Hatıra Defteri

Seher MERİÇ


Hani bazen bir şarkı duyduğunuzda ya da bir koku aldığınızda veya eski bir eşyayı gördüğünüzde zaman tünelinde geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarsınız ya işte bu hafta sonu ben de öyle bir yolculuğa çıktım.
Bitpazarında biraz dolaşıp fotoğraf çekerim diyerek evden çıkmıştım. Ne derler bilirsiniz, "Neye niyet, neye kısmet." Birkaç tezgâh dolaşmıştım ki eski kitapların satıldığı bir tezgâh dikkatimi çekti. Yaprakları yılların etkisiyle sararmış kitaplar üst üste yığılmıştı. Kitaplar arasında sağı solu epey yıpranmış bir defteri görünce yüzüme bir gülümseme yayıldı ve hemen elime aldım. Sayfalarını okumak için defterin üzerindeki kilidi minik anahtarı ile açtım. Bu sırada tezgâhın sahibi deftere olan ilgimi anlamış ve onu nereden aldığını anlatmaya başlamıştı. "Abla, Emek Mahallesi’nde eski bir evi boşaltıyorlardı. Ev sahibi olan yaşlı teyze vefat etmiş. Bütün eşyaları satmışlar. Kalanlar da çöpe atılıyordu. Ben de ancak bunları toparlayıp alabildim..." Bu sırada ben defteri açmış ve birbirinden renkli sayfaları okumaya çalışıyordum. Elimdeki bu defter, sosyal medya daha dünyamıza sinsice girmeden evvel bizim için en kalıcı ve en hatırlı hatıraydı. Lakin sahibinden ayrılmıştı. Aynı benim hatıra defterlerim gibi.
Başlıktan da anladığınız üzere bu hafta sizlere "hatıra defterleri"nden bahsetmek istiyorum. Evet, kimler hatırlıyor çocukken en kıymetli hazinemiz olan bu defterleri bakalım. Öncelikle hatıra defteri nedir bilmeyen kıymetli okurlarım için kısaca anlatayım. Hatıra defterleri, bizlerin geleceğe attığımız imzalarımızdı. Maksadımız iz bırakmaktı. Dostlarımızı hatırlamak ve hatırlanmak için doldururduk bu defterlerin sayfalarını. Genellikle defter sahibine derin sevgimizi vurgulayan sözlerle başlar, duruma göre bir iki yaşanmış anı ile devam ederdi. Ve son bölümde ise gelecekle ilgili güzel temennilerle sonlandırırdık yazımızı. Bu dokunaklı düz yazıyı bazen bir mâni süslerdi. Tabii bu, yazan kişinin edebiyatla olan bağlantısıyla doğru orantılıydı.
Bu defterlerin iki türü vardı: İlki, kırtasiyelerden "hatıra defteri" diye satın alınanlarıydı. Oldukça albenili olan bu defterlerin her yaprağında, sayfanın dörtte birini kaplayan rengârenk resimler olurdu. Hatta bazılarının üzerinde benim bitpazarında gördüğüm gibi minik kilitleri olurdu. Diğeri ise evdeki bir defteri hatıra defteri hâline getirmekti. Ki benimki böyleydi. Öncelikle defter büyükçe bir takvim yaprağının beyaz tarafı dışa gelecek şekilde kaplanırdı. Daha önceden gazete ve dergilerden beğenip kestiğimiz çiçek, böcek, kuş, manzara ve tabiat resimlerini bu defterin sayfalarına yapıştırırdık. Hatta bazen kartpostal bile yapıştırırdık. Hele bu kartpostal simli ise herkes o sayfaya yazmak isterdi. Evet, işin son safhasında ise dış kapağı oluşturmak kalırdı. Dış kapağa en çok beğendiğimiz resmi yapıştırır ve sağ alt köşeye el yazısı ile ismimizi yazardık.
Yazı deyince aklıma geldi. Hatıra defterlerine el yazısı ile yazmak âdettendi. Üstelik alelade kalemlerle de yazılmazdı hatıra defterine. Bütün bu süse ve fiyakaya yaraşır satırları mümkünse dolma kalemle veya renkli tükenmez kalemlerle yazardık. Yıllar boyunca saklanacak bu yazılarda akılda kalmak ve en özenli yazıya sahip olmak gibi bizim için oldukça önemliydi. Bizler gibi az televizyon seyretmiş, bilgisayardan bihaber çocuklar için duygularımızı ifade etmenin en samimi hâliydi bu defterler.
Okula getirip bütün arkadaşlara bir anı yazmaları için ısrarda bulunmak âdetti. Bana bir arkadaşım hatıra defterini verdiği zaman hem çok mutlu olur hem de tatlı bir telaş hissederdim. İlk iş olarak diğerlerinin ne yazdığına bakardım. Benim yazdığımın tek ve özel olmasını isterdim. Yazacağım sayfayı seçer ve muhakkak el yazısı ile yazmaya çalışırdım. Sizin de hatırınıza geldi değil mi o bilindik başlangıç cümlesi…
"Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için çok teşekkür ederim.”
Daha sonra da defterin sahibi olan arkadaşımla olan bir hatıramızı ya da duygularımızı yazardık. Ben her zaman olduğu gibi bir sayfaya sığamam ve en az iki sayfa yazardım. Bu yüzden hatıra defterlerini bana yazmam için veren arkadaşlarım pek mutlu olurlardı. Yazacaklarım bittikten sonra sıra en sevdiğim bölüm olan süsleme kısmına gelirdi. Eski dergilerden ya da gazetelerden kestiğim ufak tefek çiçek fotoğrafını yapıştırır ve sevimli kalpler çizerdim.
Her zaman olmasa da mâni yazmayı ben de severdim. Mâninin yerine bazen kısa bir şiir de yazardık. O vakitler telefon numaraları aklımızda tuttuğumuz gibi şiirleri ve mânileri de ezberler ve gereken yerde hem yazar ve hem de okurduk. Birkaç tanesini eminim sizler de biliyorsunuzdur.
“Hatıra hatıra dedin. / Başımın etini yedin. / İşte sana bir hatıra. / Al ömür boyu sakla.”
“Sepet sepet yumurta. / Sakın beni unutma. / Unutursan küserim. / Mektubumu keserim.”
“Seviyorum ama kimi? / En tatlı birisini. / Nasıl anlatsam sana. / İlk harflere baksana.”
Hatıra defterlerimizi bazen öğretmenlerimize de verirdik. “Bana hatıra yazar mısın?” “Öğretmenim, siz de yazar mısınız?” Çünkü onların bizler için yazdıkları çok kıymetliydi. Bizi bize anlatan ve geleceğimizi şekillendiren cümlelerle hatıralarımızda kalıcı izler bırakırlardı.
Şimdi sosyal medya fotoğraflarının altına yazdığımız kelimelere sığınsak da hatıra defterlerinin yeri her zaman özeldir. Hele o defterleri aradan geçen yıllardan sonra okumanın tadı bir başka. İçten ve samimi kelimelerle dolu bir dünyaydı bizimkisi. Her ne kadar hepsinin başında ve sonunda aynı şeyler yazsa da bizi kanatsız çocukluğumuza ışınlayan hazinelerimizdi bu defterler. Bu sebeple sayfaları üzerinden kaç yıl geçerse geçsin buram buram hatıra kokmaya devam edecektir.