HABİB B. MESLEME
Malatya, Erzurum ve Tiflis’i İslam’la Buluşturan Sahabi
Enbiya YILDIRIM
İslam’ın, kendi coğrafyalarında yaşayan, dünyaya bigâne insanları yeryüzü fatihleri hâline nasıl getirdiği, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) onları nasıl motive ettiği hususu her zaman dikkatleri çekmiştir. Çünkü İslam, kısa sürede çok geniş coğrafyalara ulaşmıştır. Bu uğurda canla başla çalışanlardan biri de hiç şüphesiz Habib b. Mesleme’dir (r.a.).
Resulullah’ın hizmetine koşan delikanlı
Mekkeli olan Habib, Kureyş’in Fihr kolundandır. Hz. Peygamber’in Mekke’yi fethettiği sene İslam’la kucaklaşanlardandır. Medine’ye gelip Resulullah’ın yanında cihada katılmak isteyince yaşlı babası peşinden gelir ve Peygamberimize “Ey Allah’ın Nebisi! Oğlum, elim ayağımdır. Paramı, malımı, evimi idare edecek başka oğlum yok.” diyerek buna müsaade etmemesini, hizmetine muhtaç olduğunu söyler. Hz. Peygamber de ona babasının ve ailesinin durumunu gözeterek geri dönmesini tavsiye eder. Kısa süre sonra da babası Mekke’de vefat eder. Ardından yine Medine’ye gelir. Kaybını öğrenen Resulullah ona başsağlığı diler. (İbn Asakir, Târihu Medîneti Dimeşk, XII, 65; İbnu’l-Esir, Usdü’l-Gâbe, I, 679) Daha sonra da Bizanslılara karşı düzenlenen ve büyük zorluklarla çıkılan Tebük Seferi’nde Efendimiz’e eşlik eder. (İbn Asakir, Târihu Medîneti Dimeşk, XII, 65)
Hz. Peygamber’in ardından
Allah Resulü (s.a.s.) vefat ettiğinde yirmili yaşlarda olan Habib, Şam bölgesine taşınır. İslam’ın fetihler çağı olan bu dönem, Habib için cihat meydanlarında bulunmak demektir. Halifeler de yiğitliğinden ve gençliğinden istifade ile onu komutan olarak çeşitli görevlerde değerlendirirler.
İlk olarak Hz. Ebubekir, onu beraberindeki askerlerle birlikte Bizanslılarla savaşan Yezid b. Ebu Süfyan’ın yardımına gönderir. Ardından Suriye tarafında fetih seferinde bulunan Halid b. Velid onu Büsr b. Ertat ile birlikte Şam şehrinin dış kısmında bulunan Gûta’nın alınması için gönderir. Her ikisi de üzerlerine düşen görevi hakkıyla yerine getirirler. Habib, Suriye’de Bizans egemenliğini sona erdiren ve Müslümanların bölgeye hâkim olmasını sağlayan Yermük Savaşı’nda da
Halid b. Velid’in komutası altında sol kanattaki birliklerin idaresini üstlenir. Bu savaşta olağanüstü yiğitlik gösterir ve düşmanla çetin çarpışmalara girer. (İbn Asakir, Târihu Medîneti Dimeşk, XII, 63) Genç yaşına rağmen önemli savaşlarda komutanlık üstlenmesi, Hz. Ebubekir’in onu takdir ettiğinin göstergesidir.
Hz. Ömer dönemi
Hz. Ömer halife olduktan sonra fetihlere hızlı bir şekilde devam etti. Habib’e de bu fetihlerde önemli görevler düştü. Şam şehrinin ardından Halep’in sulh yoluyla fethedilmesi esnasında komutan olan Ebu Ubeyde’nin yanında yer aldı. Eski yöneticileri anlaşmayı bozunca Ebu Ubeyde, Habib ile Iyaz b. Ganm’ı tekrardan Halep’e gönderdi ve eski anlaşma şartlarına göre şehir geri alındı. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 148) Ardından Ebu Ubeyde tarafından Antakya’ya vali olarak atandı. O da civardaki isyancıları bastırarak bölgeye sükûnetin gelmesini sağladı ve diğer şehirlerin fethine devam etti.
Safvan b. Muattal ile birlikte Harran’ı kuşattılar, ardından Samsat’ı fethettiler. Sonrasında Maraş yakınlarına kadar gelip Hades Kalesi’ni de aldılar. Peşinden Doğu Anadolu’yu ve Güney Kafkasya’yı kapsayan ve Ermenilerin o zamanlar yoğun olması nedeniyle Ermeniye olarak bilinen coğrafyanın önemli şehirlerinden Malatya ve civarını fethetti. Böylece onun ve diğer komutanların sayesinde bugünkü Suriye ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki pek çok yerleşim yeri de İslam coğrafyasına katılmış oldu. Hz. Ömer bu başarılarının ardından onu Cezire (Yukarı Mezopotamya) bölgesine vali olarak atadı.
Ermeniye’de fetihlere devam eden Habib, Azerbaycan’ın fethine de iştirak etti. Peşinden Hz. Ömer tarafından Gürcistan’ın fethi için görevlendirildi ancak Arapların alışık olmadıkları ağır kış şartları nedeniyle bu fetih gerçekleşemeden geri dönmek zorunda kalındı. Hz. Ömer daha sonra onun valilik görevindeki sorumluluk alanına, Ermeniye bölgeleri ile Azerbaycan’ı da ekledi.
Çok ilginçtir, Hz. Ömer Bizans topraklarına düzenlenen seferlerde son derece başarılı olan komutanı Habib’in haberlerini almasına rağmen onunla yüz yüze görüşme imkânı bulamamıştı. Nihayet hac vesilesiyle geldiğinde Hz. Ömer’i ziyaret etti. Halife güzel ifadelerle iltifatta bulunduktan sonra hazinenin kapılarının ona açılmasını ve dilediğini almasını söyledi. O ise hazine odasına girince altın, mücevher ve diğer şeylerin yüzüne bile bakmadan cephede kendisine yararı olacak bir silah setini almakla yetindi. (İbn Asakir, Târihu Medîneti Dimeşk, XII, 73) Böylece dünya malına ehemmiyet vermediğini ortaya koyduğu gibi ruhundaki cengâverliği de yansıtmış oldu.
Hz. Osman dönemi
Hz. Osman halife olduktan sonra Şam Valisi Hz. Muaviye, Habib’i bugünkü Doğu Anadolu’ya gönderdi. O da Şam’dan yola çıkarak Bizanslılarla yaptığı savaşlarda üstün başarılar elde ede ede Erzurum ve civarını İslam coğrafyasına katarak vergiye bağladı. Habib’in yöntemi fethettiği yerlere bir uç birliği yerleştirerek sonraki gazvelere çıkmaktı. Burada da aynısını yaptı ve Hz. Muaviye’nin göndermiş olduğu iki bin kişilik destek gücünü uç birliği olarak şehre yerleştirdi. Onlara arazi tahsis etti ve maaşlı askerler olarak iskân etti. Böylece büyük oranda boşalmış olan şehrin İslam’la tanışmasına ve halkının Müslümanlarla kaynaşmasına vesile oldu. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 196-7)
Habib, sekiz bin askerle Ermeniye bölgesinde iken büyük bir düşman ordusunun üzerlerine geldiğini öğrendi. Hemen halifeye mektup yazarak yardım istedi. Hz. Osman da Selman b. Rebia ile ona destek gücü gönderdi. Lakin takviye kuvvet gecikip düşman Fırat Nehri kenarına kadar gelince karanlığın sağlayacağı avantajlardan yararlanmak amacıyla gece savaşı yapmak hususunda komutanlarıyla istişare etti. Alınan müspet karar sonrasında iki ordu karşı karşıya geldi. Habib askerlerine şöyle seslendi: “Eğer onlar da siz de sabrederseniz, siz Allah’a onlardan daha layıksınız. Eğer onlar sabreder de siz sabırsızlık gösterirseniz, bilin ki Allah sabredenlerle beraberdir.” Sonrasında Allah’a niyazda bulundu: “Allah’ım! Bize bu gecenin ayını değiştir, yağmurunu bizden uzak tut, ashabımın kanlarını koru ve canlarını verecek olanları şehitler listesine yaz.”
Beraberinde bulunan eşi Ümmü Abdullah ile de aralarında ilginç bir konuşma geçer. Hanımı ona, “Savaş başladığında nerede buluşalım?” diye sorar. Habib de “Ya komutanları Maurianos’un çadırında ya da cennette!” diye cevap verir. Habib, savaş sırasında komutanın çadırına ulaştığında eşinin çoktan oraya gelmiş olduğunu görür. Habib gibi bir kahramanın eşi de herhâlde onun gibi olmalıdır! Çetin geçen savaş sonrasında düşman ordusu hezimete uğratılır, komutanları da öldürülür. (İbn Asakir, Târihu Medîneti Dimeşk, XII, 74; Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, I, 197)
Galibiyetin ardından Erzurum’a dönen Habib, Müslümanların Anadolu’da ulaştıkları en uç nokta olan Kemah Kalesi’ne yöneldi ama fethe muvaffak olamayıp Erzurum’a döndü. Sonraki süreçte bu şehri ordu merkezi olarak kullanmaya devam ederek seferlere çıktı. Van Gölü havzasındaki Ahlat ve Erciş gibi toprakları İslam ülkesine bağladı. Böylece Nahcivan dâhil olmak üzere Ermeniye’de çok büyük bir fütuhat gerçekleştirdi. Yetinmeyip Tiflis başta olmak üzere Gürcistan Gazvesi’ne başladı ve bu coğrafyanın fethini tamamladı. Emanname vermek ve İslam’ı anlatmak üzere Tiflis halkına Abdurrahman b. Cez’ es-Sülemi’yi gönderdi. Sunulan emanname, Abdurrahman’ın tebliğ çalışmaları ile teklif edilen insaflı vergilendirme sayesinde pek çok Gürcü de Müslüman oldu. (Taberi, Tarih, IV, 162) Böylece İslam, bu coğrafyanın asli unsuru hâline geldi.
Habib’in gazvelerine gelince, fetihler Şavşat’ı da içine alacak şekilde genişledi. (Belazuri, Fütûhü’l-Buldân, s. 200-1)
Kırktan fazla şehir ile kaleyi barındıran Ermeniye yanında Gürcistan fetihlerini tamamlayan Habib, Hz. Osman’a bir mektup yazarak durumu raporladı. Halife bu yetenekli sahabiyi önce Ermeniye’ye vali olarak atamayı düşünse de onun cengâverliğinden faydalanmak için Cezire Bölgesi’ndeki cihatta yararlanmak üzere onu Humus’a çağırdı.
Döndükten sonra Hz. Muaviye onu -günümüzde Suriye’nin kuzeyinde bulunan tarihî- Kınnesrin şehrinin valiliğine atadı. Lakin bu esnada Hz. Osman, asiler tarafından kuşatılmıştı. Halife, valilerden yardım istedi. Mektubu alan Hz. Muaviye henüz görev yerine gitmemiş olan Habib’i yanına çağırdı. Ona durumu anlattıktan sonra önden oğlu Yezid’i bin kişilik bir kuvvetle yardıma gönderdi. Yezid, Hayber yakınlarına geldiğinde şehadet haberini aldı. Habib de gelmiş olduğu Vâdilkurâ’da aynı haberi aldı. Orada beklerlerken Numan b. Beşir, Şam yolunda elinde Hz. Osman’ın kanlı gömleği ve eşi Naile’nin kesilmiş parmaklarıyla Habib’in bulunduğu yere geldi. Habib, onları Hz. Muaviye’nin yanına gönderip ne yapacaklarına dair talimat bekledi. Gelen emir üzerine de Şam’a döndü. (İbnü’l-Cevzi, Muntazam, I, 77)
Hz. Ali dönemi
Hz. Ali halife olunca Hz. Muaviye’yi Şam valiliğinden azledip yerine Süheyl b. Huneyf’i gönderdi. Lakin Hz. Muaviye ile birlikte hareket eden Habib onu, “Eğer seni Hz. Osman gönderdiyse hoş geldin, eğer başkası gönderdiyse geri dön.” diyerek yoldan geri döndürdü. Sıffin Savaşı öncesinde de Hz. Muaviye’nin Hz. Ali’ye gönderdiği heyetin sözcülüğünü yaptı. Hz. Muaviye’nin onu seçmiş olması hem maharetini hem de Hz. Muaviye’nin ona güvenini gösterir. Burada uzun müzakereler yapmalarına rağmen bir sonuca ulaşamadılar. (Taberi, Tarih, V, 7) Savaşta da Suriye ordusunun sol kanat kumandanlığını üstlendi. Üstün yeteneklerini devreye sokarak karşı tarafı zor durumda bıraktı. Ayrıca bu savaştaki taktikleri onu, Hz. Muaviye gözünde en sevilen komutanlardan biri konumuna getirdi. (İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-A’yân, III, 186) Savaş sonrasında, iki taraf arasında Allah’ın kitabına göre karar vermek üzere iki heyetin bir araya gelmesine karar verildi. Kararda Habib’in de imzası vardı. Daha sonra toplanan heyetlerin görüşmesine Hz. Muaviye adına katılan gözlemciler arasında yine Habib de vardı. (İbn Kesir, Bidâye, VII, 307) Hz. Muaviye daha sonra bu müzakereyi değerlendirirken meclisinde Habib de bulunmaktaydı. (İbn Kesir, Bidâye, X, 656) Tüm bunlar, bizlere onun Hz. Muaviye nezdinde mümtaz bir yeri olduğunu göstermektedir.
Hz. Muaviye dönemi
Hz. Muaviye halife olunca devletin merkezini Şam şehrine taşıdı. Habib’i de 41/661 yılında Ermeniye valiliğine atadı. Erzurum’da ikamet etmek suretiyle tüm bölgeyi kontrol altında tuttuğu gibi Azerbaycan’ın sorumluluğu da ondaydı. Valiliğe başladıktan kısa süre sonra hastalanarak 42/662 yılında vefat etti. Büyük cengâverin yaşı henüz elli civarındaydı.
Ona dair
Kısa ömrüne çok şey sığdıran bu yiğit sahabinin vefatını öğrenen Hz. Muaviye, öyle biri hizmetinde çalıştığı için secdeye kapanıp onun Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer’in sünnetlerine tabi olduğunu, kendisinden de sürekli bunu istediğini dile getirmiştir. (İbn Asakir, Târîhu Medîneti Dimeşk, XII, 81; İbn Sa’d, Tabakât, Mutemmimu’s-Sahâbe, II, 192) Bu tespit, onun takvasını da göstermektedir. Nitekim bir gün Humus’taki Ulyâ semtine girince şöyle demiştir: “Burası dünyadaki insanların sahip olduğu nimetlerden biridir. Ben de bunun içinde bir süre kalacak olsam helak olurdum. Bin kez Rabbimden affımı dilemeden bu yerden ayrılmam.” Daha istiğfarını bitirmeden, kendini kaybetmesinden dolayı yüzüne defalarca su dökülür. (İbn Asakir, Târîhu Medîneti Dimeşk, XII, 79) Bunun yanında o, Bizans İmparatorluğu şehirlerine çok sefer düzenlediği için isminden hareketle Habibü’r-Rum (Romalıların Sevgilisi), sürekli yollarda olduğundan dolayı da Habibü’d-Durub (Yolların Sevgilisi) lakaplarıyla anılırdı. (İbn Asakir, Târîhu Medîneti Dimeşk, XII, 66; İbnü’l-Esir, Usdü’l-Ğâbe, I, 681) (Ayrıca Habib b. Mesleme ile ilgili geniş bilgi ve farklılık arz eden rivayetlerin tahlili için bkz. Arslan ve Artar, Gürcistan Fatihi Habîb b. Mesleme’nin Hayatı)