Gezici Mikrofon

Dilin sınırlarıyla vatanın sınırları arasında nasıl bir benzerlik vardır? Bu soru özelinde göz bebeğimiz Türkçemiz hakkında neler söylemek istersiniz?

Yahya Kemal BEYATLI

Lisan bahsi açıldıkça: “Hâlâ mı o bahis?,, diyerek bezginlik gösterenler, bana, acınmaya lâyık, gözlerini gaflet bürümüş, en zavallı kayıtsızlar gibi görünüyorlar. Vatan bahsi açıldığı bir yerde: “Hâlâ mı o bahis!,, diyecek bir Türk menfûr bir kayıtsızlık göstermiş sayılır. Bu telâkkî, lisan bahsine olan kayıtsızlığa karşı da bu derece vâriddir. Vatan fikri bizde dâimâ vardı; fakat Namık Kemal’in bu fikri kalbimizde yeni bir nefesle uyandırdığı günden beri daha uyanığız. Onun vatan fikrini uyandırdığı gibi, bir dîğer Türk şâiri çıkıp da lisan fikrinin kudsîliğini uyandırsaydı bize öğretseydi ki: Bizi ezelden ebede kadar bir millet hâlinde koruyan, birbirimize bağlayan bu Türkçe’dir, bu bağ öyle metin bir bağdır ki vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz, hudutlar aşırı yine bizi birbirimize bağlı tutar; Türkçenin çekilmediği yer vatandır, ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar, vatanın kendi gövde ve rûhu Türkçedir. Bu bağ milyonlarca Türk’ü birbirinden ayırmıyor, fakat dımağdan dımâğa kalbden kalbe geçmiş bir teldir ki yarın Türk edebiyâtının âteşin, feyyâz, ceyyid bir devresi açılırsa, millî rûhu bir elektrik seyyâlesi gibi bütün o dimağlar ve kalplerden geçirerek bu kitleyi yekpâre bir halde ayağa kaldırır.

Heyhât bir kimse zuhûr edip de lisan fikrini kafalarımızda kudsîleştiremedi. Türkçe’yi sevmiyor değil seviyoruz. Fakat tıpkı, vatanı Namık Kemal’den evvel sevdiğimiz gibi. Bu kâfi değil. Lisan fikri bizim kafalarımızda henüz tâlî bahislerle yer tutmuş bir fikirdir. Zannediyoruz ki bu bahisle ancak lisan meraklıları, edîpler, muallimler alâkadardırlar. Ah bu gaflet, gafletlerimizin en büyüğüdür.

(Yahya Kemal Beyatlı, Edebiyata Dair, İstanbul: Ötüken Yayınları, 1997, s. 83, 84.)

Mehmet S. FİDANCI

Dil, milletlerin varlık sebebidir. Türkçe, Türk milletinin varlık sebebidir ve kimliğidir. Milletleri birbirinden ayıran hâkimiyet alanları, vatan sınırları değil, dildir. Toplumsal farklılıkların en başında dil, farklılıkları belirginleştiren, ayıran ana amildir. Ben bu meseleye Türk dili açısından bakacağım. Vatan sınırları değişkendir, genişler, daralır hatta bir yerde sabit kalabilir. Ancak dil, vardığı yeri bir tür vatanlaştırmak gibi bir kabiliyete sahiptir. Dilin sınırları, satıhları aşabilir. Örneğin, Köln’de, Münih’te Türk nüfusun yoğun olduğu yerler vardır. Türkçenin konuşulduğu o yerler de bir tür vatandır. Aynı dili konuşan insanların bir arada oluşları, hayat tarzlarını, kültürlerini yaşayıp yaşatıyor olmaları, dil vasfıyla mümkün olmuştur.

Bir de Türkçenin, birçok ülkede konuşulan dil olduğu gerçeği vardır. Asya’dan Orta Doğu’ya, Balkanlar’a, Batı’ya doğru genişlemiş vatanlar bütünü vardır. Ülkelerin isimleri, ana unsur milletleri, kültürleri farklı olsa da oralara sızan ve içeride kalmış şöyle böyle bir dil kimliği vardır; o biricik Türkçedir ve Türkçenin orada yaşadığı hakikati gözden kaçırılmamalıdır. Ancak, muzdarip olduğum bir husus var ki o da Türkçenin emperyal bir dil olmamasıdır. Muhakkak tarihsel ve ontik bir sorundur bu. Doğrusu, Türkçenin birçok millet tarafından bilinen ve kullanılan bir dil olmasını arzu ederdim. Bağlamı değiştirerek biraz şiir özelinden bakacak olursak Ahmet Oktay, “Türkçenin ne yazık ki çok az yabancı tarafından bilinen bir dil olması dünya şiirinde hakkımız olan yerin alınamamasının başlıca sebebidir.” diyor.