HZ NUH: MERHAMETLİ VE SORUMLULUK SAHİBİ BİR BABA

“Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna, ’Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!’ diye seslendi.”
(Hûd, 11/42)
Hz. Nuh, Kur’an’da peygamberlik özelliği yanında bir baba olarak da tasvir edilmektedir. Uzun süre hakkı tebliğ ettiği kavminin onun çağrısını reddetmesi üzerine kendisine bir gemi yapması emredilmişti. Nihayet vakit geldiğinde ilahi emir gereği hayvanlardan birer çifti, iman edenleri ve aile fertlerini gemiye bindirdi. Ancak Hz. Nuh’un eşi ve bir oğlu kendisine iman etmemiş, gemiye de binmemişlerdi. Gökten yağmur boşalmaya, yerden sular yükselmeye başladığında Hz. Nuh ve oğlu arasında şöyle bir konuşma geçtiği Kur’an’da ifade edilir: “Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna, ’Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!’ diye seslendi.”
(Hûd, 11/42)
Hz. Nuh ve oğlu arasında geçen konuşma henüz sular tam yükselmeden, aralarındaki bağlantı kopmadan meydana gelmişti. Yeryüzü süratle su ile dolmaya, şiddetli rüzgârla dağlar gibi dalgalar meydana gelmeye başlayınca bu dalgalardan biri oğlunu kendisinden alıverdi.
Hz. Nuh’un oğluna yönelik tavrından, onun merhametli ve sorumluluk sahibi bir baba olduğu anlaşılmaktadır. Bu tavır en başta oğluna “yavrucuğum” diye hitap edişinde görülmektedir. Oğlu, onun bu şefkatli hitabına aynı üslupla karşılık vermeyecek, “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.” demekle yetinecektir. Hz. Nuh, oğlunu hem dünyanın tufanında boğulmaktan, hem de ukbanın ebedî azabına gark olmaktan kurtarmak için canhıraş bir şekilde mücadele etmektedir. “..kâfirlerle beraber olma!” sözü, ne din ne de mekân bakımından onlarla birlikte olmaması için gösterdiği çaba ve şefkatinin ifadesidir. (Bikâî, Nazmü’d-Dürer, 9/288)
Oğlu ise gemiye binmeyi değil suların yuttuğu dağa sığınmayı tercih etti. Dalgalar onu kendisinden ayırmış olsa da oğlu hâlâ yaşıyor olabilirdi. Acaba dalgalar onu gemiye yaklaştırabilir, böylece oğlu hayata dönebilir miydi? Nuh (a.s.), ciğerparesine kıyamadı, “Ya Rabbi, oğlum ailemdendir.” diyerek kurtulmasını talep edecek oldu. Ancak “O, senin ailenden değildir.” (Hûd, 11/42-46) ilahi ikazını işitti. Allah Teâlâ, oğlunun, kurtarmayı vadettiği aile fertlerinden biri olmadığını; çünkü onun inkâr ederek kötü bir iş yaptığını bildirdi. Zira inkâr söz konusu olduğunda babalık bağının ona bir faydası olmayacaktı. Hz. Nuh, bunun üzerine doğru olduğunu bilmediği bir şeyi istemekten Allah’a sığındı. Hemen hatasını anlayıp Rabb’inin mağfiret ve rahmetine sığındı.
Evlatları ile olan münasebetlerinde merhametli ve sorumluluk sahibi baba tavrı, diğer peygamberlerin hayatlarında da görülebilmektedir. Hz. İbrahim oğlu İsmail’e, Hz. Yakup oğlu Yusuf’a, Lokman da oğluna aynı hitap tarzı ile “yavrucuğum” diyerek sözlerine başlamaktadırlar. Diğer taraftan peygamberler, evlatlarının hak ve hakikat yolunda hayat sürmeleri konusunda büyük çaba göstermektedirler. Hem Hz. İbrahim hem de Hz. Yakub, oğullarına İslam’ın özü olan tevhide bağlı bir hayat yaşamalarını emretmektedirler. (Bakara, 2/132-133) Hz. Lokman, oğlundan, şirkten sakınmasını, anne babasına iyi davranmasını, iyiliği emredip kötülüğe karşı durmasını, sabırlı olmasını, gurur, kibir gibi olumsuz hasletlerden kaçınmasını istemektedir. (Lokmân, 31/13-19) Şüphesiz bir çocuk/genç kendisine nasihat edilip durulmasından hoşlanmaz. Babanın görevi de sürekli nasihat etmek değildir. Ancak evladın, bu hayat yolunda kendisine yol gösterecek bilgilere ihtiyacı olduğu da muhakkaktır. O hâlde yaşa, anlayış seviyesine, ruh hâline ve ortama bağlı olarak nasihat edilmesi gerekir. Bu takdirde varoluşun anlamını bildirmek, temel değerlerini hatırlatmak, kendi yolunu bulma konusunda ona rehberlik etmek de babanın görevidir. Bütün bunlar ise sorumluluğunu müdrik dirayet sahibi bir babanın yapabileceği şeylerdir.
Bir çocuğun maddi ve manevi gelişimi açısından babanın çok önemli bir yerinin olduğu malumdur. Baba, kendisinden beklenen bu görevi, sorumluluk sahibi olduğunun bilinciyle ve merhamet duygusuyla yerine getirmelidir. Hz. Nuh da evladı ile ilgili olarak sorumluluk duygusunu merhametle harmanlayan bir babadır. Bununla birlikte o, merhamet duygusunun da bir sınırının olduğunu kabul etmiştir. Bütün çaba ve gayretini sarf ettikten sonra ilahi takdire razı olmuştur. Evladına istediği gibi şekil vermeye muktedir olduğu zannına kapılmamıştır. Nihayetinde o çocuğun sahibi değildir; sadece bir emanetçidir. Bu, Rabb’inden apaçık bir delil üzere olan ve O’nun katından kendisine bir rahmet bahşedilmiş kutlu nebi Nuh’un (Hûd, 11/28) çağlar ötesi örnekliğidir.