseniz…”
(Buhari, Ezan, 49)
Gençler bir toplumun geleceğidir. Toplumlar kendi geleceklerini teminat altına almak için gençleri en iyi şekilde eğitmeye özen gösterirler. Çünkü beden, ruh ve akıl sağlıkları yerinde olan gençlere sahip milletler, her daim varlıklarını sürdürebilmiş ve diğer toplumları etkileyebilmişlerdir.
İslam dini her konuda olduğu gibi gençler meselesinde de üstün bir model sunmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu hususta en güzel örnek olmuş ve gençlerle kurulacak ilişkilerin en mükemmel formunu getirmiştir. Efendimiz (s.a.s.) kendisine nübüvvet görevi verilince gençlerin desteğini görmüş ve İslam dininin yayılmasında da onların önemli katkıları olmuştur. Nitekim kendisine iman eden ilk zümrenin büyük çoğunluğu gençlerden müteşekkildir.
Resûlüllah (s.a.s.), insanlarla olan iletişimine son derece özen gösterir ve muhatabına en uygun olacak dili kullanırdı. Bu bağlamda gençlerle kurduğu bağ, söz konusu iletişim dili sayesinde güç kazanmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.), gençlere rehberlik yaparken onların hissiyatlarına özen göstermiş ve buna göre davranmıştır. Onlara karşı kırıcı olmadan ve incitmeden gençleri uyarma yoluna gitmiş ve onları müsamaha sınırları içinde ikna etmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yaklaşımı sayesinde gençler, sahip oldukları yetenek ve enerjilerini mukaddes bir amaç uğruna kullanarak adlarından yüzyıllarca bahsettirecek üstün hizmetlerde bulunmuşlardır.
Hz. Peygamber (s.a.s.), gençlerle kurduğu arkadaşlık neticesinde zaman zaman onlardan destek ve yardımlar almış, böylece onlara toplumun önemli birer üyesi olduklarını hissettirmiştir. İslam davetinin ilk yıllarında müşriklerin bitmek bilmeyen baskılarına karşı evini Resûlüllah’a (s.a.s.) ve müminlere açan genç sahabi Erkam b. Ebü’l-Erkam olmuştur. Yine Hendek Gazvesi öncesinde ashabıyla istişare eden Efendimiz, genç bir sahabi olan Selman-ı Farisî’nin önerisiyle hendek kazmaya karar vermiştir. Öte yandan hicretin 9. yılında Muaz b. Cebel’i Yemen’e elçi, kadı ve zekât memuru sıfatıyla göndermiştir. Medine’de mescidin giriş kısmındaki suffe ashabını oluşturan kimselerin çoğunluğu gençlerden müteşekkildir. Bu ve benzeri şekillerde ashabından gençlere valilik, kadılık, sancaktarlık, komutanlık, elçilik, öğretmenlik, imamlık gibi mühim vazifeler yükleyerek onlara güvendiğini ve ehemmiyet verdiğini göstermiştir.
Gençleri yakından tanıma noktasında özel çaba gösteren Efendimiz (s.a.s.), onlarla iletişim kurarken dertlerine ortak olmuş, onlardan şefkat ve merhametini eksik etmemiştir. Onların iç dünyalarına, hassasiyetlerine özen göstermiş ve bu meyanda her daim müsamahakâr olmuştur. Bu bağlamda Malik b. Huveyris’in bizzat naklettiği rivayetlere göre, kendisi kavminden bir grupla Resûlüllah’a (s.a.s.) gelmiştir. Tarihî kaynaklara göre hicretin 9. yılında Basra’dan gelen sahabi şöyle demiştir: “Biz yaşça birbirine yakın bir grup gençle Hz. Peygamber’e (s.a.s.) geldik ve onun yanında yirmi gün kaldık. Allah Resûlü (s.a.s.) çok merhametli ve şefkatli idi. Ailelerimizi özlediğimizi ya da dönmeyi arzuladığımızı anlayınca geride kimleri bıraktığımızı sordu, biz de anlattık. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ailelerinizin yanına dönün. Onlarla ikamet edin. Onlara, (öğrendiklerinizi) öğretin ve onlardan (dinin gereklerini yapmalarını) isteyin. Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz siz de namazı öyle kılın. Namaz (vakti) geldiğinde içinizden biri sizin için ezan okusun. En büyüğünüz de size imam olsun." (Buhari, Ezan, 18). Hadiste vârid olduğu üzere sahabinin bir grup arkadaşıyla dinî vecibelerini öğrendikleri müddet içerisinde ailelerine duydukları özlemi hissetmiş olan Hz. Peygamber (s.a.s.), onlara anlayış ve şefkatle yaklaşarak ailelerine dönmelerini istemiştir. Ayrıca edindikleri bilgi ve tecrübeyi yakınlarına tebliğ etme sorumluluğunu onlara yüklemiştir. Gençler, Hz. Peygamber’in yanından ayrılsalar bile inanç ve gayretleriyle İslam toplumunun bir parçası olduklarını ilan etmiş ve dinin öğretilerini taşıyan birer nefer olma görevini üstlenmişlerdir.
Yüce Allah (c.c.), Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber’in davranışlarındaki mümeyyiz özelliğini şu şekilde tavsif etmiştir: “Sen onlara sırf Allah’ın lütfu sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi." (Âl-i İmran, 3/159) Hz. Peygamber (s.a.s.), risâlet görevi gereği toplumun her kesimi ile ilgilenmiş; özellikle gençlerle olan alakasına son derece önem vermiştir. Efendimiz, gençleri eğitirken duygularına hitap eder ve onlara kabiliyetlerine göre sorumluluklar verip duasıyla teşvik ederdi. Onlarla her daim iç içe ve samimi ilişkiler içerisinde olup en kritik meselelerde dahi istişare ederek, önerilerinin dikkate alarak tatbik etmekten çekinmemiştir. İşte bu verilen değer ve önem neticesinde kendi potansiyellerinin farkına varan gençler, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) önderliğinde büyük başarılar göstermişlerdir. Hatta denilebilir ki İslam dini gençlerin omuzlarında yükselmiştir. İşte Resûlüllah (s.a.s.), gençlerin bu denli dine olan bağlılıklarını, onlarla kurduğu iletişim sonucunda kazanmıştır.