HALİL NECİPOĞLU
İLE SÖYLEŞİ
Söyleşi: Mahir KILINÇ
Maneviyat içeren sözel yapıların yani insana erdem aşılayan; insanın ne olduğunu, nereden geldiğini, niçin var olduğunu ve nereye doğru gitmekte olduğunu düşündüren evliyaullah hazerâtının nutk-ı şerifleriyle meşgul olmak insana daha büyük hazlar veriyor. İşte bu yönüyle tasavvuf musikisi, hiçbir manevi duyguyu açıkta bırakmıyor.
Türk tasavvuf musikisi yolculuğunu hem beste hem icra çalışmalarıyla sürdüren birisi olarak musiki, dinî musiki hayatınızda nasıl bir anlam taşıyor? Bu serüvenin başlangıcı ve geldiğiniz noktada size etkisi olan isimler hakkında neler söylersiniz?
Musiki, yalnızca şarkı, gazel, ilahi vs. söyleyip şakımaktan ibaret değildir benim dünyamda. Aydınlanmak ve nurlanmaktır. Yani benim dünyamda musiki, müzikte ahengi yakalamaktan ziyade müzikle ahengi yakalamaktır. Derler ki gerçek musiki “Elestü Bi Rabbiküm”ü hatırlatır. Çünkü en büyük ahenk “hitab-ı izzet”tir. O hitab-ı izzeti çağrıştırdığı için bütün mahlukat musikiden zevk alır. Dolayısıyla musiki, benim için inanç ekseninde ilahi zevkleri, manevi coşkuları harekete geçiren etkili bir vasıta olmuştur.
Babam çok güzel sesli bir müezzindi. Musikiye olan tutkunluğum, ta çocukluğumun diplerinde sevgili babacığımın güzel sesinden duyduğum başta ezan icraları olmak üzere Kur’an-ı Kerim tilavetleri, mevlit ve ilahilerle başladı sanıyorum. Bu sesler gönül kapımın açılmasında ve gönlümle olan ilişkimin ziyadeleşmesinde de bir başlangıç oldu. Devamında ise kendimi, ruhumun derinliklerindeki sanatla ikiz kardeşiz gibi hissettiğim yıllara eşlik edecek olan ve anlamlı dokunuşlarıyla fukara gönlümü besleyen çok değerli hocalarımla meşk etme fırsatlarını buldum. Hülasa, bugün hâlâ sessiz dünyamda; merhum babam Şerafettin Necipoğlu, merhum hocam İsmail Biçer ve merhum Bekir Sıtkı Sezgin içsel yolculuğuma ses ve icralarıyla kılavuzluk eden büyük nasiplerimdir.
Yahya Kemal, “Çok insan anlayamaz eski musikimizden / Ve ondan anlayamayan bir şey anlamaz bizden.” diyor bir şiirinde. Kültür ve medeniyetimizde sizce musiki ne anlam ifade ediyor? Günümüz dünyasında dinî musikinin algısı ve icrası ne durumda?
Yaşadığımız çağın musiki algısı ve bu meyanda üretilen bestelerin pek azı, mahiyet itibarıyla kadim musikimizin ruhumuza bıraktığı tesirlere ulaşabilmiştir. Hâlbuki kültür ve medeniyet tarihimizi dikkate aldığımızda insan ruhunda derin boşluklar doğuracak unsurlara bir nebze olsun iyi gelecek, kemalatı perçinleyecek musiki algısına rastlıyoruz. Dolayısıyla günümüzde çoğu musiki eserlerinin, estetik tarafı da dâhil olmak üzere, verdiği mesajları kuru ve yavan bulduğumu söylemek isterim. Lakin elbette gelecek zamanlara iz bırakabilecek nitelikte istisnalar her zaman olmuştur.
Ayrıca çok yönlü bir bakış açısıyla söylemem gerekirse bugün toplumumuza, Batı formuyla benzerliklerimiz çok fazla olmamasına rağmen popüler türdeki müzikal üretimlerle Batılı bir ritim ve tarz empoze edildi. Özellikle gençliğimiz de bunu benimsedi. Elbette yenilikleri göz ardı etmemek gerek ama öte yandan bu tarz, medeniyet tasavvurumuzda musikimizin özüne, sözüne münasip düşmeyen üretimlere de bulaştırıldı, üstelik gençliğin kalbini kazanmak adına. Fakat bazı arayışlardan meydana gelen bu tür özgün yapıtlar kalbe tesirden uzak kaldı. Senfonik ilahiler ne yazık ki kabul görür oldu. Sanat ve halk müziği eserleri çok sesli aranjelerle çalınır, söylenir oldu. Hâlbuki yapılacak iş çok basit: Bir an önce yönümüzü tekrar sahip olduğumuz güzelliklere çevirip klasik medeniyet tasavvurumuza sahip çıkmalıyız. Zira “Geçmişini bilmeyen, geleceğini de kuramaz.”
Tasavvuf musikisiyle uzun süredir iştigal eden biri olarak sizce tasavvuf musikisi Türk müziği içerisinde nasıl bir yerdedir? Tasavvuf musikisine toplum olarak neden önem vermeliyiz ve o musikiyle neleri bulabilir ya da keşfedebiliriz?
Musiki, melodik ve ritmik yapısından ziyade sözel yapıda tasavvuf musikisi olarak ayrılıyor. Yoksa diğer tarafından bakarsak hicaz her yerde hicaz, düyek her yerde düyek… Bence maneviyat içeren sözel yapıların yani insana erdem aşılayan; insanın ne olduğunu, nereden geldiğini, niçin var olduğunu ve nereye doğru gitmekte olduğunu düşündüren evliyaullah hazerâtının nutk-ı şerifleriyle meşgul olmak, belli bir dönemde insana daha büyük hazlar veriyor. İşte bu yönüyle tasavvuf musikisi, hiçbir manevi duyguyu açıkta bırakmıyor. O nedenle toplumumuzun, dinî, ahlaki, milli ve örfi hassasiyetlerine tasavvuf musikisi ile sarılmaya önem vermesi gerekir. Çünkü musiki, bir toplumun en önemli kültür unsurlarından biridir. Medeniyetler her dönem musikiye de damga vurmuştur.
Hafız olduğunuzu ve güzel okuma adına uğraşlar verdiğinizi, önemli hocalardan dersler aldığınızı biliyoruz. Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma eğitiminde musiki bilmenin okuyucuya sağladığı katkılar nelerdir?
Evvela hafız ve hafızlık hakkında kısa bir iki cümle kurmak isterim izninizle: Aziz milletimiz, Kur’an’a ve hafızlara duydukları saygıdan dolayı hafızlara isimleriyle hitap etmemiş, “Hafız Efendi” demişler. Hafızlık, Hak ve halk katında bir değerdir zira. Esasen bizi hakikati anlamaya ve yaşamaya götüren Kur’an’ı satırlarda korumanın yanında sadırlarda korumaya da büyük önem vermek lazım. Fakat bütün nefsi ve dünyevi engelleri aşmak pek kolay olmuyor; yani dünya meşgalesine kapılmadan yaşamak zor. Bu sebeple bir hafızın emanete gerekli özeni göstermesi gerekir. Lakin bu da pek kolay değildir. Dolayısıyla hafız efendilerde de zaman zaman nefsî bir yorgunluk oluyor; maddi, manevi bir ağırlık çöküyor üzerlerine maalesef. Fakat bu gibi hâllerden çarçabuk çıkabilmenin, yani o sıkıntılı zamanlarda hafız yürekler için bir menfez ve ferahlatıcı yola girebilmenin çaresi de yine Kur’an oluyor.
Gelelim Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma eğitiminde musiki bilmenin okuyucuya sağladığı katkılara… Kanaatim şudur ki Sevgili’den gelen bir mektup gibi okumazsak Kur’an’ı, açmaz bize sırlarını ve sınırlarını. Ben bu cümleden şöyle bir anlam çıkartıyorum: Derler ki, “Ruh, insan varlığının sırrıdır; müzik ise o sırra hitap eden bir sırdır.” O hâlde Kur’an, sevgiliden gelen bir mektup gibi musikiyle okunmalıdır ki ruha, gönle dolsun ve aşk olsun. İşte bir hafızın gerçek musiki ilmine ve irfanına vukufiyeti, tilavetinde aşkını pekiştirir. O vakit aşkla yaşar hayatını; onu işitenler de aşka gelir. Elbette ki tilavet kuralları önde olacak!
Televizyon ve medya maneviyatın dilini kimi zaman zorlayabilen bir alan olarak karşımızda durmakta. Ekran karşısındayken hangi ilkeleri gözetmek gerekiyor?
Doğrusu bu soruya aslında birçok cevap verilebilir. Ama ben sadece televizyon aletinin -ki televizyon gerçekten yararlıdır insan için, dünyadan haber almasını kolaylaştırır- istisnaları hariç olmak üzere birçok kanalın da toplumumuzu yozlaşmaya sürükleyen, gerek din dışı gerekse de dinî yayın adı altında üretilen programların özellikle ve çoklukla aile kavramımızı, millî ve manevi değerlerimizi tehdit ettiğini düşünüyorum. O hâlde hiç kuşku yok ki bu bilinçli yozlaştırma politikalarıyla mücadelede hepimize büyük görevler düşmektedir. Dolayısıyla bunun için kolları sıvayıp gece gündüz demeden var gücümüzle çalışmalıyız. Tedbir ve refleks sadedinde erozyona uğramış, sözüm ona “modern” diye tabir edilen kültürel değerlerden uzaklaşıp en kısa sürede öze dönüşü sağlamamız gerekmektedir.
Hâlihazırda mihrap vazifesini icra eden bir din gönüllüsü olarak gönlünü sanata ve inanca adamış gençler için hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Sizce bu yolda hangi değerleri unutmamak gerekir?
Sanatın ve özellikle de tasavvuf müziğinin iyileştirici, ahlakı güzelleştirici yönünün gençler üzerinde etkili olduğunu düşünüyorum. Bu da şimdiki ve gelecek zaman için iyi insan, iyi kul, iyi vatandaş vb. olmaları adına umut vadediyor fikrimce…
Âcizane gençlere tavsiye makamında mesajım şudur ki sakın ola dininizden ve özünüzden kopmayın! Allah’ı sevin, Resulünü sevin, dininizi sevin, Kur’an’ı sevin, vatanı sevin, bayrağı sevin. Elleriniz daima arşa açık olsun; yani “diğer”lere göre değil “değer”lere göre yaşayın.
Öz Geçmiş
1968 yılında Erzurum’da, çok çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelen Halil Necipoğlu’nun babası din görevlisi, annesi ise ev hanımıdır. Çevresince hafız-ül Kur’an ve musikişinas olarak tanınan Necipoğlu, yetmişli yılların ikinci yarısından bugüne hayatını İstanbul’da idame ettirmektedir. Çoğunluğu dinî musiki alanında olmak üzere çeşitli formlarda 100’ü aşkın tespiti oldu. Meslek hayatında sırasıyla; Sakarya/Akyazı, İstanbul/Tophane Kılıç Ali Paşa, Küçükçekmece Fatih, Bezm-i Âlem Valide Sultan (Dolmabahçe) ve Zeytinburnu Beştelsiz camilerinde görev yapmıştır. Mevcut durumda ise Marmara İlahiyat Camii mihrabında görevini sürdürmektedir. Çeşitli ulusal kanallarda televizyon programları yapmış olan Necipoğlu, TRT tarafından düzenlenen Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması’nda jüri üyesi olup yayımlanmış iki albümüne ek olarak çalışmalarına devam etmektedir. Evlidir; dört çocuğu ve bir torunu vardır.