GÜZELLİĞE NE OLDU?
Mehmet ŞARMAN
Günümüzde müzikten edebiyata, mimariden sinemaya kadar güzel sanatların hemen her alanında estetik ve güzelliğin geri plana itildiğini; hızın, anlık etkinin ve tüketimin başlı başına bir beğeni ölçütüne dönüştüğünü söylemek kolaycı ya da fırsatçı bir tespit değildir. Aksine bu durum, çağımızın sanatla ve hayatla kurduğu ilişkinin temel bir göstergesidir. Çünkü bir çağ, en çok neyi hızlandırdığıyla değil neyi bekleyemez hâle geldiğiyle kendini ele verir. Bugün güzellik anlayışı, gösteri toplumunun etkisiyle neredeyse bütünüyle göze hitap eden maddi bir yüzeye indirgenmiş durumdadır. İnsanın beş duyusunun birlikte çalışmasından, kalbin hissetmesinden, deneyimlerin ve hatıraların birikiminden doğan kişiye özgü güzellik algısı büyük ölçüde devre dışı bırakılmıştır. Görme duyusu tek başına tahtı ele geçirmiştir. Üstelik bu da yetmemiş; gözün kendisi bile parçalanmış, güzellik artık bütün olarak değil seçilmiş parçalar üzerinden algılanır hâle gelmiştir. Göz bakmaz; tüketir olmuştur.
Güzelliğin bu şekilde budanması başlı başına bir problemken bugün artık parçalanan şeyin yalnızca güzellik değil insanın kendisi olduğu daha net biçimde görünmektedir. Çünkü insan, güzellik algısının aynasında kendini nasıl görüyorsa, zamanla öyle yaşamaya başlar. Bu yazıda güzelliği tüm yönleriyle ele almak mümkün olmadığı için, çağımızın estetik anlayışında bir tür kansere denk düştüğüne inandığım bir zihniyet biçimine -parça tesirli güzellik algısına- değineceğim.
Günümüzün güzellik anlayışı: parça tesirli güzellik
Küresel dünyada her şey gibi estetik ve güzellik anlayışı da hızla dönüştü. Doğu’ya ya da Batı’ya özgü, kendine has yerel ve organik güzellik biçimleri; tek merkezden pazarlanan, yıkıcı ve tüketici bir estetik kasırga karşısında tutunamaz hâle geldi. Bu merkez, fiziki bir yerden çok zihnî bir merkezdir; yani burada mesele bir coğrafya değil bir bakma biçimi, bir zihniyet meselesidir.
Bu zihniyet, güzelliği bir bütün olarak değil parça parça, seçerek ve vitrine çıkararak kurgular. Bugün “güzel” kelimesi yerine “çekici”, “etkileyici” gibi kavramların tercih edilmesi tesadüf değildir. Çünkü çağımızın alametifarikası artık bütün değil parçadır. Bütün sabır, emek, tefekkür ve keşif ister; parça ise hızla dolaşıma sokulabilen bir şeydir. Güzellik; zamanla oluşan, emek isteyen, bakışla, duruşla, sesle, tavırla ve anlamla derinleşen bir hâl olmaktan çıkmıştır artık.
İnsanın tasfiyesi
Parça tesirli güzellik anlayışında özne geri plana itilir. Öne çıkan şey, kişi değil “güzel” olarak pazarlanan, altı çizilmiş, üstü kalınca vurgulanmış bir beden parçasıdır. İnsan, bir birey olmaktan çıkar. İnsan, kendini anlatmaz; parçaları onun adına söz alır, başı sonu önceden belirlenmiş sözlerdir bunlar. Bu noktada hakiki bir karşılaşma, sahici bir diyalog ya da organik bir muhabbetten söz etmek mümkün değildir. Çünkü ortada muhatap alınan bir özne yoktur. Muhatabımız insan değil insanın kendini nesneleştirerek vitrine koyduğu parçasıdır. Bakış, bütüne değil özellikle işaret edilmiş fragmana kilitlenmiştir. Burada bir sentez doğmaz zira kimse tek bir uzuvla sahici bir muhabbet kuramaz. Parça tesirli etki, doğası gereği geçicidir. Etkisini yitirdiğinde, pörsüdüğünde ve gözden düştüğünde yalnızca parça değil onunla birlikte kişi de kaybolur, unutulur. Kıymeti ve değeri hızla sıfırlanır. Çünkü maddeden gelen, maddede kalır; maddi etkiyle var olan, maddi etki ortadan kalktığında yok olur. Öznenin yerine geçen parça düştüğünde, geriye tutunacak bir anlam da kalmaz. Etkisi geçen güzellik, enkaza dönüşür.
Bu güzellik anlayışında defoya yer yoktur. Ölçüleri belirlenmiş olanın dışına çıkmak yasaktır; ölçünün dışına taşan, güzellik tahtından kovulur. Keskin bir hesap, katı bir cetvel vardır. Oysa defoda, kusurda ya da ölçünün dışına taşanda kişiye ait bir haslık bulunur. Güzel çoğu zaman kusursuz olanda değil taşanda belirir. Bu hâl kolektif değildir; bireyseldir. Kıymet yalnızca gösterilende değil karşıdakinin ona biçtiği anlamda, onunla biriktirdiği anılardadır. Güzel bu yüzden birden olmaz. Zamanla, yaşanmışlıkla, yavaşlıkla, dikkat ve emekle birikir. Anlam hazır değildir; kurulur. Güzellik, aceleye gelmeyen şeylerin adıdır. Oysa parça tesirli güzellikte kusura yer yoktur. Dolayısıyla bu parçaların bir şahsiyeti de yoktur; anonimdirler. Uzuvlar insandan ve ona ait özel hikâyeden koparılmış fragmanlardır. Bu, özgürlük adına insanın silinmesi; tekilleşmesi gereken yerde anonimleşmesidir. İnsana, özgürlük adına satılmış en büyük aldatmacalardan biridir.
Güzelliği kurtarmak
Estetik olan, her durumda bir bütünü ima eder. Arkasında tutarlı bir dünya görüşü ve bütünlüklü bir algı vardır. Bu nedenle mesele yalnızca bedenle sınırlı değildir ve insan neye bakıyorsa, ona benzer. Güzelliği kurtarmak, onun artık kurtarılması gereken bir şey olduğunun idrakiyle başlar. Neyi kurtaracağımız sorusu ile neyi kaybettiğimizin cevabıyla terkibe girer. Cevaplardan çok doğru soruyu ısrarla sormakla başlayabiliriz işe.