GÖKYÜZÜ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Mehmet AYDEMİR
Mersin Çamlıyayla Vaizi
Gökyüzüne bakmak, kimi zaman korku ve heyecan kimi zaman da sükûnet ve hayranlık uyandırıyor. Bu duygular aynı zamanda yaratılmış olan muazzam kâinat karşısında insanın acizliğini ortaya koyuyor. İnsana, doğanın sahibi olmadığını aksine onun bir parçası olduğunu hatırlatıyor âdeta. Kur’an-ı Kerim de bu noktada, insanın doğayla olan ilişkisine en güzel biçimde yer veriyor. Birçok ayette, yeryüzü ve gökyüzü nimetlerinin insana amade kılındığı vurgulanırken bazı ayetlerde ise insanın bir damla sudan yaratıldığı gerçeği üzerinde duruluyor. Tabiri caizse yeryüzü, insanın emrine amade kılınmış olsa da yine insanın onun üzerinde bir efendi kılınmadığı ona ince ince hatırlatılıyor. Dolayısıyla bütün bu nimetler, bir tefekkür aracı ve Allah’a ulaştıran bir yol olarak kabul edilmelidir.
Allah (c.c.), doğada kurmuş olduğu dengeyi insanın hem kendi nefsinde hem de doğayla olan ilişkisinde devam ettirmesini istemiştir. Yaratılmış bu dengeyi en güzel biçimde gözler önüne seren nimetlerden biridir gökyüzü. İmam Gazali, gökyüzüne bakmanın on faydasından bahseder. Bunlar şu şekildedir: “Vesveseyi azaltır, hüzün ve kederi giderir, korku vehmini ortadan kaldırır, Allah’ı hatırlatır, kalpte Allah’ın büyüklüğünü yayar, kötü düşünceleri giderir, karamsarlığa iyi gelir, aşıkları teselli eder, sevenleri birbirine alıştırıp yakınlaştırır ve o, duaların kıblesidir.’’
Tarih boyunca, insanlar gökyüzüne bakarak hayatı ve doğayı anlamlandırmaya ve açıklamaya çalışmışlardır. Bazen bir sığınak ve kaçış yeri bazen de ilham ve motivasyon kaynağı olmuş gökyüzü. En önemlisi ve en güzeli de Allah’ın azametini ve tekliğini hatırlatmıştır yaratılana. İnsan, hayatın koşturmacası içinde bazen etrafında cereyan eden harika olayları ıskalayabiliyor. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki onlar bu delillerden yüz çevirerek geçip giderler.” (Yusuf, 12/105) Her gün yanından geçtiğimiz ağaçlar, doğuşuna şahit olduğumuz güneş, cıvıltısını işittiğimiz kuşlar kendi doğalarına uygun bir şekilde Allah’ı tesbih ederken insanı da Allah’a davet ediyor. Bu yönüyle doğa, kendine özgü zikriyle Allah’a çağıran en büyük davetçidir belki de.
Bu konuyla alakalı farklı dinleri araştırdıktan sonra Müslüman olan Avustralyalı bir gencin hikâyesine yer vermek yerinde olacaktır: “Bir gün, önüme Kur’an’ı aldım. Bir mum yaktım, pencereyi ve perdeyi açtım. Müslüman olmam için bir ayetin, bir işaretin gerçekleşmesini bekliyordum. Bir yıldırımın düşmesi yahut bir kuşun içeri girmesi gibi herhangi bir şey, en küçük bir işaret bile yeterli olacaktı. Fakat şu oldu denebilecek hiçbir şey gerçekleşmedi. İslam son şanstı herhâlde, o da olmayacak gibi bir düşünceye kapıldım. Ardından önümdeki Kur’an’ı açtım ve sayfa başında şu ayete denk geldim.” diyerek Müslüman olmasına vesile olan ayeti okuyor: “Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanlara fayda veren yüklerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökten indirerek onunla ölü haldeki toprağa can verdiği ve orada her çeşit canlının yetişmesini sağladığı yağmurda, rüzgârları ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirip yönlendirmesinde aklını işleten bir topluluk için elbette nice deliller vardır.” (Bakara, 2/164) Avustralyalı genç devam ediyor: “Üzerime battaniyeyi çektim ve uyumuş numarası yaptım. Bütün işaretler/ayetler başından beri etrafımdayken kendi işaretlerime ne kadar kibirli olduğuma inanamadım.” diyor. Evet, sürekli bizlere bir şeyler anlatan kâinat ayan beyan duruyor karşımızda. Hem de herkesin işitebileceği bir şekilde anlatıyor, kulaklarını tıkayanlar dışında bundan mahrum kalan yok.
Gökyüzü, her hâliyle görülmeye değer bir manzara sunmasının ötesinde Allah’ın yüklemiş olduğu amaç doğrultusunda da görevini yerine getirmektedir. Nahl suresinin 12. ayetinde bu hususa şöyle yer verilir: “O, geceyle gündüzü, ayla güneşi hizmetinize verdi; yıldızlar da O’nun emrine boyun eğmişlerdir. Bunda aklını kullanan bir topluluk için önemli ibretler vardır.” Ayet, kelime anlamı olarak açık alamet, delil, işaret gibi manalara gelir. Bununla birlikte Allah’ın kelamı olan ilahi kitapları kapsayan ayetler kavli, bir düzen içerisinde yaratılan evrende var olan ve Allah’ın varlığına, birliğine işaret eden ayetler de kevni ayetler olarak kabul edilmiştir. Ve bu ayetler hiçbir şekilde birbirleriyle çelişmezler. Allah, kendisini hatırlatan ve kendisine çağıran bu ayetleri hakkıyla işitip tabi olanlardan eylesin… (Âmin)