HAZİNE ARAR GİBİ DOSTLUK ARAMAK
Sümeyra YAMAN
Cam kenarında oturmuş kahvemi yudumlarken küçük kızım üzgün bir hâlde yanıma geldi. Birkaç gündür durgunluğunu fark ediyordum. Sorduğum sorularda beni geçiştirince çok da üzerine gitmedim. Onu üzen şey her neyse gelip anlatacak bir şekilde, dedim kendi kendime. Ertesi gün konuşmak istediğini söyledi ve anlatmaya başladı. “Ben bu aralar arkadaşlarımla hiç anlaşamıyorum. Birisi ile biraz fazla ilgilensem diğeri bana kızıyor ve küsüyor. İki sevdiğim arkadaşım da diğerine ondan daha fazla ilgi gösterdiğimi söyleyerek beni suçluyorlar. Benim onları sevdiğimi ve mutlu etmek için elimden geleni yaptığımı görmelerini istiyorum” dedi. Derin bir iç çektim. Ne kadar erken yaşta karşılaşıyoruz bu tür yıpratıcı ve bencilce beklentilerle, diye düşündüm. Kızım kendisinin onları mutlu etme çabasını görmelerini umuyordu; samimi ve sevgi dolu davranışlarıyla yetinmelerini istemekte ne kadar da haklıydı aslında. Bir süre susunca daha da meraklandı. Onu rahatlatacak ve arkadaşlarını suçlamadan, aynı zamanda kendini de yıpratmadan dostlukların nasıl devam ettirilebileceği hakkında bir şeyler söylemeliydim. Henüz on yaşında bir çocuk olduğunu göz ardı etmeden konuşmalıydım onunla. “İnsanların arkadaşlıklarında türlü türlü beklentileri olabilir. Bizim bu beklentilerin bir kısmını karşılayabilmemiz mümkün değildir. Sen elinden gelen ilgi ve sevgiyi gösterirsin. Zor zamanlarında yanında olduğunu hissettirirsin. Mutluluklarını paylaşırsın. Bu, arkadaşlık için önemlidir. Sorunlarınızı konuşarak çözüme ulaştırmak arkadaşlığın sıhhat ve selameti için önemli bir noktadır. Yine de olmuyorsa uzak durmak en iyisidir.” dedim.
Söylediğim bu birkaç söz kızıma yetmişti. Rahatlamış olarak odasına çekildi. Kendi kendime konuşurken kahvemin soğuduğunun çok sonra farkına vardım. Hakikaten de neydi arkadaşlık, kendini ve karşındakini yıpratmadan nasıl sürdürülürdü?
Kendimi bu mevzu üzerine düşünürken buldum. Zihnim diyar diyar dolaştı. Farklı gün ve zamanlarda yaşadığım olayları anımsadı. Dostluklarla ilgili yaşadığımız problemler, sırtımıza yüklenip bize gitmemiz için yeni yerler gösteriyor. Gidersen yeni şeyler ve insanlar hayatına ekliyorsun. Sağlam bir idrakin rahatlıkla farkına varabileceği ve dolayısıyla tedbir alabileceği problemleri bertaraf edebileceğimizi görmüş oluyoruz. Kalırsan sorunların içinde debelenip duruyorsun. Aynı insanlar ve aynı sorunlar devam edip duruyor.
Düşüncelere dalıp gitmişken geçmişe uğramamak da olmazdı. Hani soba üzerinde kestane pişirip ıhlamur kaynattığımız, komşular arasında sık sık gün sofralarının kurulduğu, ramazanda teravihlerin bir araya gelinerek kılındığı günlere… Büyük bir apartmanda otururduk. Bulunduğumuz mahallede, yaşıtım çok çocuk vardı. Her gün saatlerce yorgun düşene kadar apartmanın bahçesinde oynar, akşam yemek yedikten sonra genellikle bizim evde toplanır, oyunlar oynardık. Oyundan sıkılınca sohbet ederdik. Arkadaşlarımla çok şey paylaştığımızı hatırlıyorum. Birbirimizden çok şey öğrenirdik. Birbirimizle anlaşamadığımız da olurdu. Ama bunu uzatmazdık. Altı çocuk sahibi Elif Teyze’yi hatırlıyorum. Bir gün oyunda epey anlaşmazlığa düşmüştük. Oyunun tadı tuzu kalmamıştı artık. Elif Teyze elinde rengârenk ipler ve etamin kumaş parçaları ile yanımıza geldi. Her birimizin eline tutuşturdu etaminleri. Tüm gün bizimle ilgilendi. Ben etamin yapmayı altı çocuklu Elif Teyze’den öğrendim. Aslında ben o günlerden insanları umursamayı, değer vermeyi, kaybetmemek için elinden geleni yapmayı ve başkalarının çocuklarıyla da yakından ilgilenmenin önemini öğrendim. Seneler boyunca çocukluk arkadaşlıklarımla iletişimime hep devam ettim. Ancak büyüdüğümüzde her birimiz bir tarafa dağıldık. Yetişkin yaşlarda kurduğum arkadaşlıklarımda da hep bu yakınlığı aradım ve samimi olmaya çalıştım. Yaş aldıkça içimdeki çocuk tarafım varlığını daima devam ettirdi; zaman zaman da zorluklar karşısında ona sığınır oldum.
Yine çocukluk günlerimden annemin en yakın arkadaşı Nazel Teyze’mi hatırlıyorum. Annemle birbirlerine “ahretlik” diye hitap ederlerdi. Annem öyle herkesle dostluk kuran biri değildi. Evde yoksa bil ki Nazel Teyze’me gitmişti. Onlar aklıma gelince dostlukları ne kadar da tatlıydı derim hep. Bizim memleketten taşınmamızla birlikte yirmi yıl birbirlerinden ayrı kaldılar. Sonra annemler tekrar memlekete dönünce onunla aynı sitede oturmak nasip oldu. İki ahretlik ihtiyarlıklarında yine komşu olmuşlardı. Annem evde yoksa biliriz ki yine Nazel Teyze’me gitmiştir. Peki neden bizim kültürde iyi dostlar birbirlerine ahretliğim der ki? “Arkadaşlığa biçilmiş bir ömürlük hitap” cümlesi en güzel şekilde tarif eder ahretlik kelimesini. Ahirette de dost ve komşu olma isteklerini belirtmek için kullanılır. Bir ömür süren arkadaşlık olağanüstü bir şey. Samimiyetin, iyi niyetin ve birbirini anlamanın neticesinde kurulan ve gelişen ömürlük arkadaşlıklar için kullanılmış dopdolu bir kelime ahretlik.
Yetişkinlik yaşlarımda insanların farklı fıtratlar üzere yaratılmış olduklarını yakinen anladım. Bu durumu bir kumaş gibi de düşünebiliriz. Kimisi renk renk çiçekli yazlık bir kumaş kimisi kalın düz renk kışlık bir kumaş kimisi de çizgili sınırları net olan bir kumaş sanki. Farkında olsak da olmasak da kurduğumuz arkadaşlıklarla bir etkileşime gireriz. Bir süre sonra bakmışız ki kırkyamalı bir kumaşa bürünmüşüz. Her kumaş kendince çok güzeldir. Yan yana gelip başka bir renk cümbüşüne dönüştüğümüzde esas olan harikuladelik ortaya çıkmış demektir. Farklı insanlarla kurduğumuz dostluklarımız, hayatın ışıltılı renkleri, heyecan verici sürprizleri, kendilerini ayrıntılara gizleyen incelikler gibidir. Her bir kumaş türü bize hayatın bir başka yönünü gösterir. Aynı yere bakıp farklı şeyler görmek, o zenginliğin bir parçasıdır.
Ya da bu durumu meyve ağaçları temsiliyle dile getirebiliriz. Bazı meyve ağaçları vardır ki yanına farklı bir meyve ağacı dikildiğinde aralarındaki tozlaşmadan dolayı verimi daha da çok artar. Domates fidesinin yanına kuşburnu dikerseniz onun çalıları domatese zarar verecek olan yabani otları engeller ve fide rahatça büyüme alanı bulur. Domatesin yakınına fesleğen ekerseniz lezzetinin güzel olmasını sağlayacaktır. Bu da iyi arkadaşın hâli gibidir. Varlığı ile bizi rahatlatan, dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı kalkan olan arkadaşlarımız olsun. Hayatımızdaki eksik parçalar zaman zaman kalbimize nasıl da ağırlık verir. Bu his bir taraftan derin bir arayış, diğer taraftan da eksikliklerimizi görüp tamamlanma ihtiyacını beraberinde getirir. Aslında arayışımız ve ihtiyacımız samimi bir dostluktur.
Dostluklar beraberinde zorluklar da getirebilir ve toksik durumlara dönüşebilir. Bazen samimi ve içten zannettiğimiz dostluklarımızın bize ne kadar zarar verdiğini çok sonraları anlarız. Hayatımıza zamanında bir şekilde girmiş arkadaşlarımız vardır. Yıllar içinde bizi nasıl tükettiklerinin farkına bile varmayız. Sonra bir kriz çıkar aramızda bir de bakarız ki bize karşı bir yabancıya dönüşmüştür. Yıllarca ona verdiğimiz özveri ve sevgi hiç olmuştur. Üstüne üstlük dostluk adına onu idare etmişiz, o ise bizi hep yaralayıp durmuştur. Ayağımızın altındaki halı güvensizlik ve hayal kırıklıklarıyla bezenmiştir. Ama biz bu durumu görmezden gelmeye meyilliyizdir.
Karşımızdakini görmek istediğimiz gibi görürüz. Fakat onun gerçekteki hâli başkaysa büyük bir hayal kırıklığı bırakır bizde. Karşımızdakiyle yaşadığımız küçük bir sorun tüm maskesini düşürüverir. Ruhumuzda derin yaralar açılır. İçimizde fırtınalar kopar. Ansızın doluya tutulan insanın şaşkınlığını yaşarız. Temkinli olmakta fayda vardır.
Değerli bir ablam şöyle demişti “Şu hayatta dost biriktirin, para değil. İnsan yaş alınca bunun ne kadar kıymetli bir şey olduğunu daha iyi anlıyor.” Etrafımızda iyi niyetli olmayan insanlar hep var olacak. Bazen onların yanında çok saf kalacağız. Bizim için tüm arkadaş kavramlarının içinin boşaldığı olaylar da yaşayabiliriz. Arada bir aldatılabiliriz ama güvenmeye ve inanmaya devam edelim. Rızkımızın peşine düşer gibi dost aramanın peşine düşelim. Dostu ancak bu şekilde bulabiliriz. Gönlümüze yankı olacak, ayna olacak dostları aramak zorundayız. Mevlana der ki “Aradığın da seni arar.” Buluştuktan sonra bu değerli dostluğa sahip çıkmalı ve kıymetini bilmeliyiz.