GÖKKUŞAĞI KİRLENİRKEN İBNİ ABBAS’I DİNLEMEK

Ekrem Can YILMAZ

Eleğimsağma denir aslı alâim-i semâ

Böyle şöhret bula ol da galat ammâ ne galat

Tırsî

18. yüzyıl şairi Tırsî, Arapça gökkuşağı anlamına gelen alâim-i sema tamlamasının zaman içinde Türk dilinin hançeresine uygun olarak eleğimsağma hâline dönmesini yukarıdaki beyitle eleştirir. Arapça ifadesiyle “gökyüzünün alameti” olan gökkuşağının şimdilerde bizatihi kendisi galat ve fahiş bir temsilin pençesine düşmüş durumda. Ancak bu durum fakirin de içinde bocaladığı edebiyat dünyasında pek teessür uyandırmamış olacak ki Tırsî Efendi gibi hiçbir kalemin bu yanlış temsile itiraz ettiği yok.

İlkokulda yeni boya kalemlerinin hepsini birden deneme arzusunun vazgeçilmez zemini, fen bilgisi dersinde ışık kırma deneyinin başaktörü olan gökkuşağı şimdilerde mugalatanın pençesine düşmüş, art niyetlerin elinde yanıltıcı bir argümana dönüşmüş vaziyette.

İslam dünyası olarak bazı kavramlarımızı çok çabuk yâd ellere kaptırıp kirlendiğine şahit olabiliyoruz, söz gelimi din ile alakası olmayan grupların ölülerini “şehit” olarak adlandırması, batıl ve sapkın yığınların ideolojilerine “Hakk” kisvesi çizmeleri, kısır ve akim “izm”ler çöplüğüne “fazilet” tacının kondurulması bunlardan birkaçı. Bugünlerde de ne yazık ki gökkuşağı benzer bir kirlenmeye maruz kalmakta. Yaratıcının kudret aynası olan bu renk cümbüşü, gökyüzünün cıvıltılı kıvrak misafiri, ailenin kurucu unsuru olan mutlak iki cinsiyete (kadın-erkek) kastetmiş batıl düşüncelerin timsali hâline gelmiştir. Oysa bu doğa olayı tabiatı dikkatle inceleyen geleneğimizde gelin bakalım kaç veçhede kendini gösteriyor.

Cennet işareti, ebemkuşağı, ebemseccadesi, Fatma Kadın kuşağı, peygamber kuşağı, Tanrı köprüsü, Hakas Türklerinde kügürt çolı (gök gürültüsünün yolu), Kırgızlarda asmandagı jaa (gökyüzündeki yay), Karakalpaklarda Heziret Eliydin kılıcı (Hazreti Ali kılıcı), Azerbaycan Türklerinde Meryem Ana kuşağı, Uygur Türklerinde Hesen-Hüsen (Hasan Hüseyin), Anadolu Varsaklarında yeşil Kâbe adlandırmalarına sahip olan gökkuşağının Türk boylarında muhtelif isimleri sürüp gitmektedir. Meraklısı M. Ali Karavelioğlu’nun Klasik Türk Şiirinde Gökkuşağı Algısı adlı çalışmasında Türk dilinin zengin gökkuşağı isimlendirmelerinin izini sürebilir.

Gökkuşağı bir diğer yandan da ilmî bir araştırma konusu olarak bilim tarihimizde boy göstermektedir. İlm-i menâzırın (optik ilmi) köklü alt başlıklarından biri olan gökkuşağı İbnü’l-Heysem’den Kemaleddin Farisi’ye, Seyyid Şerif Cürcânî’den Taşköprülüzâde’ye kadar birçok bilim adamımızın ilgi alanı olmuş ve Osmanlı medreselerinde de müstakil olarak okutulmuştur. Hatta şehzadelerin eğitiminde gökkuşağının eğlendirici, eğitici ve merak uyandırıcı unsur olarak rol oynadığı da vakidir.

Son olarak Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın tahtını simgeleyen, Yahudilikte Nuh Tufanı’ndan sonra tekrar benzer bir hadisenin yaşanmaması için insanlar ve Tanrı arasında yapılan anlaşmanın işareti olarak kabul edilen gökkuşağının, semavi dinlerin tamamında mukaddes ve aziz kabul edilen aile müessesesine ve insan fıtratına ait yıkıcı fikirler besleyen grupların simgesi hâline gelmesi hem bizim hem de diğer semavi dinlerin medeniyet havzası için ciddi bir kayıptır.

Kavramlarımıza ve kelimelerimize sahip çıkmak adına kirlenen kavramlarımızdan ve kelimelerimizden vazgeçmek yerine onları tekrar arındırarak kültür havzamıza dâhil etmeliyiz. Hele İbn Abbas’ın arındırarak bize emanet ettiği gökkuşağına daha fazla dikkat etmeliyiz.

Şöyle ki gökkuşağının bir ismi de kavs-i kuzahtır. Kavs Arapça “yay”, kuzah ise “renk renk yol” anlamına geldiği gibi şeytan ya da Arap mitolojisinde bir tanrı anlamına da gelebilmektedir. Dolayısıyla kavs-i kuzah muhtelif renkli yol anlamına gelebileceği gibi şeytana ya da başka bir tanrıya nispet edilen yol anlamına da gelebilir. Gökkuşağından bu ikinci olumsuz manayı uzaklaştırmak isteyen İbn Abbas “Kuzah’ın kavsi demeyin çünkü Kuzah bir şeytanın adıdır; Allah’ın kavsi deyin.” diyerek kirlenen gökkuşağını asıl yaratıcısına nispet ederek tekrar arındırmış ve kültür dairemiz içinde tutmuştur.

Biz de aynı düsturla geçmişte olduğu gibi tekrar gökkuşağımızı arındırmalıyız. Yaradan’ın bize temiz olarak teslim ettiği tüm renkleri kirli düşüncelerin tahakkümünden kurtarmalıyız. Bu ameliyede bizzat gökkuşağının kendisi bizim için ümit ve gayret vericidir. Gökkuşağı nasıl ki karanlık ve kasvetli yağmurların ardından parıldıyorsa anlam olarak da kötü ve yıkıcı grupların elinden kurtularak kültür dünyamızda tekrar olumlu ve rengârenk anlam zenginliğini ilan edecek, nihayetinde yeniden çocukların hayal dünyasına masum ve pak olarak renkli tahtını kuracaktır.