HER BİDAT SÜNNETTEN

BİR KOPUŞTUR


Dr. Abdurrahman HAN

DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

"مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ فِيهِ فَهُوَ رَدٌّ"

“Kim bizim bu dinimizde olmayan bir uygulama ortaya koyarsa, o reddedilir.” 

(Buhari, Sulh, 5)

İslam inanç ve esaslarının, onun getirdiği evrensel değerlerin kemal bulduğunun ifade edildiği bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslam’ı beğendim…” (Maide, 5/3) Söz konusu ayet, Müslümanların başka bir şeye ihtiyaç duymaksızın inandıkları dinin her yönüyle kendilerine yeteceğini; kitabını rehber, elçisini örnek aldıkları takdirde dünyada dosdoğru yola, ahirette ise sonsuz lütfa nail olacaklarını işaret etmektedir.

Evrensel olma iddiası bir inanç sistemi açısından oldukça önemlidir. Zira yaşamın dinamikliği, ona dair söz söyleyen dinin bu alanda ilkesel herhangi bir boşluk bırakmamasını zorunlu kılmaktadır. İşte İslam, temel kaynakları olan Kur’an ve sünnet ekseninde, insanın fıtratında bulunan salim akılla bunu gerçekleştirmektedir. Sünnet, Hz. Peygamber’in özneliğinde vahyin hayat bulmuş hâlidir. (Necm, 53/3) Bu nedenledir ki mümin, sünneti varoluşun vazgeçilmez değeri bilmiş; sünnete uygun olanı makbul, karşı olanı ise bidat kabul etmiştir.

Bidat, dinde olmayan ancak dinî bir gereklilik olarak kabul edilen yeniliklerdir

“Daha önce benzeri bulunmayan, sonradan ortaya konulan şey” (İbn Manzur, Lisanü’l-Arab, 8/6, “bd‘a” md.) anlamına gelen bidat konusuna ilişkin ulema tarafından farklı yaklaşımlar, tasnifler ve tanımlamalar yapılmıştır. Zira bir şeyin bidat olarak değerlendirilmesi, o meselenin Kur’an ve sünnette olmadığı hâlde dinden kabul edilmesi ve dinî bir gereklilik olarak görülmesiyle ilgilidir. Buradan hareketle, Hz. Peygamber’in vefatından sonra dinî alanlarda ortaya çıkan ekleme veya çıkarmalar bidat olarak kabul edilirken; dinle ilgili olmayan, inanç ve ibadet hayatının dışında kalan yenilikler ile örf ve âdet türünden davranışlar bidat olarak değerlendirilmez. Bidat, dinî esaslara eklemeler yaparak dinin özünü bozma ve İslam'ın temel ilkeleriyle çelişme ihtimali taşır. Bu nedenle bidatin önlenmesi dinin korunması açısından çok önemlidir. Öteden beri dinin vazettiği kuralları kendileri için yetersiz bularak hep daha fazlasını isteyen ancak buna bile güç yetiremeyip dini tahrif etme yolunu benimseyen bir anlayış olagelmiştir.

Konu, Hz. Peygamber’in ibadet hayatını öğrendiklerinde kendilerininkini azımsayan ve bunun üzerine gecelerini namazla, gündüzlerini oruçla geçireceklerini ve evlenmeyeceklerini söyleyen bazı sahabilerin tutumunu akla getirmektedir. Hz. Peygamber onların bu tavırlarını öğrendiğinde, “…Aranızda Allah’tan en çok korkan ve O’na en bağlı olan benim. Bununla birlikte ben oruç tutarım, tutmadığım da olur. Namaz kılarım, uykumu da alırım ve evlenirim. Her kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” (Buhari, Nikâh, 5) buyurarak ümmetini daha önceki toplulukların düştüğü tehlikeli durumlara karşı uyanık olmaya davet etmiştir.

Çoğu kez iyi niyetlerle ortaya konulan bidatler, İslam’ın doğru şekilde yaşanmasının önündeki en büyük engellerdir. Bu engelleri ortadan kaldırmanın en sahih yolu ise Resulullah’ın sünnetini ihya etmektir. Çünkü davranışa dönüşerek hayat bulan her sünnet, bidatlerin önünü alacak yegâne otoritedir.

Sünnette mutedil olmak, bidatte çaba sarf edip yorulmaktan daha hayırlıdır

Sünnet, adetleri ibadete, ibadetleri kulluğa, kulluğu da rızaya dönüştürür. Buna karşın, “ihdas edilen her bidat karşılığında bir sünnet kaldırılır...” (İbn Hanbel, Müsned, IV/105) Sünnet-bidat ilişkisini anlama bakımından şu olay oldukça önemlidir: Nafile namaz kılınmaması gereken mekruh vakitte namaz kılan kişi çevresi tarafından uyarılmış ve sünnete aykırı hareket etmemesi kendisine bildirilmişti. Bunun üzerine o, “Allah, bana namaz kıldığım için azap edecek değil ya!” cevabını vermiş, onu uyaran kimse ise: “Allah seni sünneti terk ettiğinden ya da sünnete muhalif davrandığın için cezalandıracaktır.” karşılığını vermiştir. [(Abdürrezzak, Musannef, III, 52(4755)] Zikredilen rivayetler bir taraftan bidatin ne denli sakıncalı olduğunu gösterirken diğer yandan sünnete sarılmanın dini korumak anlamına geldiğini belirtmektedir.

Geleneksel ve modern bidatler

Dinî öğretiyi anlamak aynı zamanda bidat olgusunu kavramayı ve ondan sakınmayı beraberinde getirir. Dinin, inanç ve ibadet boyutlarıyla ilgili bir mesele hakkında hüküm ya da delil bulunmadığı halde farklı amaçlar doğrultusunda kılınan belirli özel namazlar, dualar, zikirler ve oruçlar; hususi zaman ve mekânlara hasredilen çok yönlü ibadetler; kabir/türbe ve mezarlık ziyaretinde sonradan çıkan bazı uygulamalar; bebeğin kırkı, hamile ve lohusa kadının durumu; ölünün yedisi, elli ikisi gibi hususlar; na’l-i şerif vb. objelerin suretini taşımanın koruyuculuğuna inanmak gibi meseleler bidat kavramı içinde değerlendirilebilir.

Modern dönemlere gelindiğinde bidat kavramının dijital ve sanal dünyanın baskın karakteri altında yeni formlara büründüğü görülmektedir: Zincir dua halkaları; yedili, yirmili gruplara gönderilmesi istenen dinî içerikli mesajlar; ibadetlerin görselleştirilerek tebliğ ve irşad ekseninde değerlendirilmesi; dinî bir içeriğin beğeni sayısı arttıkça sevap kazanılacağı inancı; fikrî, siyasi veya ideolojik bir motto ve eylemin dinî bir referans ile özdeş kılınması gibi hususlar zikredilebilir.

Dinin aslından olmadığı hâlde dinden kabul edilen ve dinî bir gereklilik olarak sunulan bidat; cehalet, kültürel değişim, geçmişteki dinî ve kültürel gelenekler, bilinçli üretim ve daha iyi Müslüman olma arzusu gibi çok çeşitli sebeplerle ortaya çıkmaktadır. Bidatler, Müslüman toplumların yaşam biçimi olan sünneti ve onu oluşturan değerleri yozlaştıran ve içten içe tüketen zararlı etkilerdir. Her bidat, dinin getirdiği bir değerin, sünnetin yerini alır. Oysa dini koruyan sünnettir, bidat ise zayıflatan. Sünnet vahdeti besler, bidat ise tefrikayı. Sünnet maruf olandır, bidat ise münker. Sünnet yaklaştırandır, bidat ise uzaklaştıran. Sünnet güzelleştirendir, bidat ise çirkinleştiren. Özetle, sünnet kabul edilendir, bidat ise reddedilen.