HER DEVRİN ZİYNETİ: NEZAKET VE ZARAFET
Dr. Mehmet EKİM
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
"وَقُلْ لِعِبَادي يَقُولُوا الَّتي هِيَ اَحْسَنُ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُواًّ مُبيناً"
“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; yoksa şeytan aralarına girer. Kuşkusuz şeytan insanların apaçık düşmanıdır.”
(İsra, 17/53)
İnsanoğlunun her çağda aradığı erdemlerden biri de dilde nezaket ve tavırda zarafettir. Zira nezaket ve zarafet; zamanın aşındıramadığı, her devrin ziyneti olan inceliklerdir. Kur’an’ın “Sözü en güzel şekilde söyleyin.” (İsra, 17/53) buyruğu, sıradan bir nezaketin ötesinde, imkân dâhilindeki en yüksek inceliği hedefler. Burada asıl gaye; muhatabın kimliği, düşüncesi veya davranışı ne olursa olsun kaba, kırıcı ve hoyrat bir dile meyletmemektir. Zira tek başına sözün güzelliği yeterli olmayacağından buna tavrın güzelliği de eşlik etmelidir. Yüce Rabb’imiz “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman göreceksin ki aranda düşmanlık bulunan kimse sıcak bir dost oluvermiş!” (Fussilet, 41/34) buyurur. Bu ayet davranışta zarafetin, kötülüğü bile iyilikle bertaraf edebileceğini, kalpleri yumuşatıp düşmanlıkları dostluğa dönüştüreceğini haber verir bizlere. Resul-i Ekrem (s.a.s.) ise bu hakikati şu veciz sözüyle özetler: “Müslüman, Müslümanların dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir.” (Buhari, İman, 4) Burada dil ve el, hem sözlü incitmenin hem de fiilî zararın en çok aracısı olan iki unsur olarak zikredilmiştir. Hadis, müminin hem dilini nezaketle terbiye etmesi gerektiğini hem de tavırlarını zarafetle kuşatması gerektiğini bildirir. Çünkü nezaketli dil gönülleri yaralamaz; zarif tavır ise her harekete incelik katar. Böylece mümin; varlığıyla güven, sözüyle huzur, duruşuyla emniyet telkin eden bir şahsiyet hâline gelir.
Allah Teâlâ, Hz. Musa ve Hz. Harun’u Firavun’a gönderirken bile, “Ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslupla söyleyin, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer.” (Taha, 20/44) buyurmuştur. Burada, düşmanlık derecesi ne olursa olsun yumuşak söz emredilmiştir. Aynı şekilde, Hz. Muhammed’e (s.a.s.) hitaben, “Allah’ın rahmeti sayesinde sen insanlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi.” (Âl-i İmran, 3/159) buyrularak zarafet ve merhametin tebliğde ne kadar önemli olduğuna işaret edilmiştir. Bu ayet aynı zamanda zarafet ve merhamet arasındaki ilişkiye de dikkat çekmektedir. Nitekim kaba ve acımasız bir tavır, zarafeti yok eder. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şu sözü de merhamet temelli zarafetin toplumsal barıştaki yerini vurgular: “Merhametlilere Rahman merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki gökteki de size merhamet etsin!” (Ebu Davud, Rahmet, 65) Böylece nezaket ve merhametin ilahi karşılığı hatırlatılmakta, toplumsal barış için merhametin gerekliliği açıkça belirtilmektedir.
Dildeki nezaket ve tavırdaki zarafet aslında ahlakı güzelleştiren erdemlerdir. Hz. Muhammed (s.a.s.), risaletinin gayesini yalnızca teolojik hükümler bildirmekle sınırlı görmemiş, ahlaklı bireylerden oluşan bir toplum inşa etmeyi hedeflemiştir. Bu bakımdan, “Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (İbn Hanbel, II, 381) buyruğu bunun en açık ifadesidir diyebiliriz.
Nezaketli söz, yalnızca bir üslup değil kalbin aynası, kalıbın elbisesidir. Onun zarafeti birtakım özelliklerle şekillenir. Her şeyden önce söz, doğru ve hakikate uygun olmalıdır; zira hakikatsiz söz nezaket kaftanıyla süslense de kalbe nüfuz etmez. Söz, öfkenin gölgesinden uzak, kırıcı ve incitici olmamalıdır. Sertlik kalpleri kapatır, tatlı dil ve yumuşaklık ise gönülleri açar. Zarif bir söz, muhatabın idrakine ve seviyesine göre söylenmelidir; yerinde olmayan söz niyet ne kadar iyi olsa da incelikten yoksundur. Ayrıca sözün kalpten çıkması gerekir; çünkü kalpten gelen söz kalbe işler. Bu yüzden nezaketli söz samimiyet ve merhametle yoğrulmalı, kuru bir nezaket gösterisine dönüşmemelidir. Dahası, söz fayda üretmeli yani bir maslahat içermelidir. Fayda üretmeyen, boş veya anlamsız söz zarafetin özünden uzaktır. Kısacası, nezaketli ve zarif söz; doğruluk, yumuşaklık, ölçülülük, samimiyet ve faydayı bir araya getiren bir hakikat ifadesidir. Böyle bir söz, hem gönülleri incitmez hem de gönüllere dokunur.
Kur’an’ın “en güzel söz” vurgusu (İsra, 17/53), kötülüğü iyilikle savma öğüdü (Fussilet, 41/34), Firavun’a bile yumuşak söz emri (Taha, 20/44), alay etme, lakap takma ve gıybeti yasaklamış oluşu (Hucurat, 49/11-12), Hz. Peygamber’in (s.a.s.) merhametli tavrıyla sahabeye örnek oluşu (Âl-i İmran, 3/159), İslam’ın nezaket ve zarafeti ne kadar merkeze aldığını ortaya koyar. Resulullah (s.a.s.), “Mümin kişi ırza, namusa dil uzatan, lanet eden, edepsiz konuşan kimse değildir.” (Tirmizi, Birr, 48) buyurmuş; sövmeyi fasıklık olarak nitelemiş (Buhari, Edeb, 44), ölülere bile sövmeyi yasaklamıştır. (Buhari, Cenaiz, 97) Kızgınlık hâlinde dahi kaba davranmaktan sakındırmıştır. (Müslim, Selam, 11) Onun dilinde mümin bal arısı gibidir; temiz olanı yer, temiz olanı üretir, bir çiçeğe konduğunda onu kırıp bozmaz. (İbn Hanbel, II, 199) Yine zarif davranışın işi güzelleştirdiğini, zarafetten mahrum olanın hayırdan da mahrum kalacağını bildirmiştir. (Müslim, Birr, 74, 78)
Dijital çağda hız, rekabet ve anonimlik çoğu zaman nezaket ve zarafeti gölgelemektedir. Sosyal medyada kimliksizleşmenin verdiği rahatlıkla kullanılan kırıcı dil, toplumun ortak değerlerini zedelemekte; acelecilik ve tahammülsüzlük ise aile içi ilişkilerden iş hayatına kadar pek çok alanda iletişimi yıpratmaktadır. Oysa Kur’an ve sünnetten alınan ahlaki ilkelerle hareket edildiğinde dilimiz huzurun ve kardeşliğin anahtarı olur. Bugünün şartlarında bu ilkeleri yaşatabilmek için bazı çözüm adımlarına ihtiyaç vardır. Her şeyden önce dijital ortamda yazarken de sorumluluk bilinci geliştirilmelidir. İnsan, yüz yüze söyleyemeyeceği bir sözü ekran başında da yazmamalı; nezaketli dil, sadece gündelik hayatta değil sanal ortamda da korunmalıdır. Eğitim kurumlarında ve aile ortamında çocuklara “dijital nezaket” bilinci kazandırılmalı, onların empati, saygı ve sabır temelli bir iletişim tarzı geliştirmeleri desteklenmelidir. İş hayatında, hızlı iletişimin baskısına rağmen çalışanların birbirine karşı daha yapıcı ve nezaketli bir dil kullanması teşvik edilmeli; kurumlar bu konuda rehber ilkeler geliştirmelidir. Aile içinde ise iletişimin kalitesi kullanılan kelimelerle doğrudan ilgilidir. Öfke anında susmayı, kırıcı olmadan ikaz etmeyi ve sevgiyi dile getirmeyi öğrenmek, toplumsal huzurun temellerini güçlendirecektir.
Kısacası, ekran başında da işyerinde de aile içinde de “en güzel söz”ü seçmek; nefisle mücadele ederek kötülüğü iyilikle savmak ve merhameti hayatın mihverine almak hem bireysel huzur hem de toplumsal barış için gereklidir. Bugünün dünyasında bu erdemler, sadece bir ahlaki öğüt olmanın ötesine geçip sağlıklı toplumların ayakta kalabilmesi için zaruri bir ihtiyaç hâline gelmiştir.