HZ. HÜSEYİN’DEN BİZE KALAN ve KERBELA’NIN BUGÜNE ANLATTIKLARI
İhsan ÜNLÜ
DİB Başkanlık Müşaviri
Rahmet elçisi sevgili dedesinin vatanı Medine’de huzur içinde yaşayan ve insanlara huzur dağıtan şehitler serdarının mübarek canına kıydılar Kerbela’da.
Haklarında, “Onlar (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) benim dünyadaki iki reyhanımdır.” buyrulan iki reyhandan birinin o gül yüzlü çehresi solduruldu acımasız ellerce.
İleride çok büyük pişmanlık duyacakları menfur bir hadiseyi işleyerek hem o mübarek dalı gövdesinden kopardılar hem de o habis ruhlu ellerini kana buladılar.
Çöle inen nurun karartılması için hain eller yine işbaşındaydı. Zalimlerin gözü o kadar kararmıştı ki karşısındakilerin peygamber torunu ve Nesl-i Pak Ehl-i Beyt’in güzide yarenleri olması umurlarında değildi.
Oysaki Hz. Hüseyin (r.a.), ümmete emanet olarak bırakılmış, tıpkı Tolstoy’un hikâyesindeki o devedikeni gibi yerinde ve zamanında insanlık tablosuna çok yakışan bir peygamber gözdesiydi.
Kendi nefsinden ziyade yine tıpkı mübarek dedesi gibi karşısındaki cahil topluluğu düşünerek onların cehenneme gitmelerini önlemek adına diplomatik mekiklerini son ana kadar sürdürmeye devam ediyordu.
Ne ki kalplerini ve zihinlerini dünyalık ikbal ve saltanatın bulandırdığı vefasız güruh, doğruları bile bile kılıçlarını o güzide zevata uzatmaktan geri durmayacaklardı.
Hz. Hüseyin, her fırsatta onlara, verdikleri sözleri hatırlatacak, yaptıkları ihaneti yüzlerine şamar gibi vurmaktan geri durmayacaktı.
Ancak ne yaparsa yapsın nafileydi, kurt kuzuyu kapmaya öyle bir niyetliydi ki suyu kimin bulandırdığının artık hiçbir ehemmiyeti kalmamıştı.
Hüseyin Efendimiz için iki seçenekten başka bir yol bırakmamışlardı: Ya zalimlere boyun eğip zillete duçar olacak ya da sonunda ölüm de olsa izzetli bir duruşu koruyacaktı.
O zor olanı seçecek, “Zalimlerle yaşamaktansa izzetli bir ölümü yeğlerim.” diyerek Hakk’a teslim olacaktı.
Bu tavır ümmete hiç yabancı değildi. Şah-ı Merdan Hz. Ali de “Haksızlık karşısında hakkını aramayan hakkıyla birlikte şerefini de yitirir.” dememiş miydi?
Şimdi hak arama ve marufu ortaya koyma sırası Yiğitlerin Efendisi Hz. Hüseyin’deydi. “Sen ümmet arasında fesat çıkarıyorsun!” diyen gafillere, “Ben ceddimin dinini ıslaha gidiyorum.” diyerek meydan okuyor, ümmetin ihyası için kendi canını hiçe sayıyordu.
Sözün bittiği yerdeydi artık insanlık. Kerbela’nın kör belaya döndüğü yerden acı haberler geliyordu. Allah Resulü’nün (s.a.s.) ileride olacakları görürcesine ümmetini uyardığı “vehn” hastalığı girmişti sanki ölü kalplere. Makam, mansıp, mal, şöhret gailesiyle ölümün ve ölüm ötesinin unutulduğu zaman dilimi gelip çatmıştı belli ki.
Aradan asırlar geçmiş olmasına rağmen Irak bölgesinden acı haberler hiç eksik olmuyor nedense!
Anlaşılan o ki “Kerbela” bitmedi, aradan asırlar geçse de kan ve gözyaşı akmaya devam ediyor.
Çok korkunç ve karanlık planların devrede olduğu şu günlerde puslu havadan yararlanmak isteyen hainler bölgede cirit atıyor. 15 Temmuz hain darbe girişiminin arkasında hangi niyet ve güçlerin olduğunu şimdilerde daha iyi anlıyoruz.
Öbür yandan bir bahaneyle ellerine fırsat geçen siyonist güçler pervasızca Filistin’e saldırıyor, Gazze’ye bomba yağdırmaya devam ediyor. Yaşlı, masum, sivil, kadın, çocuk dinlemeden acımasız ve insanlık dışı yöntemlerle soykırım muamelesi yapıyor.
En kötüsü de bu cinayetler iki milyara yakın Müslüman dünyasının gözünün içine baka baka yapılıyor.
Bu bölge ve ülkemiz terör belasından çok çekti, çekmeye de devam ediyor. İnsanlığın ortak aklı ve sağduyu ile inşallah bu günler de geçecek, bu badireler de atlatılacaktır.
Yeni Kerbela’lar yaşamamak; tarihi tekerrür ettirmemek için tarihte yaşananları iyi tahlil etmek, günümüzle bağını iyi kurmak gerekir diye düşünüyorum.
Bu noktada, “Zillet içinde yaşamaktansa izzetli bir ölümü tercih ederim.” diyen Hz. Hüseyin’i ve davasını iyi okumak gerekir.
“Bir kere zalim olmaktansa bin kere mazlum olmayı tercih ederim.” diyen Hacı Bektaş-ı Veli ve felsefesini iyi anlamak ve yorumlamak gerekir sanırım.
Bizler, şairin dediği gibi yeri ve zamanı geldiğinde acıyı bal eylemesini bilmiş bir medeniyetin çocuklarıyız. Bugün de bu acıları hep birlikte göğüslemek, yaralarımızı birlikte sarmak zorundayız. Yaşanan bu olumsuz hadiseler bizi birbirimizden koparmamalı, aksine daha çok kenetlenmemizi sağlamalıdır.
Kurt puslu havayı sever; terörün amacı, bu tür eylemlerle duygusal kopuşu fiziksel kopuşa ve ayrışmaya dönüştürmektir.
Farklı görüş, düşünce ve yorumlarımıza dayanarak farklı hesaplar peşine düşmek, terörün ekmeğine yağ sürer. Farklılıklarımızı zenginlik olarak görüp ortak noktalar üzerinden birlikte yaşama iradesini göstermemiz gerekir.
Terör ve şiddet kimden gelirse gelsin, kimi hedef alırsa alsın hep birlikte telin edilmelidir.
Terörün ve teröristin iyisi kötüsü olmaz. Bu konuda kimsenin şartı, şüphesi olmamalıdır.
Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerindedir. Terör ne kadar vahşi olursa olsun maşeri vicdan ona mutlaka galip gelecektir.
Eşkıya dünyaya hiçbir zaman hükümran olmamıştır, olamayacaktır. Ne var ki hiçbir zaman da boş durmayacaktır.
Şer güçler hain planlarını adım adım uygularken barıştan yana olduğunu iddia edenlerin meydanı boş bırakmaları elbette dengeleri değiştirir.
Askerî terminolojide, “Barış zamanı ter dökmeyen savaş zamanı kan döker.” diye bir ifade vardır. Bugün barış için ter dökenler ve bedel ödeyenler mutlaka bir gün karşılığını alacaklardır.
Savaşın kazananı yoktur ama barış herkesin kazanımıdır.
Sözün özü; ülkemiz etrafının Kerbela’ya çevrilmeye çalışıldığı ve bize de sıçratılmak istendiği şu günlerde çok uyanık olmak zorundayız.
Yeni Kerbelalar yaşanmaması için bir olmalı, iri olmalı, diri olmalıyız.
Bugünün Müslümanları tarihten ders çıkarıp aynı yanlışlara düşmemelidir. Tarih ne övünme ne de dövünme yeridir! Evet, haklı olarak Kerbela’yı düşünen herkes çok üzülür, bağrı yanar ama aklını da duygularının önüne geçirerek ileriye bakmak zorundadır.
Hz. Hüseyin ve ehl-i beyt için gözyaşı döken Müslüman, onun davası uğrundaki samimiyetini örnek almalı ve yüce değerler için yalnız da olsa gerektiğinde gözünü kırpmadan canını ve malını verebilmeyi göze almalıdır.
Bu vesileyle başta Kerbela şehitlerimiz olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.