HAC GELENEKLERİ

Ayşe ÜNÜVAR

Bir yüzük iki küpe

Bana da getir Hacı Nine

Eskidendi, eskimeyen zamanlardan, dağların dağlara kavuştuğu, insanın insanı anladığı, yürekçe konuşulduğu zamanlardan…

Hac kelimesi İbranicede “hag” şeklindedir; “Bayram” anlamına gelen bu kelime “bir şeyin etrafında dönmek, dolanmak” manasındaki “hvg” kökünden türemiştir (TDV İslam Ansiklopedisi, c. 14, s. 382). Kelimenin asıl anlamının “bir şeyin etrafında dönme, dolaşma ve halka oyunu” olduğu, daha sonra bayram manasını kazandığı belirtilmektedir.

İslam dininin beş şartından biri olan ve maddi durumu yerinde olanlara farz olan hac görevini ifa eden Müslümanlara “Hacı” diyor ve hac dönüşü ziyaret edip hayırlıyoruz. Peki, bu kutsal vazifeyi yerine getirmeden önceki ve sonraki gelenek göreneklerimiz nelerdir? Öncelikle hacca gidecek kişiler konu komşu, hısım akraba kime borcu varsa ödedikten sonra onlarla tek tek helalleşiyor. Ev ev gezip “Nasipse kutsal topraklara yolcuyuz, hakkınızı hukukunuzu helal ediniz.” diyor. Sonra çarşı pazar gezip gördüğü herkesten helallik alıyorlar. Haklar helal edilmezse ve helal para ile gidilmezse kutsal topraklara yüz sürmenin doğru olmadığını biliyorlar. Sonra hac vazifesi için gereken dinî vecibeleri yerine getiriyorlar. Öncelikle hacca niyet edip Hak rızası için diyerek yola düşmek gerekiyor. Bakmakla yükümlü oldukları kişilerin ihtiyaçlarını giderip mağdur olmamalarına özen gösteriyor, geride kalanların hayır duasını almanın en önemli noktalardan biri olduğuna dikkat ediyorlar. Çünkü dua almak, helalleşmek ve kutsal vazifeye pak gitmek istiyorlar. Sonra hac eğitimi için seminerler alıp orada gereken doğru bilgileri ediniyorlar ve hacda lazım gelecek kişisel ihtiyaçlarını almaya başlıyorlar.

Erkekler için ihram, kadınlar için uygun geniş bir elbise, çamaşır, boyna asılabilecek bir cüzdan, havlu, kullandığı ilaç ve ağrı kesiciler, seccade, tespih, ihram kemeri, terlik vs. alışveriş tamam ediliyor.

Hacca gidecek kişi bunlarla uğraşırken hısım akrabaları, konu komşu ve dostları onları evinde ziyaret etmek ve “Güle güle gidin.” demek isterler… Bu ziyaretlerde hac yapacak kişiye çeşitli hediyeler getirilir. Genellikle çorap, çamaşır, havlu, patik, mendil, bazen gömlek, eşarp, yazma… Çoğu yörede gelen hediyeler açılır bakılır, hac dönüşü bu hediyelerin yerine kutsal topraklardan getirdikleri hediyeler koyulur.

Hacca gidilecek vakit hacı adayları yakınları tarafından dualarla, tekbirlerle uğurlanır ve heyecan içinde herkes hacısının kutsal topraklardan dönmesini bekler. Özelikle çocuklar çok büyük merakla dedesinin büyük annesinin ona hacdan ne getireceği düşüncesiyle geceleri uyuyamaz… Giderken dedeler torunlarına: “Söyle bakalım hacıdan sana ne getireyim?” diye sorar torun da isteklerini tek sıralar ve arkadaşlarına “Biliyor musunuz dedem bana hacıdan stereoskopik dürbün ve fotoğraf kutusu getirecek.” der. Beklenir, dua edilir ve hac kafileleri döner dönmez hacılar yine dua ve tekbirlerle karşılanır. Kutsal bir görevi yerine getirmenin mutluluğu içinde sımsıkı akraba, hısımına sarılır hacılar. En çok torunlara elbette… Yol yorgunluğu atılır atılmaz konu komşu hısım akraba: “Falanca hacıdan gelmiş ziyaret edelim.” deyip kapı çalmaya başlar. Gelen konuklara öncelikle zemzem suyu ve hurma ikram edilir. Zemzemin kıbleye dönülerek üç yudumda içilmesi sünnet sebebiyle âdet olmuş. Arkasından konuklar yaşlı ise misk kutuları ve tepsilerde türlü türlü tespihlerin ikramı yapılır… Gençlere ise yine tepsiler üzerinde gümüş yüzük, bilezik, kolye, tespih, saat, elektronik eşya; kız çocuklarına küçük çantalar, inci, boncuk; genç kızlara toz sürme, zemzem suyu takımı, kadife kumaş, ipek kumaş. Daha büyüklere mendil, esans, biblo… Hem hacdan gelenleri ziyaret edip hem de türlü hediyelerle şenlenir gönüller… Dediğim gibi en çok çocuklar mutludur en çok onların gönlü alınır… Stereoskopik dürbünlerle dünyaya bakarlar, filmli dürbünü birbirlerine gösterir ve gördükleri hakkında yorum yaparlar. Böylece uzak kavramı gelir yerleşir gönüllerine… Doyasıya hurma yerler ve zemzem suyunu neden az içtiklerini sorup dururlar. Zamanla öğrenirler ki zemzem kıymetlidir hatta toplum içerisinde az bulunan şeye “Zemzem mi mübarek, biraz daha ver?” denilir. Hac geleneği bizim kültürümüzde çocukların da büyüklerin de hediyelerle gönlünün alınması anlamını da taşır… Yaşlılar “Falanca hacıdan getirmiş” derler cami avlusunda tespih çekerken… Gelinlik kızlar dürü dererken ta ne vakitler büyüklerinin getirdiği kadife kumaşları koyar bohçasına… Güzeldir. Özeldir ve şöyle devam eder, hac görevini tamamlayıp gelen giden ağırlandıktan sonra hac sebebiyle eş dost eve buyur edilir, orada mevlit okunup dualar edilir… Gelen gidenlere yemek verilir ki bu yemek genellikle kazanlarla pişen çorba, pilav, kavurma ve helvadan oluşur ve herkese yetip artsın bereketlensin istenir… Gelenler hacı olanları tebrik edip hayırlar, onlar da mutlu mesut “Allah sizlere de göstersin.” derler…

Böyle bir zamandı. Küçük bir kız çocuğuydum, hacdan gelen ilk yüzüğü parmağıma takıp stereoskopik dürbün hediye edildiğinde ve tüm bunları belleğime yazıp bu yazıyı kaleme almak düştü bahtıma…