HAYATIN
ÇALAR SAATİ
Sümeyra ÇELİK

Her şey şehre bir yabancının gelmesiyle başlamadı. Ya da sözü yükseltmenin ses kısıklığıyla alakası yoktu. Böyle cümleler, çoğu anlaşılmayan ve birileri tarafından mühim ilan edilen yazarların kitaplarında olur. Ancak dünya büsbütün başka bir şeydir. Bu da bizim iddiamız olarak kayıtlara geçsin. Bu minvalde sokaklarda akan hayatla satırlarda süren yaşam arasında yaya olarak katedilemeyecek mesafeler vardır. Öyleyse herkesin dünyası kimsenin hayatına benzemez güzellemesini rahatlıkla yapabiliriz. Zaten ünsüz bir düşünürümüz bu konuya yeterince temas etmiştir. Gelelim asıl meseleye…

Dünya dediğimiz gezegende canlılar yaşar. Yaşamsal fonksiyonları nefes alıp vermelerinden anlaşılabilir. Ancak yaşamak, hayatta olunduğu anlamına gelmez. Yaşayan az sayıda canlı dünya hayatının içindedir. Sosyal, siyasal, kültürel veya dinî yönden devam eden bir dünyanın içinde herkes bulunduğu alanın normuyla şekillenir. Yaşadığı muhit, siyasi görüşü, kültürel yapısı ve dinî kimliği kişiyi oluşturur. Seçme ve sessiz kalma hakkı olmadan bir şekilde dünyası kurulmuştur. Esasında bu durumun parmak hesabına konu olacak kadar yararı yoktur. Zaten kendisi de bundan habersizdir. Aynı hayatı yaşayarak aynı kişileri çoğaltarak devam eder. Korkuları, kaygıları hep kendi alanında sevinç ve coşkuları yine kendi yönünde cereyan eder. Yankı odalarında süren bir ömürdür bahse konu olan. Bu durumda yakından görülemeyecek kadar çok tehlikeleri vardır. Uzaktan bakınca da işin içinden çıkılmaz. Hiç bakmamak en iyisi değildir elbet.

Kişiyi yaşadığı dünyanın dışında bir hayatın varlığına ikna etmek hazır atom da parçalanmışken daha kolay olmalı diye düşündük ve kaleme kâğıda sarıldık. Birtakım soruları hatırlatmak istedik. Yaşamak denilen şey nedir? İnsan yaşayabilir mi bir hayatı olmadan? Yaşam topluca mı devam eder? Kısacası bütün suçu yaşamın toplumsal öğrenme tarafına yıkıp sıyrılabilir miyiz? Bizimkisinin hayatı değil de yaşamı seçmesinde hiç mi kabahati yoktu? Bu sorulara verebilecek bir cevabımız yok ama kabul ediyoruz sorular gayet güzel.

Peki, dünya hayatı nedir? İşte buna bir cevap bulabiliriz. Hayat; var olan, canlı, diri ve yeşeren bir zeminin kelimesidir. Temas etmeyi, dokunmayı ve hissetmeyi içerir. Tecrübe ve yaşanmışlık, seçip ayırma ve tercih etme kulvarlarının yolcusudur. Dünya hayatı denilince tüm bu manaları özne olarak yaşayan insan kastedilir. İnsan dünyasının öznesi ise hayatta demektir. Dolayısıyla hayatın tam merkezini insan oluşturur. Yaşamın merkezinde ise insandan başka her şeydir. Eser miktarda dahi insan içermez diyerek azıcık abartabiliriz. Hayatta olan insan canlı, düşünen, hisseden, üzülen seçen ve tercih eden bir öznedir. Yaşamını sürdüren ise onaylanan, kabul gören, sevilen, takdir toplayan, yerilen bir kişidir. Hayat, insanı şahsiyet sahibi yaparken yaşam kişiyi uygun hâle getirir. Artık tüm değerler farklılaşmıştır. Yaşamdaki kişi uyumlu statülerin çocuğu, kazanan ve vergisini ödeyen gayet nizami bir canlı iken hayattaki insan dünyaya sataşmakla meşguldür. Hangisi daha sempatik geliyorsa onu olayım seçeneğinin sunulmadığı gezegenimizde hayatta ya da yaşamda olmayı tercih etmek tamamen dünyalıya ait bir konudur. Dahası bu tercih dünya sonrası hayatı da belirler.

Hayattaki insanın özgün kederleri, cevap aradığı soruları, içinden çıkamadığı duygu ve düşünceleri varken yaşamını sürdüren kişi faturaları falan ödemek için hesaplar yapar, çocuğunu kolejlerde okutur, pazara akşam vakti gidip en taze zerzevatı alır. İnsan hayattayken ağaçları, çiçekleri vs. görebilir ama yaşayan kişinin bunları fark etmesi için en iyi ihtimalle bir teleskopa ihtiyacı olacaktır. Hayat, insanı sürükleyip bir yerlere götürür, yaşam ise kişiyi tek bir duvara çiviler. Hareket kabiliyeti son derece kısıtlı olan yaşama nazaran hayattaki insan için her daim devinim vardır. Hayat insanı güldürür, ağlatır, şenlendirir, keder verirken yaşam hedefler ve amaçlar bulvarına sokar. Hayatın hatıralar ile sıkı fıkı ilişkisine rağmen yaşam menfaat ve çıkar üzerinden yol alır. Hayatta kusur, kabahat ve hatalara uygun bir yer ayrılmışken yaşamda bunlar sümen altı edilir. Hayat keyifli anları kovalamakla meşgulken yaşamın hep bir geçim sıkıntısı vardır. Telaşlar ve etiketler arasında mekik dokuyan bir yaşama karşın hayatın çalar saati yoktur. Yaşam zamanın ritmine ayak uydurmakla uğraşırken, hayat kıymetli vakitleri kollar. Hayat demonte insanı kurar ve herkes gibi olup kimseye benzemez hâllere sokar bu sırada yaşam sıradanlığın sarmalında debeleniyordur. Hayat dünyaya sataşır, ilkelerini seçer, yeni yollara sefere çıkar, sağa sola hatıra yerleştirir, iz bırakır, tecrübenin rüzgârına güvenir ve eskimez bir ömrü inşa eder ancak yaşam buna hiç yanaşmaz ve sürekli tükenen bir sonu seçer. Hayat vardır ancak yaşam var edilmiştir. Hayat, sessiz, sakin ve dingindir ancak yaşam son derece geveze ve gürültülü. Hayat güzel yaşam zordur.