HiCRET VE HASRET
Ali YILDIZ
Kırşehir Akpınar İlçe Müftüsü
Bi’setin on üçüncü yılında kardeşlik, fedakârlık, vefakârlık, paylaşma ve sevgi ortaya çıkaran bir hicret vuku buldu. Mekkeli müşriklerin eza ve cefaları dayanılmaz bir hâl alınca önce inananların büyük çoğunluğu, ardından Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), sadık dostu Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile birlikte Medine’ye hicret etti.
Hicret, muhacirler için bir fedakârlıktı. Çünkü doğdukları, yaşadıkları, sevgiyle bağlandıkları vatanlarını terk ediyorlardı. Etrafında pervane oldukları Kâbe ile Hacer ve İsmail’in yâd edildiği Safa ve Merve geride kalıyordu. Evler, mallar, mülkler terk ediliyor, akrabalar birbirinden ayrılıyordu.
Hicret, ensar için de bir fedakârlıktı. Hiç tanımadıkları ya da yeni tanıdıkları insanlar için ekmeklerini böldüler, sofralarında yer açtılar. Evler, bahçeler, işler paylaşılmıştı. Üstelik bunlar severek yapılmıştı. Böylece yeni bir kardeşlik hukuku gelişti.
Hicret bir kurtuluştu. Muhacirlerde korkunun yerini emniyet, karamsarlığın yerini umut almıştı. Ensarda ise yüz yılı aşkın zamandır süren kardeş kavgaları hicretle son bulmuş, cehaletin yerini marifet almıştı.
Hicret, dünyalık olmayan bir ganimetti. Huneyn ganimeti taksiminde gönülleri kırılan ensara, Resulüllah’ın, “Onlar dünyalıkları ile yurtlarına dönerlerken ganimet olarak size Allah’ın Resulü yetmez mi ey ensar topluluğu?” sorusu ve onların, “Biz bu taksimata razıyız, ganimet olarak Allah’ın Resulü bize yeter.” cevabını vererek gözyaşı dökmeleriydi.
Hicret bir vefakârlıktı. Mekke’nin fethiyle beraber asıl yurtları şimdi onların olmuşken ve pekâlâ vatanlarına dönme imkânları varken geri dönmemekti hicret. Zor zamanlarında kendilerine kucak açanları bırakmayarak Medine’de can vermek ve orada gömülmekti…
Hicret, Medine için bir faziletti. Fesat anlamına gelen Yesrib’den (Ahmet Önkal, TDV İslam Ansiklopedisi, “Hicret”, c.17, s.460.) sıyrılarak Allah Resulü’nün nuruyla nurlanmak, Medine-i Resul ve Medine-i Münevvere olmaktı. Belki de adı sanı hiç duyulmayacak bir şehrin harem olmasıydı hicret. Zifiri karanlıklar içinde kalmış bir toplum, Veda Tepesi’nin ardından bir gün bir ayın doğduğunu gördü ve adına hicret dedi. Onlar, kutlu hicretten itibaren bütün hayatı ve tarihi yeniden başlattılar.
Mekke için hicret bir hasretti. Âdem ile Havva’nın buluştuğu yer, İbrahim’in mihmandarı, Hacer’i çaresizce koşturan, İsmail’i kucağında büyüten, Kusayy’la biçimlenen, Amine’nin doğum sancılarına şahitlik eden, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) sokaklarında dolaştığı Mekke için hicret, bir hasret olmuştu.
Hicret, bir peygamber geleneğiydi âdeta. İbrahim (a.s.), “Bunun üzerine Lut ona iman etti. (İbrahim) ’Artık ben rabbime göç edeceğim. Şüphesiz O güçlüdür, hikmet sahibidir.’ dedi.” (Ankebut, 29/26; Hicr, 15/65.) demiş ve hicret etmişti. İsmail de (a.s.) hicret etmişti. Hacer zaten hicret eden demekti. Lut (a.s.), gecenin bir vaktinde arkasına bile bakmadan çekip gitmiş, hicret etmişti. (Hud, 11/81; Hicr, 15/65.) Şuayb’a (a.s.) kavminin ileri gelenleri, “Ey Şuayb! Ya seni ve seninle beraber inananları kesinlikle şehrimizden çıkaracağız veya mutlaka dinimize döneceksiniz!” Şuayb dedi ki: “İstemesek de mi?” (Araf, 7/88.) demiş, onu hicrete zorlamışlardı. Musa (a.s.), Allah’ın emriyle Mısır’dan yola çıkardığı İsrailoğullarıyla beraber hicret etmiş, peşlerine düşen Firavun ve askerleri ise denizde boğulmuştu. (Yunus, 10/90; Taha, 20/ 77-78, Şuara, 26/ 58-67.)
Hicret, muştuydu… Hicret yolculuğunda Kutlu Nebi’yi (s.a.s.) yalnız bırakmayanlar, onunla birlikte yurtlarını terk edenler, Allah’ın Resulü’ne ve onunla birlikte gelenlere kucak açanlar, Allah tarafından müjdelendiler: “Muhacirlerin ve ensarın ilkleri ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da O’ndan razıdırlar.” (Tevbe, 9/100.)
Mekke’nin fethiyle beraber hicret son buldu fakat kötülükten iyiliğe hicret kıyamete kadar devam edecekti. Muhacir olup yeni dostlara ve dostluklara koşmak, ensar olup yeni dostlara ve dostluklara kucak açmak, yasaklardan, kötülüklerden, günahlardan hicret etmek devam edecektir. Önce tedbir, sonra sonsuz bir tevekküldür hicret. Kardeşliktir, paylaşmaktır, sevgidir, sevebilmektir hicret. Ne mutlu kötülükten iyiliğe, haramdan helale, kavgadan sevgiye hicret edenlere!