GÖRÜNMEZ ADAM NURETTİN TOPÇU’DA UYSALLIK VEYA USSALLIK
Dr. Refika SOYAL
Giresun Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
51. vefat yıl dönümünde (10 Temmuz 1975) minnet ve rahmetle…
Uysallık; munis ve muti hayvan, çocuk ve insanlar için kullanılır. Mevcut sisteme icmalî olarak koşulsuz biçimde teslim olmayı ifade eder. Hakkaniyete aykırı durumlarda dahi uyumculuk sürdürülür; ta ki kişinin kötülük karşısında tavır alışın kendisinden asla beklenmeyeceği “uysal varlık” hüviyetine bürünmesine ve uysallığı mizaç edinmesine kadar... Toplum uysallardan müteşekkildir. Bunun böyle olmasında da esas olarak büyük fayda mevcuttur. Fakat bu uysallığın ussallığın yaygın olduğu toplumlarda makbul olduğu bir hakikattir. Toplumu idare eden eğitimci, bürokrat ve siyasilerin ne derece ussal olduğu bu noktada belirleyici unsurdur. Bireylerin ussal olmadığı bir memlekette ise yönetici ve eğitim tabakasının yeterli kısmının ussal olması da beklenemez.
Gelişmekte olduğu umulan toplumlarda zekat ve sadakanın teşvikinde sosyal devlet kurumsallaşmasındaki eksikliğin payı göz ardı edilmemelidir. Sınavlarda kopya çekilmesi, başkasına ait olanın gasp edilmesi gibi ahlaka mugayir pek çok eylem ussallık aşamasına geçemeyip uysallık düzeyinde kalmış toplumlarda kanıksanmış durumdadır. Öyle ki eylemsizlik menşeli bu tutumlar sosyal normların yerini alır ve kişiler bunları hukukun ve dinin kutsal yasalarını muhafaza edercesine koruma altına alırlar. İşte bu anlaşılmaz görünen tablonun temelini teşkil eden eylemsizlik hâli, ussallığın zıddı olan uysallıktır.
Nurettin Topçu, Fransa’da üstün başarı elde etmesine medar olan doktora tezini “Conformisme et Révolte” şeklinde başlıklandırmıştır. Çalışmaya yönelik incelemelerde bu başlık uyumculuk ve itaat biçiminde tercüme edilmiş olsa da Topçu, konformizm sözcüğünü uysallık olarak çevirmiştir. Bu çalışmada -konformizmin karşıtı olarak ele alınmış olan isyan yerine ussallık kavramının uygun düşeceği kanaatiyle-Topçu’nun felsefesinin uysallık ve ussallık kavramları ekseninde özetlenmesi önerilmektedir. Topçu’nun devam-ı hâle yönelik koşulsuz tarafgirlik ve tutkunluğun (konformizm ve uysallığın) karşıtı olarak ele aldığı isyan kavramı uysallığın tam da karşısında yer alır. Devam-ı hâlin yıkıcılığına ve memleketin ikbalini söndüreceği besbelli olmasına rağmen hâlen arzulanıyor oluşu, konformizm; bir başka deyişle uysallıktır. Bu türden bir uysallık hayvanın insana, çocuğun yetişkine, eşlerin birbirine gösterdiği türden bir yüce gönüllülük değildir. Aksine kolektif duyarsızlık ve gönülsüzlüğün tezahürü olup bireyselliğin tam da zıddını teşkil eden ben merkezci güdülere dayanmaktadır. Topçu’nun uysallığın karşısına koyduğu isyan ise yıkıcı değil eğitici ve dönüştürücü/evrimsel bir isyandır. İsyan, kişinin hadise ve olguları daima bir hareket ve ahlaki tavır alış ile sorgulaması, itiraz ortaya koyabilmesidir. Hareket, değiştirme iradesini gerçekleştirmektir. Burada sözü edilen isyan her şeyden evvel kişinin kendi ahlakiliği ile başlar. Fakat bu ahlakiliği mümkün kılan özgürlüğün mücadelesi de isyana dâhildir. Bizzat ahlaki davranan kimsenin kolektif beklenti içerisine girmesi de tabiidir. Nurettin Topçunun kolektif etik anlayışı estetik boyutlarına da ulaşır. Zira o, kendini Garplı olarak tanımladığı üzere ağırlıklı olarak Batı’nın muaşeret adabını benimsemiştir. Bununla beraber Topçu, Batı’nın etik ve moral anlayışının İslam’da da kökenlerini bulduğu görüşündedir. O, bir tür teolojik felsefe yaparak toplumu kendi dinamikleri çerçevesinde yeni bir Türkiye’ye hazırlamanın zaruri olduğu görüşündedir. Eleştirileri, sıklıkla halkın fertlerine yöneliktir. Zira o, bireyselliğin, toplumun bireyi yanlış kalıplara sokmasının karşısındaki tek güç olduğunun farkındadır.
Usluluk da gündelik dilde uysallık anlamında kullanılmakla beraber temelde akılcılık manası taşır. Burada birey, toplumdan hukuki veya sosyal anlamda itilme korkusundan dolayı değil özgür iradesinin zorunlu kılmasına bağlı olarak uyum gösterir; uyumun irade tarafından tercih edilmediği hâllerde ise birey kendini ifade eder. Bu ussallık ve isyan birkaç on veya yüz kişinin taşkın faaliyetleri olmayıp içsel bir eyleme dayanır; teker teker fertlerin vicdan ve aklında teşekkül eden şuurun, kolektif olanı kuşatması ve kolektif sahada etkin olma hedefini hayatına hâkim kılmasıdır. Topçu, isyan ahlakı ve uysallık kavramları çerçevesinde iki unsuru dışlar: İlki, uysallığın ussallığın yerini alması ve fertlerin birey gibi değil sürünün bir parçası olarak hareketsiz kalması, ikincisi ise anarşizm/kötülük dışında kalanlara karşı yıkıcı isyan… Deyim yerinde ise evi temizlemek yerine yakmak anarşizm; evi temizlemek ise Topçu’nun ahlaki isyanıdır. İsyan, potansiyel bir itiraz gücüdür. İtiraz yetisi ise özgürlük ve harekete dayanır. Ussallığı tercih eden ve hakkaniyete uygun olmayan koşullarda uysallığı reddeden fert, ilgili hususta dönüşüm ve gelişimi tetikler veya mikro düzeyde de olsa yapıcı bir tavırla değişime katkı sunar.
Topçu’nun görüşlerinde ne sağ ne de sol ideolojilere yakın olduğu söylenebilir! Belki bu ikisi arasındaki denge ve köprü vazifesini görmektedir. Ömrü boyunca idealizmin temsilcisi olan Topçu, kamu hukuku bakımından önde olan Batı toplumunun mezkûr hususlarda örnek alınması konusunda kompleks taşımaz; benzer biçimde dinin felsefi bir okumaya tabi tutulmasını, dinin çağın ihtiyaçlarına cevap verir biçimde güncellenmesini elzem görür. Günlük hayatın her alanında “etik üstü”nü de gerekli görmekte, pazarlık ve dilencilik gibi tabloların insan onuruna ve ahlaka mugayir olduğunu savunmaktadır. Dilencilik ona göre insan onurunun aşağılanmasının merhamet vehmedilmesi; pazarlık ise dolandırıcılık ile dilencilik terkibi bir arızadır. Topçu’ya göre yapılıyor olanın tekrarı hareket değildir; taklitte özgürlük ve irade yoktur. Zira taklit yeni bir şey üretmez. Özgürlük ve iradenin olmadığı yerde ise us ve ussallıktan söz edilemez. Topçunun ahlak etiği, meslek etiği, dostluk etiği ve komşuluk etiği mevcut toplumumuzda etik üstü konuma tekabül etmektedir. İnsan onuru kavramını içselleştirdiğine kuşku bulunmayan bu zarif ve tutkulu düşünür; toplumun uysalca kanıksadığı, âdeta norm hâline getirdiği aldatmak, dilenmek, rüşvet, torpil gibi davranışları hareket kapsamında ele almayıp vakarı yerle bir eder işler olarak değerlendirmiştir. İnsan onuru noktasındaki hassasiyeti onu “görünmez adam” hâline getirmiş, ömrü boyu yok sayılmasına neden olmuştur. Fransa Sorbonne Üniversitesinde üstün başarı ile elde ettiği doktora ve Türkiye’de aldığı doçentlik derecesine rağmen kendisine üniversitede kadro verilmemiştir. Ömrü boyu ortaöğretim kurumlarında tüm kırgınlığıyla beraber şevkle çalışan Nurettin Topçu, zoru basitçe anlatma yetisi ile felsefe ve mantık gibi bilimlerde ders kitapları telif etmiştir. Ömrü boyunca devam eden sitemler kolektif şefkat ve mesuliyet bilincinden kaynaklanmaktadır.
Son derece olumsuz koşullarda yetişmiş ve uysallık yerine ussallığı tercih ederek daima hareket üzere kalan Nurettin Topçu bilhassa günümüz gençlerine tanıtılması gerek akademik gerekse entelektüel camiada öne çıkarılması gereken şahsiyetlerdendir. Örneğin ülkemizde öğretim ve öğreniminin neredeyse imkânsız olduğu mantık sahasında kaleme almış olduğu kitabı, izlediği yöntem ve berrak örnekleri ile son derece verimli bir eser olup ders kitabı olarak okutulmayı hak etmektedir.