GEVHER NESİBE SULTAN
Dünyada İlk Tıp Fakültesinin Kurulmasına Vesile Olan Kadın
Meryem DALĞIÇ
Başkanlık Vaizi
Mükerrem bir varlık olarak yaratılan insanın en temel vazifelerinden biridir yeryüzünü iyilikle güzellikle ihya ve inşa etmek. Bu minvalde İslam medeniyetinin inşasında vakıfların rolü yadsınamaz bir gerçeklik olarak çıkar karşımıza. Zira ihtiyacı olana el uzatma, hayırda yarışma, salih amelleri çoğaltma mümin olmanın gereğidir aynı zamanda. İyilik yapma ilkesinin ete kemiğe bürünmüş hâli olan vakıflar, geçmişten günümüze nice yaralara merhem olmuş, bireyi ve toplumu ihya ederken şehirleri de mamur etmiştir. Tüm mahlukata merhametle şefkatle yaklaşmayı şiar edinen Müslümanlar, tarihsel süreçte ihtiyaca binaen farklı alanlarda pek çok vakıf kurmuşlardır. Hayrat ilkesi kapsamında başta mektep, medrese, hamam, cami gibi çeşitli yapılar inşa edilmesinin yanı sıra bilhassa Selçuklular Dönemi’nde her şehirde bir darüşşifa yaptırılmasına özen gösterilmiştir. Döneminin hastaneleri olan bu müesseselerin kuruluş amacı öncelikle garip ve kimsesizlere ücretsiz sağlık hizmeti vermekti. Ayrıca yolcu, tüccar gibi yolda kalmış insanlar da din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin darüşşifalarda tedavi edilirdi. Kuşkusuz bunlar içerisinde Kayseri’de inşa edilen Gevher Nesibe Darüşşifası döneme ait en eski hastane ve dünyanın ilk tıp fakültesi olması hasebiyle bir hayli önemlidir. Söz konusu darüşşifanın yapımına hüzünlü bir hikâyenin vesile olduğu rivayet edilir.
Gevher Nesibe Hatun, Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın on iki çocuğu içerisinde tek kız evladı olup I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in de kız kardeşidir. 1165 yılında dünyaya gelen Gevher Nesibe, genç bir kız iken saray başsipahisine sevdalanır. Ancak ağabeyi bu duruma karşı çıkar, evlenmelerine müsaade etmez. Nihayetinde sevdiği genç bir sefere gönderilir ve ardından şehit olduğu haberi ulaşır saraya. Bir kor ateş daha düşmüştür Nesibe’nin yaralı yüreğine. Ancak bu keder, ne sevdanın acısına ne de hasretliğe benzer, tüm varlığını eritir. Yeme içmeden kesilir, “ince hastalık” denilen vereme yakalanır ve gün geçtikçe durumu kötüleşir. Nesibe, ölüm döşeğindedir hassas ruhu, narin bedeni çektiği acılara daha fazla dayanamamıştır. Gıyaseddin Keyhüsrev, çok pişmandır, perişandır. Son nefesini vermek üzere olan kız kardeşinden özür diler ve kendisinden bir isteğinin olup olmadığını sorar. Gevher Nesibe Hatun da nihai arzusunu şu sözlerle dile getirir:
“Ben devası olmayan bir derde düştüm, kurtulmama imkân yok. Hiçbir hekim derdime çare bulamadı, ben artık ahiret yolcusuyum. Eğer dilersen benim servetimle benim adıma bir darüşşifa yaptır. Bu darüşşifada bir taraftan dertlilere şifa verilirken, diğer yandan da devası olmayan dertlere şifa aransın. Burada ünlü hekimler ve cerrahlar yetişsin. Kimse bir kuruş ödemesin, bu benim adıma bir vakıf olsun.” (Mustafa Hayırlıdağ, Gevher Nesibe Sultan Darüşşifası, Kültür Araştırmaları Dergisi, s.219-232.)
Gıyaseddin Keyhüsrev, genç yaşta hayata gözlerini yuman biricik kız kardeşinin vasiyetini yerine getirmek üzere 1204 yılında darüşşifanın inşaatını başlatır. İlk olarak kendi adıyla anılan medreseyi (Gıyâsiyye), arkasından da darüşşifayı (şifaiyye) yaptırır. Dar bir koridorla birbirine bağlanan bu tıp kurumunda teorik eğitim medresede, pratik eğitim ise şifaiyyede hasta başında verilirdi. Tarihte birçok hastane ve tıp okulu kurulmuştur, ancak aynı binada hem tıp eğitimi hem de hastane hizmetinde bulunan bir külliyenin varlığı bilinmemektedir. Bu özelliğiyle Gevher Nesibe Sultan Darüşşifası bir ilktir ve kendisinden sonra kurulan tıp fakültelerine de öncülük etmiştir.
Gıyâsiyye’de öğrencilere felsefe, din ilimleri, Arapça ve Farsça, anatomi, fizyoloji dersleri verilirdi. Ebu Bekir er-Razi ve İbn Sina’nın eserlerinin yanında devrin en önemli tıp kitaplarıyla, eski Yunan ve Roma kaynakları ve bunlara yazılan reddiyeler okutulurdu. İleri sınıflardaki öğrencilere “danişment” denilir ve bunlara diğer öğrencilerden farklı ödeme yapılırdı.
Şifaiyyede, üç ameliyat odasının yanı sıra karanlık bir oda mevcuttu. Bu odada eczacılar tarafından ışığa hassas olan ilaçlar hazırlanırdı. Bir başhekim, başhekim yardımcıları, en az iki dâhiliyeci, iki cerrah, asistanlar ve bir eczacı da şifaiyyenin çalışma kadrosunda yer almaktaydı. Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Darüşşifası, Muzaffer el-Kureşi, Abdüllatif el-Bağdadi, Ekmeleddin en-Nahcivani, Ebubekir Sadreddin Konevi, Kutbüddîn-i Şirazi gibi birçok kıymetli hekim yetiştirmişti.
Çok amaçlı hizmet vermesi düşünülerek inşa edilen külliyede hastalar için hamam da yapılmıştı. Binaların ısıtma sistemi de hamamdan getirilen buharla alttan merkezî bir sistemle gerçekleştirilirdi. Darüşşifada yer alan bimarhane (akıl hastanesi) bölümünde hastalar musiki ile tedavi edilirdi. İhtiyaç sahiplerinin reçetelerinin ücretsiz karşılandığı; hastaların din, dil, ırk ayrımı yapılmadan ücretsiz tedavi edildiği darüşşifa, Nesibe Hatun’un vasiyet ettiği gibi yıllarca bedelsiz hizmet verdi. (DİA, Gevher Nesibe Darüşşifası ve Tıp Merkezi md.)
Kendi derdine çare bulunmayan yüce gönüllü Sultan, ardında bıraktığı sadaka-i cariye ile nice dertlere derman oldu, nice gönüllerde taht kurdu. Gevher Nesibe Sultan, kurulmasına vesile olduğu tıp fakültesinin bahçesi içerisinde yer alan türbesinde medfundur. Günümüzde tıp müzesi olarak kullanılan bu hayrat külliyesini ziyaret edenlerin dualarında yer alan Nesibe Sultan, dünyadan geçerken güzel ve unutulmaz bir iz bıraktı.