HANEFİ FIKHINDA BİR ŞAHESER

EL-MEBSÛT


Dr. Elif ERDEM

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


Kelime manasıyla “yayılmış, genişletilmiş, ayrıntılı hâle getirilmiş” demek olan el-Mebsût; ismiyle müsemma, Hanefi mezhebinin fıkhi görüşlerini sistematik bir şekilde ele alan en kapsamlı eserdir.

Fıkıh yazın tarihine baktığımızda mezheplerin “kurucu” dediğimiz ilk temel metinlerinin ardından bunları daha öz bir anlatımla yeniden düzenleyerek bir araya getiren “muhtasar” eserlerin, daha sonra ise bu muhtasarları ayrıntılı olarak tahlil eden şerhlerin yazıldığına şahit oluruz. el-Mebsût’un telif hikâyesi de bu minvalde gelişmiştir. Bilindiği üzere Ebu Hanife’nin önde gelen talebesi Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin (ö. 189/805) hocasının görüşlerini kaleme alarak telif ettiği “Zâhiru’r-rivâye” adlı kitaplar Hanefi mezhebinin temel metinlerini oluşturur. Bu eserler üzerine yapılan pek çok çalışmadan dikkat çeken bir tanesi, hicri 4. yüzyıl Maveraünnehir ulemasından Hâkim eş-Şehid’in (ö. 334/945) öğrencilerin öğrenimini kolaylaştırmak adına kaleme aldığı el-Kâfî isimli muhtasarıdır. el-Mebsût ise Hâkim ile aynı ilim çevresinde yetişen Şemsü’l-eimme Serahsi (ö. 483/1090) tarafından bu özlü metin üzerine yazılmış bir şerhtir.

Karahanlı dönemi Türk âlimlerinden olduğu tahmin edilen İmam Serahsi, kendi döneminde öğrencilerin fıkıh ilminden uzaklaştıklarını müşahede etmiş ve bunun nedenleri üzerinde kafa yormuştur. Ona göre bu durumun bir nedeni, gayretsiz ve isteksiz öğrencilerin geniş kapsamlı fıkhi meselelerde kısır tartışmalarla yetinmeyi tercih etmesidir. Bir diğer nedeniyse bazı hocaların temel meseleler üzerinde durmak yerine faydasız varsayımlar üzerine fazla mesai harcamalarıdır. Bir kısım kelam âliminin fıkıh konularını felsefe terimleriyle açıklamak suretiyle iki alanı birbirine karıştıracak açıklamalarda bulunmaları ise fıkha duyulan ilgisizliğin bir diğer sebebidir. Buna bir çözüm olarak Serahsi, talebeleri bıktırmayacak şekilde, “her konuda güvenilir görüşlerle yetinerek meselelerin açıklanmasında etkisi olan bir şerh yazmayı” uygun görmüş ve yakın arkadaşlarının da talebi doğrultusunda el-Mebsût adlı eserini telif etmiştir. Siyasi sebeplerden ötürü uzun süre hapis hayatı yaşayan müellif, diğer muazzam eserleri gibi bu eserini de hapishane sürecinde öğrencilerine yazdırmak suretiyle meydana getirmiştir.

“Kuşkusuz Allah’a imandan sonra farzların en kuvvetlisi ilim talep etmektir.” diyen Serahsi, eserinin mukaddimesinde ilim talebinin her Müslümana farz olduğunu ve ilmin peygamberlik mirası olduğunu bildiren hadisleri zikrettikten sonra iki çeşit ilim olduğundan bahseder. Bunlardan ilki Allah’ın birliği ve sıfatları yani tevhid ilmi, diğeriyse fıkıh ve hükümlerin ilmidir. Kısaca bu ilimleri tanıtan müellif, fıkıh ilminin önemi üzerinde durarak sahabe ve tabiunun ileri gelenlerinin bu ilimle iştigal ettiklerine dikkat çeker. Fıkıh ilmini ilk olarak arkadaşlarıyla birlikte konular hâlinde bölümlere (fürû’) ayıran ve bu sahada ilk telif ve tasnif yapan kişinin Ebu Hanife olduğunu vurguladıktan sonra onun faziletinden bahseder. Hanefi mezhebi kuruluş dönemi âlimlerinin ilmî yetkinliklerine de temas ederek güçlü bir kompozisyonla eserindeki ana konuları işlemeye başlar.

İmam Serahsi’nin bu eseri fürû’ fıkıh olarak adlandırılan fıkhın daha ayrıntılı ve amele yönelik kısmına dair konuları içerir. Hanefi mezhebinin kurucu metinlerine olan vukufiyetiyle ön plana çıkan müellifin felsefe, mantık ve kelam sahasındaki birikimini fıkıh sahasına yansıtarak oluşturduğu bu eser; sistematik yapısı, muhakeme derinliği, ifade gücü ve zengin muhtevasıyla dikkat çeker. Fıkhi meselelerin özünü veciz ve kolay bir üslupla açıklamaya gayret eden müellif, her bölümün başında kavramların anlamları üzerinde durarak konuyu netleştiren açıklamalar yapar. Sahabi ve tâbiî müctehidlerin kanaatlerini kaydettikten sonra Hanefi âlimlerin konuya dair görüşlerini ayrıntılı biçimde ele alır. Görüşlerin delillerini ve her bir görüşün sonucunda ortaya çıkacak uzanımları sistematik bir şekilde açıklar. Birtakım farazi meselelere de değinerek görüşlerin geçerliliğini test ederek ikna edici bir anlatım sergiler. Bunun yanında Hanefi olmayan pek çok müctehidin ve mezhep imamının ictihadlarına da yer vererek ele aldığı konuya dair tartışmalara temas eder. Farklı meseleler arasında ilişki kurarak birtakım prensipler ortaya koyan Serahsi’nin ele aldığı konuları sağlam bir felsefi zeminde açıklamayı önemsediği görülür.

Her ne kadar el-Kâfî’nin şerhi olarak yazılmış olsa da el-Mebsût, klasik şerhler gibi her bir ibareyi ayrı ayrı açıklamak yerine doğrudan söz konusu kitabın içerdiği Hanefi hukuk doktrinine odaklanmıştır. Bu bakımdan spesifik bir kitabın şerhi olmaktan ziyade Zâhiru’r-rivâye metinlerini genel külli kaidelere dönüştüren el-Kâfî’de şekillenen “Hanefi fıkhının şerhi” niteliğindedir. Mezhep içerisinde gelişen fıkhi görüşleri ve delillerini en geniş biçimde sunarak bunların sistemli bir tahlilini yapan ilk ve en hacimli çalışma olması, el-Mebsût’u Hanefi literatüründe ayrıcalıklı bir konuma yükseltmiştir. Eserin başka bir hususiyeti de diğer mezheplerin görüşleri ve delillerine objektif değerlendirmelerle yer veren ilk hacimli çalışma olmasıdır. Kendine kadarki fıkhi birikimi kayıt altına alan ve özellikle hicri 4 ve 5. asır Maveraünnehir fıkıh çevresine ayna tutan otuz ciltlik bu külliyat, Hanefi fıkhına dair şümullü bir kaynak olmasının yanında fıkıh sahasındaki diğer araştırmalar için de zengin bir arşiv niteliğindedir.