GURBETTE SEVGİ VE SADAKAT
Aşkların en güzeli, bencil duygulardan uzak, menfaatsiz olanıdır. Karşılıklı sevgi, saygı, güven ve fedakârlık bu dünyada paha biçilmez değerlerdir. Hastalıkta-sağlıkta, iyi günde-kötü günde birlikte olacaklarına söz vermişlerin sözde değil, özde aşklarına tanık oldum gurbette. Avrupa’da cenaze işleriyle meşgul olmak, bazen de ölümsüz bir aşka şahit olmaktır.
Ölümü öldürürcesine birbiriyle diri kalmış çiftler gördüm. Ve ölümün bitiremediği aşklara, sadakate şahit oldum hastane önlerinde.
“Oğlum! Eşim vefat etti. Hastaneye götürmüştük. Ameliyat esnasında kalbi durmuş. Müdahale etmişler ama fayda vermemiş. Şimdi otopsiye götüreceklermiş. Yardım et bana ne olur!" Telefonun öbür ucundaki ses bana yalvarıyordu. Yaşlı bir teyze eşi için ağlıyordu. Saat sabahın beşiydi. Yarı uykulu açmıştım telefonu. ”Başınız sağ olsun. Sakin olun efendim. Ben size yardımcı olacağım inşallah. Siz bana hangi hastanede olduğunuzu söyleyin.” dedim. “Ben adres filan bilmem oğlum, yanımda kızım var. Ona veriyorum telefonu.” der demez kızına vermişti telefonu. Rahmetlinin kızından adresi almıştım. Hastaneye geldiğimde ise doktor, merhumu otopsi için adli tıpa gönderdiklerini söyledi. Bunu duyan rahmetlinin eşi bana: ”Oğlum ne olur, yalvarıyorum sana, biz de gidelim peşinden. Bizim sözümüz var birbirimize. Ölsek bile ayrılmayacaktık. Ben onu bırakamam. Otopsi yapıldığı yerin kapısında bizde bekleyelim.” dedi.
”Tamam teyzem. Ağlama sen. Götüreceğim seni. Orada çok iyi bir kadın doktor var. Genelde otopsileri o yapar. Rica ederiz ondan. Eminim kırmaz bizi.” dedim ve adli tıbba gittik. Yaşlı teyze ve kızıyla beraber önce doktorun yanına, daha sonra da bekleme salonuna geçtik. Yaklaşık iki saat sonra kadın doktor geldi yanımıza. Teyzemin önünde diz çöktü. Ellerini avuçlarının içine aldı. Ağlayan gözlerinden yaşları sildi.
“Eşinizi çok mu seviyorsunuz?” diye sordu. Doktorun Almanca sorusuna teyze Türkçe cevap verdi. “Evet, seviyorum. Hem de çok. Elli senedir evliyiz. Birbirimizi hiç kırmadık. Severek evlenmiştik. Ne o başka bir kadının, ne de ben başka bir erkeğin hayatında hiç olmadık. Âdeta bu dünyada yalnız ikimiz vardık. Benim için ondan başka erkek yoktu. Onun içinde benden başka kadın… Bütün ilgi ve alakamızı birbirimize verdik. Biz birbirimizden başka her şeye kördük. Belki size tuhaf gelecek ama biz böyle sevdik.” Doktor hanıma teyzenin söylediklerini tercüme etmeye çalıştım. “Gerek yok,” dedi. “tercüme etmenize gerek yok. Ben kalp diliyle her şeyi anladım. Bakışların, hâl ve hareketlerin, aşkın tercümesi olmaz.”
Evrakları alır almaz nakil işlemlerine başladım. Kısa bir zaman sonra cenaze Türkiye’ye nakloldu. Çok etkilendiğim bu olayın üzerinden yaklaşık iki hafta geçmişti ki bir akşam merhumun kızı tekrar aradı beni. “Hayırlı akşamlar. Kusura bakmayın bu saatte rahatsız ediyorum sizi. Beni hatırladınız mı? İki hafta önce babam vefat etmişti. Adli tıptan almıştınız. Annemle birlikte sizden yardım istemiştik.” dedi.
“Hayırlı akşamlar. Hatırladım tabii. Nasılsınız? Anneniz nasıl?”
“İyi değilim. Annem vefat etti bu sabah. Türkiye’den yeni gelmiştik. Babamın yokluğuna dayanamadı. Ben onu kabirde yalnız bıraktım, ona sözüm vardı, ondan ayrılmayacaktım diye vicdan azabı çekiyordu. Yaşlı kalbi daha fazla dayanamadı. Zaten kalbinin yarısı iki hafta önce durmuştu.”
“Çok üzüldüm gerçekten. Başınız sağ olsun.” dedim.
“Teşekkür ederim. Allah razı olsun. Ama aslında fazla üzülmek de istemiyorum. Annem ve babam tekrar kavuştu. Birbirlerine verdikleri sözü tuttular.” dedi.
Ertesi sabah teyzenin cenazesini almıştım hastaneden. Bir an önce işlemleri tamamlayıp naklini hazırlayacaktım. Cenazenin Türkiye’ye gidebilmesi için adli tıp kurumundan tasdik gerekiyordu. Bazı şehirlerde bu şarttı. Merhumeyi eşinin otopsi olduğu yere götürdüm. Kadın doktoru bularak durumu anlattım.
Ofis masasının başında, elinde evraklar, gözünde okuma gözlüğü, bakıyordu bana. Elimdeki evrakları masasının üstüne bıraktım.
“Bu, iki hafta önce otopsi yaptığınız merhumun eşi. Hani sizinle sohbet etmişti burada…”
“Hatırladım,” dedi. “şu an ne yapıyordum biliyor musunuz? Otopsi raporunu hazırlıyordum. Siz de merhumenin evraklarını masaya koydunuz. İkisinin evrakları günler sonra aynı masada birleşti. Çok tuhaf değil mi? Böyle bir sevgi, böyle bir sadakat… İnanın şu an ne diyeceğimi bilemiyorum.” dedi.
Doktorun gözünden yaşlar akıyor, konuşurken zor yutkunuyordu. Müsaade isteyip gitti yanımdan. Geri geldiğinde ise özür dileyip verdi bana raporun tasdikini.
“Bir an önce kavuştur teyzemizi sevdiğine. Böyle güzel bir aşkla yaşamış iki beden, cansız da olsa daha fazla ayrı kalmamalı. Sizden bir ricam var. Bana tam olarak mezarlığın adresini verir misiniz? Bu yaz Türkiye’ye seyahat etmeyi düşünüyorum. Onların mezarını da ziyaret etmek istiyorum.’’
Etkilenilmeyecek gibi değildi gerçekten. Günler sonra raporları bile aynı masada birleşmişti ikisinin.