HİKMET SAHİBİ BİR BABA:
HZ. LOKMAN
Sümeyra GÜVENDİ BENZOUINE
Başkanlık Vaizi
Kur’an-ı Kerim’de ismiyle müsemma bir sure bulunan, oğluna verdiği eşsiz öğütlerle meşhur, örnek bir babadır Lokman (a.s.). Kur’an’da bahsi sitayişle geçtiğine göre İslam öncesi Arap toplumunda tanınmaktaydı denilebilir ama adıyla anılan sure başta olmak üzere diğer surelerde de Hz. Lokman’ın kimliğine dair bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte İslam âlimlerinin ekseriyeti onun peygamber değil hikmet sahibi, salih bir zat olduğu kanaatindedirler.
Kur’an-ı Kerim’in 31. suresine ismi verilmiş olan Lokman’ı (a.s.) bizler oğluyla arasındaki ilişkisi ve ona vermiş olduğu öğütleri ile tanıyoruz. Lokmân suresi 12-19. ayetler bu konu ile alakalıdır. Yüce Rabb’imiz 12. ayette şöyle buyurmuştur. “Andolsun ki vaktiyle Lokman’a şu hikmeti vermiştik: Allah’a şükret, O’na şükreden kendi iyiliği için şükretmiş olur; nankörlük eden de bilmelidir ki Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O her türlü övgüye layıktır.” Hikmet kelimesi, “din konusunda derin bilgi, sahih inanç, akıl, yerinde ve doğru konuşma, isabetli görüş ve davranış” olarak açıklanmaktadır. (Taberî, Taberî Tefsiri, XXI, 67) Yüce Rabb’imizin Lokman’a (a.s.) verdiğini ifade ettiği hikmet, ferasetli bilgiye sahip olmanın yanında onu yerli yerinde kullanma öngörüsünü de içine almaktadır. Derin bilgi ve o bilginin uygun kullanımı bir kişide birleşince hakîm sıfatı elde edilir. Doğru yerde kullanılmayan bilgi insana ilim katabilir ancak insanı hikmet sahibi kılamaz. Nitekim İmam Malik’ten (r.a.) gelen bir rivayette “Bana ulaştığına göre, Lokman Hakîm’e, ‘Sende gördüğümüz bu durumun hikmeti nedir?’ diye sorulmuştur. Lokman’ın (a.s.) cevabı, ‘Doğru sözlülük, emaneti yerine getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terk etmek ve ahde vefâ göstermektir.’ şeklinde olmuştur.” (İmam Malik, Muvatta, Kelâm, 17)
Lokmân suresinde 13. ayetten 19. ayete kadar Lokman’ın (a.s.) oğluna verdiği öğütler sıralanmaktadır. “Sevgili oğlum, oğulcuğum…” gibi dikkati çeken hitaplarla başlayan öğütler, onun muhatabına ne kadar sevgi beslediğinin ve değer verdiğinin ilk ifadeleridir. Lokman (a.s.) dikkatli, ilgili bir baba olarak oğluna önce kendi nazarındaki kıymetini ifade ediyor sonra ona ebedî saadetin anahtarı kıymetinde öğütlerini veriyor. Bu öğütlerin başında yüce Rabb’imizin yarattığı kullarından beklediği ilk ve en önemli talep geliyor: “Sevgili oğlum! Allah’a ortak koşma çünkü O’na ortak koşmak kesinlikle çok büyük bir haksızlıktır.” Lokman suresi 13. ayette Lokman’ın (a.s.) oğluna verdiği ilk öğüdün tevhit inancına dair olması çok manidardır.
Görülmektedir ki Lokman (a.s.), kendisi Allah’ın birliğine inandığı gibi oğluna da şirkten uzak durmayı öğütlemiştir. Çünkü adil olmayan hakîm olamaz. “Her şeyi yerli yerince yapmak, herkese hakkını vermek” anlamındaki adalet kavramının tersi zulümdür. Herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşan yani Allah’tan başkasına ilahlık nitelikleri yükleyen kişi, Allah’ın hakkı olan ilahlığı başkasına vermiş olur. Böylece haksızlık (zulüm) ortaya çıkmış olur ki bu tutum, haksızlıkların en büyüğüdür. Bu sebeple ayette “O’na ortak koşmak çok büyük bir haksızlıktır.” buyrulmuştur. (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, IV, 337)
Lokman’ın (a.s.) oğluna öğütlerini içeren ayetlerin arasında, Allah’a ortak koşmama ile ilgili uyarının hemen ardından Yüce Rabb’imiz, anne baba ile ilgili öğütler vermektedir. “Biz insana anne babasıyla ilgili öğütler verdik. Annesi, güçten kuvvetten düşerek onu karnında taşımıştır; çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bunun için (ey insan), hem bana hem anne babana minnet duymalısın; sonunda dönüş yalnız banadır.” Yüce Rabb’imiz özellikle annenin çocuğun dünyaya geliş aşamasındaki sıkıntılarına vurgu yaparak ve kendi isminden sonra anarak anne babanın insan hayatında minnet duyulacak kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Ancak bir denge dini olan İslam’ı bize bahşeden Yüce Rabb’imiz, bu minnetin sınırlarını da hemen sonraki ayette açıklamıştır: “Eğer anne baban, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa bu durumda onlara uyma ama yine de onlara dünyada iyi davran; yüzünü ve özünü bana çevirenlerin yolunu izle. Sonunda dönüşünüz yalnız banadır. O zaman yapıp ettiklerinizin sonucunu size bildireceğim.” (Lokmân, 31/15)
Surenin Lokman’a (a.s.) ayrılan bölümünde, araya ana babaya itaat konusundaki bu iki ayetin girmesiyle ilgili iki farklı açıklama yapılmıştır. Bir yoruma göre bu iki ayet de Lokman’a (a.s.) ait sözlerdir. Buna göre ayetin başında “Allah bana buyurdu ki...” şeklinde bir ifade takdir etmek gerekir. Diğer bir yoruma göre bu ayetler bir açıklama mahiyetinde olup amaç ana babaya saygının önemini ortaya koymaktır. Nitekim ayet Mekke’nin son dönemlerinde anne babasına rağmen Müslüman olan Sad b. Ebî Vakkas hakkında nazil olmuş ve böyle bir durumda kişilerin takınması gereken genel tutumu ifade etmiştir. “Sad bin Ebi Vakkas: Anneme karşı çok saygılı ve hayırlı idim. Ben Müslüman olunca annem, ‘Oğlum senin icat ettiğin din nedir? Andolsun ki sen bu dini terk edene kadar hiçbir şey yiyip içmeyeceğim.’ diye yemin etti. Ona ‘Anne, böyle yapma. Muhakkak ben hiçbir şey için dinimi terk etmem.’ dedim. Annem bir gün bir gece hiçbir şey yemedi. Bitkin bir hâle geldi. Yine ikinci gün bir şey yemedi. Açlık onu gittikçe zorladı. Bu hâlini görünce yanına giderek ‘Anne, sen bilirsin. Allah’a yemin ederim ki senin yüz ruhun olsa ve teker teker senden çıkmış olsalar ben yine de dinimi terk etmem. Dilersen ye, dilersen yeme.’ dedim.” şeklinde anlatmaktadır. (İbn Kesir, Tefsiru’l Kur’an’il Azim, VII, 79) Bu olay, her ne kadar anne babaya iyilik Allah’a itaatten hemen sonra gelse de, “Asla onları Allah’a ortak koşma ama onlara iyi davranmaktan da geri durma.” mesajı içermektedir.
Değinilen ayetten sonra Lokman’ın (a.s.) oğluna öğütleri şöyle sıralanmaktadır:
Lokman, “Sevgili oğlum (dedi). Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklansa veya göklerde yahut yerin dibinde bulunsa yine de Allah onu açığa çıkarır. Kuşkusuz Allah her şeyi bütün gizlilikleriyle bilir, O her şeyden haberdardır.”
“Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.”
“Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.”
“Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.”
Lokman’ın (a.s.) oğluna yönelttiği bu öğütler Allah’ın ona verdiği ilmin ve bu ilmi yerli yerinde kullanma ferasetinin yani hikmetin meyveleridir. Bu öğütler Allah’a hakkıyla kulluk görevini yerine getirme, yaşadığımız toplum içinde yapıcı olma ve karşılaştığımız sıkıntılara karşı metanetle karşılık verme olgunluğunu içerir. Diğer bir ifade ile hikmet sahibi bir baba olan Lokman (a.s.) oğluna sadece namaz gibi kişisel ibadetleri değil, toplum içinde İslami ölçülerle nasıl var olması gerektiğini yani dengeli ve ölçülü İslam’ı öğütlüyor. Ayrıca ayetteki ”İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.” ifadesinde bu müsbet davranışların, kulluğun ayrılmaz parçaları olduğu ve kulluk var oldukça olması gerektiği vurgusu vardır.
Lokman’ın (a.s.) oğluna verdiği öğütleri içeren ayetlerde kaçınılması gereken olumsuz davranış örnekleri de vardır. Bu davranışlarda insan onurunu korumanın ön planda olması dikkat çekicidir.
“Gurura kapılma…, sesini yükseltme…” Gurura kapılıp kendini olduğundan büyük görme, başkalarını da kendinden aşağıda görme davranışları kulluktaki marazlardır ve bu marazlar Allah sevgisinden mahrumiyete sebep olmaktadır. Yüce Rabb’imiz böyle kimseleri sevmediğini açıkça ifade ettikten hemen sonra kullarına tavsiyesini de açıklamıştır: Ölçü. Yürürken hatta konuşurken bile ölçülü olmak.
Bir baba olan Lokman’ın (a.s.), oğluna kişiliğini doğru inşa etmek için verdiği nasihatlerini içerik açısından değerlendirecek olursak belli bir sıra takip ettiğini söyleyebiliriz. Tevhit, ibadet ve ahlak. Yani insan kulluğunun temeline inancı, dolayısıyla tevhidi yerleştirmeli ve diğer davranışlar bu temeller üzerine bina edilmelidir. Tevhit inancının ardından kişinin istikamet üzere kalmasını sağlayan ibadetlerin eğitimi verilmelidir. İbadetler içinde de bizlere günde beş defa miraç olan namaz ilk sırada gelmektedir.
Bir babanın oğluna bu nasihatlerinde, üslup açısından son derece dikkat çekici ve nahif bir yapı ile karşılaşmaktayız. Oğluna hitap ederken yumuşak bir üslupla yaklaşması, sevgisini hitabıyla hissettirmesi eğitimde dilin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Söze “yavrucuğum, oğlum, evladım” gibi sıcak ve sevgi dolu ifadeler ile başlamak, sözün tesir derecesini arttırmaktadır ve muhatapta aynı şekilde karşılık bulup, konu sevgiyle dinlenmektedir. Ayrıca çocuğa önce yaşantı yoluyla örnek oluşturmanın en etkili eğitim yöntemi olduğu malumdur. Lokman (a.s.) bu yönteme bir de nasihat vermeyi eklemiştir. Yani tek başına örnekliğin yeterli olmadığını, uygun bir üslup ile nasihat vermenin de önemli olduğunu bizlere bizzat yaşayarak göstermiştir.
İnsan yetiştirmek, kişilik inşa etmek dünyanın hem en ağır hem de en onur verici sorumluluğudur. Bu sorumluluğun en önemli ilk temelleri de ailede atılır. Lokman’ın (a.s.) şahsında bize sunulan örneklikten de anlıyoruz ki ebeveynler önce kendileri örnek bir yaşantı içinde olmalı, sonra doğru üslup içeren güzel nasihatlerle evlatlarını yönlendirmelidir.