GÜRCAN KARAKAŞ İLE
TÜRKİYE’NİN OTOMOTİV HAMLESİ ÜZERİNE...

Mahir KILINÇ

Eskişehir’de üretilen ve yaklaşık yüzde 85 civarında yerlilik oranına sahip, Türkiye’nin ilk yerli otomobili “Devrim” ülkemiz için yarım kalan bir rüyaydı. Bir rüyayı tamamlamak üzere yola çıkan ve bizleri heyecanlandıran Togg’un hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?

Yola çıktığımız ilk günden itibaren hep “Bir otomobilden daha fazlasını yapacağız.” dedik. İki önemli hedef belirledik, birincisi fikrî ve sınai mülkiyeti yüzde 100 bize ait küresel bir marka ortaya çıkarmak, ikincisi ise mobilite ekosisteminin çekirdeğini oluşturmak. Yani 60 yıldan bu yana içten yanmalı araçlar alanında başarılı işler yapmış olan Türk otomotiv tedarik sanayisinin elektrikli araçlar dünyasına dönüşümüne katkıda bulunmak ve en önemlisi mobilite alanında fikir ve hizmetler geliştiren startuplara fırsat vermek.

60 yıllık bir hayali hayata geçirmek üzere yola çıktık, sorumluluğumuzun farkındayız. Gemlik’teki tesislerimiz tamamlanmak üzere, deneme üretimlerine başladık. 2022 yılının son çeyreğinde seri üretime hazır hâle gelecek, 2023’ün ilk çeyreğinde ise ilk araçlarımızı yollarda görmeye başlayacağız.

Türkiye’nin ilk doğuştan elektrikli, sıfır emisyonlu ve akıllı otomobili olarak üretilecek C-SUV modeli, sınıfının en uzun aks mesafesi, en geniş iç hacmi, en iyi hızlanma performansı ve en düşük toplam sahip olma maliyeti gibi özellikleriyle de rakiplerinin önünde yer alacak.

300 ve 500 kilometre olmak üzere iki farklı menzil seçeneğiyle satılacak olan Togg SUV, 200 ve 400 beygir güç sunacak, 200 BG’lik versiyon 7,6, 400 BG’lik versiyon ise 4,8 saniyede 0’dan 100 km/s hıza ulaşacak, bataryası yüzde 80 doluluğa hızlı şarj ile 25 dakikada ulaşabilecek.

Türkiye’nin şarj alt yapısını güçlendirmek üzere de bir şirket kurduk. Bu amaçla 1000 adet hızlı şarj istasyonu kurmak üzere çalışmalarımız başladı.

Katıldığı fuarlarda da kendisinden söz ettiren Togg, dünya otomotiv sektörüne neler getiriyor? Togg’u otomobil sektöründe farklı kılacak özellikler neler olacak?

Bu sorunuzu da ekosistemi anlatarak cevaplamak isterim. Ekosistem, sözlük anlamıyla canlı ve cansız varlıkların etkileşimleriyle oluşan ve birbirlerini besleyerek süreklilik arz eden bir düzeni tarif ediyor. Mobilite ekosistemi ise bütün ulaşım alternatiflerinin ve hayatımıza değer katacak her türlü hizmetin birbirine akıllı bir şekilde bağlı ve interaktif olduğu bir dünya demek. Otomotiv endüstrisi de büyük bir hızla mobilite ekosistemine dönüşüyor, oyunun kuralları değişiyor. Bugünün otomobil dünyası ürün konseptini oluşturma, aracı geliştirme, üretme, satış ve sonrasındaki işleyişlerle ilgileniyor. Bizim işimiz ise klasik araç üreticilerinin işinin bittiği yerde başlıyor, biz otomobili yeni nesil akıllı cihaza dönüştürüyoruz. Çünkü değişen kullanıcı beklentileri doğrultusunda geçmişte telefonda yaşanan dönüşüm bugün otomotivde yaşanıyor.

Başından itibaren akıllı cihazımızı kullanıcı odaklı, akıllı, empatik, bağlantılı, otonom, paylaşımlı ve elektrikli olarak tanımladık. O nedenle de başından itibaren her türlü tasarımı, ürün geliştirmeyi bu şekilde oluşturduk. İngilizcede ağa bağlı, otonom, paylaşımlı ve elektrikli araçlar için “case” kısaltması kullanılıyor. Ama bu bizim için yeterli değildi. Bunun başına kullanıcı odaklı-user-centric, akıllı-smart ve empatik-emphatic kelimelerini de ekledik. Çünkü bizim yaptığımız, yapacağımız işin farkını bu kavramlar tanımlıyordu. Ortaya İngilizcesi “USE-CASE Mobility®️” olan bir kavram çıktı ve biz de küresel rekabete hazırlandığımız için kavramı Togg adına ticari marka olarak dünya çapında tescil ettirdik.

Togg’u tanımlarken İngilizce olarak “We are a global USE-CASE mobility provider” diyoruz. Yani mobilite alanında küresel bir platform örneği sağlayıcısıyız. Ama şu an yaptığımız işi de bu kavramı tersinden okuyarak “We are the Mobility USE-CASE of Türkiye”. Yani biz Türkiye’nin mobilite alanındaki örnek platform sağlayıcısıyız diye tanımlıyoruz.

Fuarlarda ses getirdiğimizi söylediniz evet getirdik. Ama bu katıldığımız organizasyonların hiçbiri otomotiv fuarları değildi. Konusu teknoloji olan etkinliklerde bulunduk. Mesela ABD’de dünyanın en büyük teknoloji şovu olan CES’e katıldık. Türkiye’de ise Teknofest’te gösterdik aracımızı.

Otomobil yerine “akıllı cihaz” kavramını kullanmayı tercih ediyoruz, akıllı cihazlar yeni dönemde evde ve ofiste yaptığımız çok şeyi yapma imkânı sunacak, otonom özellikleriyle bize trafikte kaybettiğimiz zamanın önemli bir kısmını geri kazandıracaklar. İşte Togg’u klasik otomobil dünyasından ayıran bazı özelliklerimiz bunlar.

Katı yakıtların egzoz salımı ile çevreye olan zararı ve dünyanın bu yönde aldığı önlemler, otomotiv sektörünü iklim dostu araçlar üretimine yönlendiriyor. Otomobil sektöründe içten yanmalı araçların hâkimiyeti gitgide azalırken hibrit ve elektrikli araçlar ise çıkan her yeni modelle daha da cazip hâle geliyor. Çevreyle barışık araçların üretimine yönelik neler söylemek istersiniz? TOGG burada nerede durmaktadır?

Biz “doğuştan elektrikli” ve “sıfır emisyonlu bir teknoloji” sözüyle yola çıktık. İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında fark yaratacak uygulamaları hayata geçirmek ve tüm ekosistemi bunun bir parçası hâline getirmek için gerekli adımları uluslararası standartlara uygun ve hatta standartların ötesinde olacak şekilde atıyoruz. Gemlik’teki tesisimizde, örnek vermek gerekirse:

1. Uygun tüm çatıların güneş panelleriyle kaplanması için çalışıyoruz. Bu sayede tükettiğimiz enerjinin önemli bir kısmını buradan karşılayacağız.

2. Atık su ve yağmur suyunun geri kazanımı konusunda üzerinde çalıştığımız projeler var.

3. Boyahanemizde Türkiye’deki yasal sınırın 9’da 1’i, Avrupa’daki yasal sınırın ise 7’de 1’i kadar uçucu organik bileşen salımı planlayarak Avrupa’nın en temiz tesisini inşa ediyoruz.

İşimizin her aşamasında çevreyle ilgili hassasiyetimizi göz önünde tutuyoruz. Kullanacağımız kumaştan herhangi küçük bir parçaya kadar “geri dönüştürülebilir mi?”, “Daha organik olabilir mi?” gibi sorular bizim önceliğimiz. İş ortaklarımızla süreçlerimize “Karbon ayak izi sertifikanız var mı?”, “Enerji yönetim sisteminiz var mı?” sorularını da ekledik.

Elektrikli araçlar için en kritik komponent, bilindiği gibi batarya. Bu noktada Siro yatırımımızdan mutlaka bahsetmek gerekir. Silk Road Temiz Enerji Depolama Teknolojileri AŞ Togg’un enerji depolama çözümleri için Farasis firması ile ortaklığımız ve ülkemizde fikrî ve sınai hakları bize ait olmak üzere batarya hücre, modül ve paket üretimi yapacağız. Ve bataryalarımızın karbon-nötr üretimi, geri dönüşümü ve “ikincil ömrü” yine üzerinde çalıştığımız alanlar. Bilindiği gibi, elektrikli araç bataryaları konusunda dünyada da standartlar daha yeni yeni ortaya çıkıyor. Bu konuyla ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızla birlikte çalışıyoruz. Dünya örnekleri, standartların oluşturulması, kısacası yol haritasının belirlenmesi adımlarının içinde yer alıyoruz. Togg bünyesinde Ar-Ge’den finansa farklı alanlarda uzmanlığı olan çalışma arkadaşlarımızdan oluşan bir sürdürülebilirlik ekibi oluşturduk, 2022 yılında ilk sürdürülebilirlik raporumuzu yayımlamayı hedefliyoruz.

Dünyada karbondioksit salınımının yüzde 25’e yakını ulaşımdan ve bunun yaklaşık yüzde 20’si taşıt araçları tabir ettiğimiz içten yanmalı motorları olan araçlardan kaynaklanıyor. Dolayısıyla elektrikli araçlara geçiş, sorunun önemli bir kısmına çözüm getiriyor. Bu doğrultuda, 2053 yılında sıfır-emisyon ulaşım sektörü vizyonumuz var. Ancak bu yeterli değil, kullanılan elektriğin yenilenebilir enerji kaynaklarından gelmesi gerekir. Örneğin, şarjda kullanılan elektriğin yüzde 90’ı gibi bir oranı yenilenebilir kaynaklarından geliyorsa karbondioksit salınımındaki düşüş yüzde 80’leri buluyor. Ancak ülkenin elektrik üretimi yeterince yenilenebilir enerji içermiyorsa elektrikli araçların yaygınlaşması sürdürülebilirlik açısından yeterli değil. Bu nedenle elektrikli araç kullanımı yaygınlaşırken, şarj altyapısının yenilenebilir kaynaklarından beslenmesinin özellikle desteklendiği bir sektör öngörümüz var.

Sohbetimize yarım kalan bir rüyanın gerçekleşmesinden söz ederek başlamıştık. Bu hikâyenin mihenk taşlarını döşeyen bir emekçi olarak gerek otomotiv gerekse diğer önemli endüstri kollarına ilgi duyan gençlerimize neler önerirsiniz?

Değişen kullanıcı beklentileri doğrultusunda, geçtiğimiz on yılda telefon teknolojisinde nasıl bir dönüşüm yaşandıysa bugün buna çok benzer bir dönüşümün otomotiv endüstrisini etkilediğini görüyoruz.

Teknoloji alanındaki dönüşüm ve batarya teknolojilerinde elde edilen gelişmeler elektrikli araçları satın alınabilir hâle getirdi. Dolayısıyla içten yanmalı motorları olan otomobiller, ürün yaşam eğrisinde olgunluk seviyesine ulaştı. Otomotiv sektörü sandığımızdan daha kısa bir sürede tamamıyla elektrikli, otonom ve ağa bağlı hâle gelecek.

Bunun sonucunda da günümüzde ev ve ofis arasında kullanılan ama önemli ölçüde zaman kaybı yaşatan otomobil; ev konforu, ofis pratikliği ve günümüzde olandan çok daha ileri bir sürüş güvenliği sunarak üçüncü bir yaşam alanı hâline dönüşecek. Bu yeni yaşam alanıyla onun yaratacağı ekosistem, 2035 yılına gelindiğinde otomotiv endüstrisinde ortaya çıkan kârdan alınan payların oranlarını da hızla değiştirecek.

Sektördeki rekabetin temelinde, bu üçüncü yaşam alanının paylaşılması var. Bugün asıl işleri mobilite olmayan küresel dijital şirketlerin bu konulara ilgisinin nedeni de işte bu yeni yaşam alanı.

Bu dönüşümün en önemli yansımalarını ise endüstrideki kârın nasıl el değiştirdiğine bakarak görebiliriz. Otomotiv endüstrisinin 2019 yılında dünya çapındaki cirosu yaklaşık 4 trilyon dolar olarak gerçekleşti. Bu rakamın 2035’te 6 trilyon dolara yükseleceği tahmin ediliyor. Ciro büyüyecek ama bugün sektörde oluşan kârın yüzde 99’unu alan klasik otomobil üreticileri, 2035 yılındaki kârın ancak yüzde 60’ına sahip olacaklar. Diğerlerinin, yani yeni mobilitenin günümüzde yüzde 5,6 civarında olan kârdan aldığı pay ise yüzde 40’lara yükselecek. O tarihte 155 milyar dolar hacme ulaşacağı tahmin edilen bu yüzde 40, tamamıyla henüz ortaya çıkmamış ürünler veya iş modelleri yani ekosistem tarafından paylaşılacak.

Bu etkileşimden de birçok iş imkânı doğacak. Bugünün harita bazlı, paylaşım fikrine dayalı, iş fikri üreten pek çok girişimi, gelecekte mobilite endüstrisinin en fazla kazananları hâline gelecek.

Yani, yapay zekâ desteğiyle akıllı cihaza dönüşen otomobili, akıllı binalar, evler, fabrikalar, ulaşım, enerji, şehir ve diğer akıllı cihazlarla bağlantılı hâle getiren iş modellerinin tamamı mobilite ekosistemini oluşturacak. Büyükşehirlerde trafik yönetimi, güvenlik, şebeke ve şarj altyapısı yönetiminin oluşturduğu enerji yönetimi, robo-taxi, robo-shuttle, mikro mobilite, talep üzerine ulaşım, intermodal ulaşım gibi iş modelleri ortaya çıkıp büyüyecek.

Gerek ekosistemin ortaya çıkardığı araç ve hizmetler gerekse tamamen elektrikli araçlarla birlikte hayatımıza girecek yeni ulaşım anlayışı, ulaşım esnasındaki beklentilerimizi de tamamen en baştan tanımlayacak.

ÖZ GEÇMİŞ

Gürcan Karakaş, 1965 yılında Antalya Akseki’de dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini Almanya’da tamamladıktan sonra 1988 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl Aselsan’da çalışmaya başladı. 1990 yılında Bosch’a geçti, 2004’te Bosch Türkiye genel müdürü oldu. 2007 yılında Bosch AG’de, Otomotiv Satış Sonrası Hizmetleri’nde tüm dünya için satış ve pazarlama sorumlusu oldu. Bosch’un mobilite çözümlerinin dönüşümünde ve yol haritasının belirlenmesinde önemli rol aldı. 2011 yılında saygın ekonomi yayını Handelsblatt tarafından Almanya’nın en büyük 30 şirketini içeren DAX 30’da yer alan şirketlerden birini yönetmeye aday en iyi 100 yöneticiden biri olarak gösterildi. 2013-2018 yılları arasında Bosch’un Elektrikli Tahrik Sistemleri’nde icra kurulu üyeliği, Satış ve Pazarlama İş Birimi sorumluluğunu üstlendi. Küresel Bosch’ta kıdemli başkan yardımcılığına kadar yükselen Karakaş, bu parlak kariyerinin ardından 1 Eylül 2018’den itibaren Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu AŞ’nin CEO’su olarak görev yapıyor.