HÜRREM SULTAN
Hayırsever Sultan

Meryem DALĞIÇ
Türk İslam Sanatları Daire Başkanı V.

Tarih; nice acı, tatlı, ihtişamlı, hadiseleri aktarır bize. Peki, ne kadarı hakikati yansıtır günümüze? Bazen taraflı, önyargılı, bazen de ideolojiler doğrultusunda aktarılan bilgilerle karşılaşırız. Bazen hakikat perdelenir, hadiseleri idrak etmek de zorlaşır. Bir türlü tamamlanamayan bir yapbozun parçası gibi daima bir şeyler eksik kalır. Oysa tarihe yön veren şahsiyetleri değerlendirirken onların da insani zafiyetlerinin, hedeflerinin, endişelerinin, korkularının olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca her çağın kendine münhasır siyasi, sosyoekonomik vb. farklı şartlarının bulunduğu dikkate alınmalıdır. Nitekim bu açılardan bakmak tarihi doğru anlamanın yanı sıra döneme damga vurmuş kişilere haksızlık yapılmasını da engeller. Kuşkusuz haksız eleştirilere maruz kalan, acımasızca yargılanan kişilerden biri de cihan padişahı Kanuni’nin eşi, Hürrem Sultan’dır.
Lehistan’da Katolik bir papazın kızı olarak dünyaya gelen Hürrem’in, asıl adı Alexandra Lisowska’dır. Kırımlıların Ukrayna’ya düzenlediği sefer esnasında esir alınıp on dört-on yedi yaşlarında iken Osmanlı sarayına getirilir. Kendisine güler yüzlü olmasından dolayı Hürrem veya Hürremşah adı verilir. Sarayda iyi bir eğitim ve terbiyeden geçen bu genç kız, İslam’ı tercih eder. Kısa bir sürede zekâsıyla zarafetiyle Kanuni Sultan Süleyman’ın gönlünü fetheder. 1521’de Şehzade Mehmet’in doğmasıyla haseki ünvanını alır. İlerleyen yıllarda Mihrimah isminde bir kızları, ardından da Abdullah, Selim, Beyazıt ve Cihangir adında oğulları dünyaya gelir. Kanuni Sultan Süleyman ile Haseki Hürrem’in birbirlerine olan sevdaları dillere destandır. Padişah sefere çıktığında karşılıklı yazılan mektuplara, şiirlere yansır onların sevdaları. (Cahit Baltacı, “Hürrem” mad., DİA, c:18, s:498-500) Kimilerine göre padişaha büyü yaptığı kimilerine göre de entrikalarıyla Sultan’ı etkilediği iddia edilse de aslında Haseki Hürrem Sultan; neyi, nerede, ne zaman, ne şekilde söyleyeceğini bilen iyi bir iletişimci ve zeki bir eş olarak çıkar karşımıza. (Nevzat Tarhan, Evlilik Psikolojisi, Timaş Yayınları, s. 75)
Hürrem Sultan’ın ismini tarihe yazdıran en önemli vasıflarından biridir hayırsever kişiliği. Üç kıtada kurduğu vakıflarla ardında birçok hayır kurumu bırakan Hürrem’in, yaptırdığı eserlerden ilkidir İstanbul’daki Haseki Külliyesi (1537-1539). Cami, medrese, mektep, imaret ve darüşşifadan oluşan külliye aynı zamanda Mimar Sinan’ın hassa başmimarı olduktan sonra yaptığı ilk eseridir. Yine İstanbul’da Kariye adıyla anılan tekkenin medreseye çevirtilmesi ve Ayasofya civarındaki Çifte Hamam’ın inşa edilmesi, Tophane’deki Cihangir Camii, Hürrem Sultan’ın yaptırdığı hayratlardır. Böylece o, ilk defa başkentte çok sayıda eser yaptıran haseki sultan olarak geçer tarihî kayıtlara.
Hürrem’den önceki hanım sultanların, hayratlarını taşra merkezlerine inşa ettiği görülür. Ancak o, imparatorluğun başkentliğini yapmış Edirne, İstanbul başta olmak üzere Konya, Ankara, Bulgaristan, Şam ve İslam dünyasının kutsalı olan Mekke, Medine ve Kudüs şehirlerine de yayar hayır kurumlarını.
Kutsal topraklara duyduğu özlemle Mekke ve Medine şehirlerinde medrese, imaret ve ribatlar yaptırır. Ayn-ı Zübeyde su yollarının onarımını üstlenir; böylece, suyu kullanan hacıların dualarında daima hayırla yâd edilir kendisi.
Miracın ilk durağı, ilk kıble Mescid-i Aksa ve peygamberler şehri Kudüs, her Müslüman’ın yüreğinde bir sevdadır. Gidilemezse dahi oraya hasenatlar gönderilmesi tavsiye edilir hadisi şerifte. (Ebu Davud, Salat, 14) Saray kadınları içerisinde bu topraklara ilk eseri yaptırmak da Hürrem Sultan’a nasip olur. Mescid-i Aksa yakınındaki inşa edilen imaret, cami merkezli olup 55 odalı bir tekke, han, hamam, medrese ve sebilden oluşan bir külliyedir (1549-1557). Kudüs’te benzeri olmayan külliye, Filistin’de o güne kadar kurulmuş en büyük vakıf olan Haseki Hürrem Sultan Vakfı ile desteklenir. Külliyenin masraflarının karşılanması için birçok köy ve geniş araziler, vakfa tahsis edilir. Yine vakfiyede detaylı bir şekilde hudutları çizilen çok sayıda, arsa, han, dükkân ve değirmen de vakfın gelirleri arasında yer alır. (Şehri Kartal, "Haseki Hürrem Sultan Yapıları", İstanbul Teknik Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, s.139-323)
Vakfın aşevinden her gün 400 fakir fukaraya, sabah ve akşam olmak üzere iki öğün yemek dağıtılırdı. Vakıf görevlileri ile vakfın yönetim ve denetimine ilişkin şartların kaydedildiği vakfiyede ne zaman hangi yemeğin pişeceği, kimin ne işi yapacağı, ücretleri ve çalışanların nitelikleri detaylıca belirtilmişti. Kuşkusuz o dönemde Kudüs’ün önde gelen sosyal yardım kurumu olan Haseki Sultan Vakfı, şehrin ekonomisini hareketlendiren dinamik bir kurum olarak da varlığını göstermişti. (Haseki Hürrem Sultan Kudüs Vakfiyesi, Tercüme: Osman Kesikoğlu, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları)
Mescid-i Aksa’nın Meclis Kapısı’na 100 metre yakınında inşa edilen Haseki Sultan İmareti, geçmişten günümüze kesintisiz bir şekilde, savaşa rağmen hizmet vermeye devam ediyor. Varlığıyla bereketiyle savaş günlerinde Filistinlilerin bir nebzede olsa yaralarını saran bu aşevi, Müslüman ülkelerden gelen zekât, sadaka ve yardımlarla ayakta duruyor.
Hayatı, birçok romana, tiyatroya konu olan Hürrem Sultan, ardında bıraktığı nice sadaka-i cariyeyle ihtiyaç sahiplerine kol kanat gerdi. Kurgulandığı, anlatıldığı gibi sarayda entrikalarla dolu bir hayat sürmedi. Sahip olduğu makamı, imkânı en güzel şekilde değerlendirdi. Başta Haseki Külliyesi olmak üzere yaptırdığı bütün eserler için yüksek gelirli vakıflar bıraktı. 1558 yılında 53 yaşındayken bilinmeyen bir hastalıktan ötürü İstanbul’da vefat eden Haseki Hürrem Sultan, Süleymaniye Camii Haziresi’ne defnedildi.