HAYATI İHSAN
ÜZERE YAŞAMAK
Döndü DEMİRCİ
İstanbul Sultanbeyli Vaizi
Ahlaklı bir hayat yaşamak, yaratılmışlar içerisinde insana özgü bir durumdur. İyilik ve kötülük yapmaya elverişli olarak yaratılan insan (Şems, 91/8) aynı zamanda yapacağı eylemlerle ilgili akıl, bilgi ve irade yetenekleriyle donatılmış ve bunun sonucu olarak da yapıp ettiklerinden sorumlu tutulmuştur.
Kur’an-ı Kerim’de iyilik; ma’ruf, birr ve ihsan gibi kavramlarla ele alınmıştır. Bunlar içerisinde ihsan; yapılması gereken şeyi en iyi şekilde bilme ve güzel bir şekilde yerine getirme, başkasına iyilik etme (İsfehani, Müfredat, 399), Allah’a kulluk, her görevi önemseyerek hakkıyla ve layıkı veçhile yapma (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, V. 3118) gibi anlamlara gelir. Her şeyi ihsan üzere en güzel biçimde yaratan Allah (Secde, 32/7), insanoğlundan da ihsan üzere davranmasını istemiş, iş ve eylemlerini amacına uygun olarak nezaketle ve rikkatle yapmasını öğütlemiştir.
Cenab-ı Allah yeryüzünün imarı ve ıslahı için insanoğlunu halife kılmış, ahlaklı toplumlar inşa etmek üzere kitaplar indirmiş ve peygamberler göndermiştir. İyiliği emredip kötülükten men etmek suretiyle yeryüzünde iyiliği hâkim kılmak için çeşitli emir ve yasaklar koymuştur. Kısacası insanın yaratılış amacı, Allah’ı tanımak ve bilmekle birlikte dünyada iyilik, barış ve kardeşliği hâkim kılmak, eşref-i mahlukat olma şerefine layık bir hayat yaşamak ve yaşatmaktır.
Aktif bir iyilik hâlini bünyesinde barındıran ihsan; ihlas, takva ve murakabe kavramlarıyla da yakından ilişkilidir. Hz. Peygamber, meşhur Cibril hadisinde ihsanı şöyle dile getirmiştir: “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.” (Buhari, Tefsîr, (Lokmân) 2) Buna göre ihsan, her an Allah’la beraber ve onun gözetiminde olduğunun bilincinde olma hâlidir. İhsan; iman ve ameli tamamlayan, inancın amelle birlikte yaşantıya intikalini sağlayan dinin ahlaki boyutudur. Yüce Kitabımızda: “…Nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir…” (Hadîd, 57/4) “…Biz insana şah damarından daha yakınız.” (Kâf, 50/16) buyrularak ihsan şuuru; Allah’a iman, itaat ve bağlılıkla ilişkilendirilmiş ve bunun hayatın her alanını kuşatması gereken bir bilinç ve yakaza hâli olduğu vurgulanmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde ihsan çok geniş çerçevede ele alınmış, başta adalet ve doğruluk olmak üzere iffet, istikamet, cömertlik, merhamet gibi ahlaki kavramlarla beraber hayatın tamamını kuşatmıştır. Muhsinlerin özelliklerinden bahsedilirken “Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri sever.” (Âl-i İmran, 3/134), “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar…” (Nahl, 16/90) buyrulmuştur.
Ahlaki literatürde “iyiliklerde farz olan asgari ölçünün ötesine geçip isteyerek ve severek daha fazlasını yapmak” manasına gelen ihsan, adaletin de ötesine geçip gerektiğinde haklarından feragat etmektir. Adalet; borcunu vermek, alacağını istemektir. İhsan ise borcundan daha fazlasını vermek, alacağından daha azına razı olmaktır. (İsfehani, Müfredat, “hüsn” mad.) Buna göre kişinin, vadesi geldiğinde alacağını istemesi adaletin gereğiyken bu konuda esneklik tanıması ihsandır. Resûlullah (s.a.s.), “Sizin en hayırlınız, borcunu ihsan ile (en güzel şekilde) ödeyeninizdir.” (Buhari, İstikraz, 7) buyurmuştur.
İhsan, müminlerin yalnızca Allah ile olan ibadet ve ilişkilerini değil, anne babasından başlamak üzere yetim, akraba ve diğer insanlarla hatta canlı ve cansız tüm mahlukatla iyi ilişkiler içerisinde olması gerektiğini ifade eden yüce bir erdemdir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin...” (Nisâ, 4/36) Allah Resülü ise “Allah her işte ihsanı (güzel davranmayı) emretmiştir. Akrabalık konusunda faziletlerin en üstünü, seninle akrabalık bağlarını kesenle ilişkini sürdürmen, sana vermeyene vermen, sana kötü söz söyleyeni bağışlamandır.” (İbn Hanbel, III, 439), “Komşuna iyilik yap ki mümin olasın.” (Tirmizî, Zühd, 2) hadislerinde ideal mümin tavrının ne olması ve nasıl olması gerektiğini bizlere öğretir. “(Savaşta bile) öldüreceğiniz zaman öldürmeyi ihsan ile (işkence etmeksizin) yapın. Hayvan keseceğiniz zaman kesme işini ihsan ile yapın. Kesecek kimse bıçağını iyi bilesin ve hayvanı sakinleştirsin.” (Tirmizi, Diyat, 14) buyurarak yaratılmışlarla olan tüm ilişkilerimizde nezaket ve rikkat üzere olmayı, yaptığımız ve yapacağımız her işi usulüne uygun ve sağlam bir şekilde yapmayı bizlere öğütler.
Aile içi haklar, boşanma, akrabalık, komşuluk, borç alıp verme, alışveriş, kısacası tüm muamelelerde iyilik ve ihsanı kuşanmak mümin olmanın gereğidir. Peygamber Efendimiz, “İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız. Zulmederlerse biz de zulmederiz diyen zayıf karakterli kimseler olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara zulmetmemeyi alışkanlık hâline getirin” (Tirmizi, Birr, 63) buyurur. Kur’an-ı Kerim’de; “İyiliğin karşılığı yalnız iyiliktir.” (Rahmân, 55/60), “...Kim ‘ihsan’ derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabb’inin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara, 2/112) buyrularak muhsin olmanın Allah katındaki değeri ve mükâfatı bir kez daha dile getirilir.
Dinî ve ahlaki değerlerin giderek yozlaştığı şu dünyada ihsan üzere bir hayat yaşamak ne kadar da önemli! Yapmış olduğumuz tüm eylemlerimizi içten ve samimi bir şekilde, hiçbir karşılık ve menfaat gözetmeksizin sadece Allah için yapabilmek. Gerçek iyilik de bu değil midir zaten?