GÖNÜL SIRÇADAN BİR KÖŞKTÜR

Gülşen ÜNÜVAR

Ey oğul!
Gün yenice doğdu dağların ardından, ay desen gönüllüce çekip gitti. Penceremden içeriye süzülen berrak ışığın, ak pak duran kâğıdın üzerine düştüğünü fark ettim. Üç beş kuş uyandı yuvasında. Bülbüller yavaşça yokladı, gül bahçesinin kapısını. Kilit vurmak kimin haddine? Gülü bülbülden kim ayrı koya? Bülbül şakıyadursun kapı pervazında, gonca güller açılsın yaprak yaprak. Kalk dedim kendi kendime, vakit bu vakittir. Vakit yazma vaktidir. Vakit; bildiğini söyleme, gördüğünü anlatma vaktidir.
Nasılsın sorusunu sormaktan sakınırım. İyi olmandan yanadır çünkü tüm temennim. Bunun için dua, bunun için şükür arz ederim. Sen ki en iyi arkadaşım, sırdaşım, dostum, dermanımsın. Sözlerimin muhatabı, yarınların sıratısın.
Bilir misin, dost demek yük demektir aslında. Kişinin kendi kendine yüklediği en büyük yüklerden üstelik. Dost meclisinde güzelce geçerken günler, su gibi akarken yarenlik, bakarsın rengini çeviriverir kelimeler. Söyleyen söylediğini geri alamaz, artık çok geçtir. İnsanın gönlü yufka ve koruması güçtür.* Gönül dediğin daha nazenindir söğüt dalından. Sabahın seherinde açılan gonca gülden de incedir gönül. Bülbülün şakıdığı nağmelerinden daha içli, kelebeğin kanadından daha saydam. Kırılmayagörsün, ne dost dinler ne ahbap. İşte bundan derim, dost en büyük yüktür kendi kendimize. Kaldıramayacağın yükü yüklenmeyesin. Bunalacağın, kederinden nefes alamayacağın yükün altına girmeyesin. İnsan dostsuz olamaz elbet. Dost dediğin en büyük dayanak sana. İyisi mi sen gönlüne söz geçir. İpekten hallice dizginlerini sağlam tut. Gönül sırça gibidir. Ey oğul, onu çok iyi muhafaza et, kırılmasın.* Velev ki kırıldı, vah ki vah! Nasıl tekrar bir araya gelsin parçalar? Nasıl eski hâlini geri alsın o kıymetli sırça?
Şimdi söyle bakalım kabahat nerede, kimde? Gönlün narinliğinde mi, yoksa dostun zalimliğinde mi? Bu cevap öyle bir çırpıda verilecek bir cevap değildir evlat. Tam ve kati bir yanıtı da var mıdır bilinmez. Dostun dostluğuna söz geçmez, öyleyse gönlüne hükmedesin. Onun iklimine göre adımlarını ayarlayıp giyinesin. Gönül nazlıdır, bu tecrübe edilmiştir. Şöyle ki sıcakta erir, soğukta donar.* Hoyrat rüzgârlardan korkar ama gider söğüdün dalına konar. Hassastır, incedir, zarifçedir. Seni uyarmak boynumun borcu, gönlümün harcıdır.
Velhasıl kelam, gönül deyip bir durmak lazım. Bu kadar bahis kâfidir. Bir konuyu gereğinden fazlaca uzatmak, haksızlıktır o konuya. İnsan bu, her zaman cümlesi doğru, tecrübesi kati diye bir şey yok. Kararında söylemek lazım söyleyeceğini.
İnsan evlat, insan! Nasıl mesafeli durur, nasıl temkinli olur, nasıl gönlünü korur? Ateşten gömlek, iki ucu dikenli değnek. İnsanı insana kötülemek olmaz! İnsandır nihayetinde insanın acısını alan. Uzak durmak olmaz. Anlatacakların varsa, yaklaş. Bir yaraya şifa olabileceksen, yaklaş. Göze renk, sele bent olacaksan yaklaş. İnsana yararlı olabileceğin yerde insanlara karış.* Korkma, iyilikte ve faydada akranlarınla yarış! Temkin belleyip de uzakta kalmak senin zararınadır. Bil ki insanlara yararlı olmak insanın kendi yararınadır.*
Sözlerim seni ürkütmesin oğul. Balık dediğin, dalgaların heybetinden korkar mı hiç? Kuş dediğin gökyüzünün derinliğinden, köpük dediğin suyun haşmetinden… Bilmek ayrı, bildiğinden kaygılanmak ayrı şeylerdir. Sen, bilginden güç alanlardan olasın. Bilgini kendine merdiven yapıp basamak basamak yeni mertebelere çıkasın.
Bilmek dedim de bilgine güven evlat ancak bilgisizi de hafife alma. Küçüğün küçüklüğüne, zayıfın zayıflığına da aldanma. Sinek fil için büyük bir düşmandır.* Sineğin cüssesine bakıp da onu hafife alan kim bilir ne çok pişmandır. Önemsemediğin, bilmezliğinden rahatsızlık duymadığın kişiler gün gelir karşına dikilir. Küçücük bir su damlasıyken büyür büyür ve koskoca bir göl olur. Bilginin aşamayacağı engel yoktur evlat. Bir sandalla iki küreğe bakar karşıya geçmek. Ancak değer mi bu emeğe? Ufak tefek teferruatlara, yoluna çıkan dikenlere uğraş vermek yerine okyanusa açılan gemiler tasarlamanı dilerim. Bilmeyen, daima önüne set çeker bilenin. Bu bazen küçük bir sinek bile olsa, büyük hasarlar bırakır. Seni yolundan etmez belki ama adamakıllı oyalar. Köstek olur, bağ olur, tümsek olur.
Böyleyken böyle oğul. Say say bitmez bu dünya hâlleri. Yaz yaz yetmez ne kâğıt ne kalem. Ancak ahdettim, söyleyebileceğim yere kadar söyleyeceğim. Nefesim yettikçe anlatacağım sana dünyanın binbir türlü şeklini. Yeter mi? Yetmez elbette. Kim yetirmiş bu güne kadar, kim tam tamına anlatabilmiş her bir hâlini? Dünya dediğin kırk bayır, insansa kırk bir. Her kıvrımı ayrı hikâye, her odası başka renk, her kapısı farklı desen. Birinin gördüğünü diğeri göremez, başkasının bildiğini öteki bilemez. Bana iyi gelen, sana kötü gelir, berikinin beğendiğini sen elinin tersi ile itersin. Ama hiç kimseye göre değişmeyen şeyler de vardır oğul. Sevgi mesela, merhamet, vicdan, hakikat… Daha niceleri. İşte bunları kim nerede görürse tanır, bilir.
Mevzuyu uzattık oğul. Umut ederim ki cümlelerim sana yük olmadı. Okuduğu, bildiği, gördüğü her şeyden sorumludur çünkü insan. Hakkını vermek düşer payına. Bu da başka bir mektubun konusu olsun, ne dersin?
Güneş, tepeye doğru yavaştan yöneldi. Börtü böcek iyice uyandı, maruzatını söyleyip gitti bülbül, yeniden kabuğuna çekildi gül. Kuşluk vakti, bereket vaktidir. Şimdi bize veda etmek yakışır. Seni gözlerinden öper, Allah’a emanet ederim evlat. Selametle…
*Kutadgu Bilig

Ey oğul!

Gün yenice doğdu dağların ardından, ay desen gönüllüce çekip gitti. Penceremden içeriye süzülen berrak ışığın, ak pak duran kâğıdın üzerine düştüğünü fark ettim. Üç beş kuş uyandı yuvasında. Bülbüller yavaşça yokladı, gül bahçesinin kapısını. Kilit vurmak kimin haddine? Gülü bülbülden kim ayrı koya? Bülbül şakıyadursun kapı pervazında, gonca güller açılsın yaprak yaprak. Kalk dedim kendi kendime, vakit bu vakittir. Vakit yazma vaktidir. Vakit; bildiğini söyleme, gördüğünü anlatma vaktidir.

Nasılsın sorusunu sormaktan sakınırım. İyi olmandan yanadır çünkü tüm temennim. Bunun için dua, bunun için şükür arz ederim. Sen ki en iyi arkadaşım, sırdaşım, dostum, dermanımsın. Sözlerimin muhatabı, yarınların sıratısın.

Bilir misin, dost demek yük demektir aslında. Kişinin kendi kendine yüklediği en büyük yüklerden üstelik. Dost meclisinde güzelce geçerken günler, su gibi akarken yarenlik, bakarsın rengini çeviriverir kelimeler. Söyleyen söylediğini geri alamaz, artık çok geçtir. İnsanın gönlü yufka ve koruması güçtür.* Gönül dediğin daha nazenindir söğüt dalından. Sabahın seherinde açılan gonca gülden de incedir gönül. Bülbülün şakıdığı nağmelerinden daha içli, kelebeğin kanadından daha saydam. Kırılmayagörsün, ne dost dinler ne ahbap. İşte bundan derim, dost en büyük yüktür kendi kendimize. Kaldıramayacağın yükü yüklenmeyesin. Bunalacağın, kederinden nefes alamayacağın yükün altına girmeyesin. İnsan dostsuz olamaz elbet. Dost dediğin en büyük dayanak sana. İyisi mi sen gönlüne söz geçir. İpekten hallice dizginlerini sağlam tut. Gönül sırça gibidir. Ey oğul, onu çok iyi muhafaza et, kırılmasın.* Velev ki kırıldı, vah ki vah! Nasıl tekrar bir araya gelsin parçalar? Nasıl eski hâlini geri alsın o kıymetli sırça?

Şimdi söyle bakalım kabahat nerede, kimde? Gönlün narinliğinde mi, yoksa dostun zalimliğinde mi? Bu cevap öyle bir çırpıda verilecek bir cevap değildir evlat. Tam ve kati bir yanıtı da var mıdır bilinmez. Dostun dostluğuna söz geçmez, öyleyse gönlüne hükmedesin. Onun iklimine göre adımlarını ayarlayıp giyinesin. Gönül nazlıdır, bu tecrübe edilmiştir. Şöyle ki sıcakta erir, soğukta donar.* Hoyrat rüzgârlardan korkar ama gider söğüdün dalına konar. Hassastır, incedir, zarifçedir. Seni uyarmak boynumun borcu, gönlümün harcıdır.

Velhasıl kelam, gönül deyip bir durmak lazım. Bu kadar bahis kâfidir. Bir konuyu gereğinden fazlaca uzatmak, haksızlıktır o konuya. İnsan bu, her zaman cümlesi doğru, tecrübesi kati diye bir şey yok. Kararında söylemek lazım söyleyeceğini.

İnsan evlat, insan! Nasıl mesafeli durur, nasıl temkinli olur, nasıl gönlünü korur? Ateşten gömlek, iki ucu dikenli değnek. İnsanı insana kötülemek olmaz! İnsandır nihayetinde insanın acısını alan. Uzak durmak olmaz. Anlatacakların varsa, yaklaş. Bir yaraya şifa olabileceksen, yaklaş. Göze renk, sele bent olacaksan yaklaş. İnsana yararlı olabileceğin yerde insanlara karış.* Korkma, iyilikte ve faydada akranlarınla yarış! Temkin belleyip de uzakta kalmak senin zararınadır. Bil ki insanlara yararlı olmak insanın kendi yararınadır.*

Sözlerim seni ürkütmesin oğul. Balık dediğin, dalgaların heybetinden korkar mı hiç? Kuş dediğin gökyüzünün derinliğinden, köpük dediğin suyun haşmetinden… Bilmek ayrı, bildiğinden kaygılanmak ayrı şeylerdir. Sen, bilginden güç alanlardan olasın. Bilgini kendine merdiven yapıp basamak basamak yeni mertebelere çıkasın.

Bilmek dedim de bilgine güven evlat ancak bilgisizi de hafife alma. Küçüğün küçüklüğüne, zayıfın zayıflığına da aldanma. Sinek fil için büyük bir düşmandır.* Sineğin cüssesine bakıp da onu hafife alan kim bilir ne çok pişmandır. Önemsemediğin, bilmezliğinden rahatsızlık duymadığın kişiler gün gelir karşına dikilir. Küçücük bir su damlasıyken büyür büyür ve koskoca bir göl olur. Bilginin aşamayacağı engel yoktur evlat. Bir sandalla iki küreğe bakar karşıya geçmek. Ancak değer mi bu emeğe? Ufak tefek teferruatlara, yoluna çıkan dikenlere uğraş vermek yerine okyanusa açılan gemiler tasarlamanı dilerim. Bilmeyen, daima önüne set çeker bilenin. Bu bazen küçük bir sinek bile olsa, büyük hasarlar bırakır. Seni yolundan etmez belki ama adamakıllı oyalar. Köstek olur, bağ olur, tümsek olur.

Böyleyken böyle oğul. Say say bitmez bu dünya hâlleri. Yaz yaz yetmez ne kâğıt ne kalem. Ancak ahdettim, söyleyebileceğim yere kadar söyleyeceğim. Nefesim yettikçe anlatacağım sana dünyanın binbir türlü şeklini. Yeter mi? Yetmez elbette. Kim yetirmiş bu güne kadar, kim tam tamına anlatabilmiş her bir hâlini? Dünya dediğin kırk bayır, insansa kırk bir. Her kıvrımı ayrı hikâye, her odası başka renk, her kapısı farklı desen. Birinin gördüğünü diğeri göremez, başkasının bildiğini öteki bilemez. Bana iyi gelen, sana kötü gelir, berikinin beğendiğini sen elinin tersi ile itersin. Ama hiç kimseye göre değişmeyen şeyler de vardır oğul. Sevgi mesela, merhamet, vicdan, hakikat… Daha niceleri. İşte bunları kim nerede görürse tanır, bilir.

Mevzuyu uzattık oğul. Umut ederim ki cümlelerim sana yük olmadı. Okuduğu, bildiği, gördüğü her şeyden sorumludur çünkü insan. Hakkını vermek düşer payına. Bu da başka bir mektubun konusu olsun, ne dersin?

Güneş, tepeye doğru yavaştan yöneldi. Börtü böcek iyice uyandı, maruzatını söyleyip gitti bülbül, yeniden kabuğuna çekildi gül. Kuşluk vakti, bereket vaktidir. Şimdi bize veda etmek yakışır. Seni gözlerinden öper, Allah’a emanet ederim evlat. Selametle…

*Kutadgu Bilig