" بَارَكَ اللَّهُ لَكَ وَبَارَكَ عَلَيْكَ"
“Allah bunu senin için mübarek eylesin ve bereket senin üzerinden eksik olmasın.”
(İbn Mace, Ezan, 2)
Allah Resulü bir seferden dönüyordu. Namaz vakti gelmiş ve bir sahabi ezan okumaya başlamıştı. Bu esnada Ebu Mahzûre etrafındaki bir grup gençle beraber bir yere gizlenmiş ve alaylı bir eda ile okunan ezanı taklit ediyordu. Sesleri duyan Allah Resulü gençleri yanına çağırttı. Korku ve endişe içerisinde huzuruna gelen gençlere kimin daha yüksek sesle okuduğunu sordu. Bütün gözler Ebu Mahzûre’ye çevrilince Hz. Peygamber ona ezanı bizzat öğreterek tekrar okumasını istedi. Gür sesinden oldukça etkilenen Allah Resulü Ebu Mahzûre’ye çeşitli hediyeler takdim etti ve sevgiyle başını okşayarak “Allah bunu senin için mübarek eylesin ve bereket senin üzerinden eksik olmasın.” (İbn Mace, Ezan, 2) diye dua etti. Yaptıklarına rağmen Peygamberimizden gördüğü iltifat ve ikramlar karşısında şaşıran Ebu Mahzûre öncesinde en nefret ettiği kişiler arasında yer alan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) huzurunda gönlü İslam’a meyletmiş ve akabinde Kâbe’nin müezzinleri arasında yer alma bahtiyarlığına ermişti.
İnsanları madenlere benzeten Allah Resulü, Ebu Mahzûre’nin cevherini keşfetmiş ve gönül işçiliği ile onu değerli bir nefer olarak İslam saflarına kazandırmıştır. Cenab-ı Hakkın “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tin, 95/4) beyanını şiar edinen Allah Resulü, muhatabının içine hapsolmuş ve doğumu esnasında mevcut bulunan temiz fıtratı ortaya çıkarmıştır. “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi…” (Âl-i İmrân, 2/159) ayetinin işareti ile insanların gönül hazinelerine sevgi anahtarı ile ulaşan Allah Resulü muhatabını sevdiğini ve ona değer verdiğini açık yüreklilikle söylemeyi hiçbir zaman ihmal etmemiştir. Ashabını şefkat dolu bir mürebbi edası ile yetiştiren Peygamberimiz birçoklarının varlığından habersiz nice Ebû Mahzûreleri fark etmiş ve yetenekleri veçhesinde en önemli görevlerde istihdam etmiştir. “Ne ondan önce ne de sonra daha güzel öğreten birini gördüm. Vallahi Resûlullah beni ne azarladı ne bana vurdu ne de hakaret etti…” (Müslim, Mesâcid, 33) itirafında bulunan Muâviye b. Hakem’in beyanı ve yine “Ben Hz. Peygamber’e on sene hizmet ettim. Bana bir kere bile ‘öf’ demedi. ‘Niçin böyle yaptın?’ ve ‘Neden şöyle yapmadın?’ da demedi.” (Buhari, Edeb, 39) diyen Enes’in sözleri Allah Resulü’nün insanı kazanma becerisinin izlerini taşımaktadır.
Efendimizin çevresinden esirgemediği bu güzel üslubun semeresi olarak önceleri köle olan Zeyd b. Hârise, Allah Resulü’nün hane-i saadetlerinde yetişmiş ve genç yaşta ensar ve muhacirin ileri gelenlerinin de bulunduğu bir orduya komutan tayin edilmiştir. Efendimiz, ileriki yıllarda benzeri bir tasarrufu Zeyd’in oğlu Üsame için de yapınca bu görev için henüz çok erken olduğu dillendirilmiştir. Bunun üzerine Allah Resulü, “Siz şimdi Üsame’nin kumandanlığı hakkında ileri geri konuşuyorsunuz. Bundan önce babasının kumandanlığı hakkında da konuşmuştunuz. Allah’a yemin ederim ki Zeyd bu göreve nasıl layık ve insanların bana en sevimlilerinden idiyse hiç şüphesiz Üsame de babasından sonra bana insanların en sevimlilerindendir.” (Buhari, Megâzî, 88) buyurarak insanların yersiz tereddütlerini gidermiş ve genç Üsame’yi layık olduğu görevle cesaretlendirmiştir. Çevrelerinde pek şahit olmadıkları bu ilgi ve değerden etkilenen birçok genç yürek davetin o zorlu yıllarında Hz. Peygamber’in (s.a.s.) etrafında halelenmiştir. Kimi Mus’ab b. Umeyr olmuş on sekizinde İslam’la tanışarak Medinelilere dini öğretmek için gönderilen ilk davetçi olma şerefine ermiştir. Kimi Cafer b. Ebî Talib olmuş on yedisinde bir delikanlı yüreği ile Necaşi’nin karşısında gerçeği haykırmıştır. Kimisi de Zeyd b. Sabit olmuş henüz on beşinde bile değilken o dönemde yazışmalarda ihtiyaç duyulan yabancı dilleri öğrenmekle vazifelendirilmiştir.
Efendimizin yapmış olduğu bu görevlendirmelerin temelinde gençlere duyulan itimat vardı. Nitekim bu güvenin bir tecellisi olarak Hayber kuşatması esnasında “Sancağı yarın öyle bir kişiye vereceğim ki Allah fethi onunla gerçekleştirecektir.” diyerek müjdelediği fethin sancağını, Hz. Ali’ye vermiştir. Bu müjdeye nail olmak için heyecanla bekleşen ileri yaştaki birçok sahabi arasından Allah Resulü “Yâ Ali! Haydi ilerle! Allah sana fethi müyesser kılıncaya kadar (cesaretle yolunda) yürü, asla yönünü değiştirme!” (Buhari, Fedâilü ashâbi’n-nebî, 9) diyerek genç yoldaşını yüreklendirmiş ve bu yiğit delikanlının taşıdığı sancak Hayber Kalesi’nin burçlarını süslemiştir. İnsanlığa üsve-i hasene olarak gönderilen Efendimizin hayat sahnesinde benzerlerine pek çok defa rastlanan böylesi manzaralar bize göstermiştir ki gençliğe duyulan güven ve itimat, onlara yöneltilen sevgi ve muhabbet genç yüreklerde mutlaka makes bulacaktır. Yeter ki her biri eşşiz birer maden olan genç dimağlarda gizlenmiş cevheri gönül işçiliği ile keşfedebilelim.