GELENEKTEN DİJİTALE: DİJİTAL KÜLTÜRDE DİNî OTORİTENİN DÖNÜŞÜMÜ
Prof. Dr. Bahset KARSLI
Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Giriş
Toplumlar sosyal, ekonomik, siyasi, teknolojik ilerlemelere bağlı olarak değişen zaman ve mekân tasavvurlarında toplumsallıklarını inşa ederler. Yine toplumsal tasavvurlar, dönemin ön plana çıkan nitelikleriyle kavramsallaştırılırlar. Geleneksel, modern ve dijital toplum tasnifleri, gündelik hayattan makro yapılara kadar sirayet eden değişim ve teknoloji ilişkisi üzerinden gelişen bir kategorilendirme olup internet tabanlı teknolojinin hayatımızda daha çok yer almasıyla birlikte değişim ve teknoloji ilişkisi toplum hayatında yeni bir ivme üretmiştir. 2000’li yıllara kadar teknoloji, ilgilisinin ve belirli meslek gruplarının konusuydu. Ama sosyal medyayla birlikte teknoloji artık gündelik hayatta bütün toplumun bir parçası hâline gelmiştir. İnternet tabanlı teknolojilerin toplumsal hayatta yaygın kullanımıyla birlikte ortaya çıkan değişim ve dönüşümler yeni medya teknolojileri olarak ifade edilmektedir. Bu yazı özelinde yapay zekâ ve sosyal medya bağlamında yeni medya teknolojilerinin toplumsal yaşamda ürettiği yapısal farklılaşmalar, dinî otorite dönüşümleri, dinsel temsil sorunları gibi konular etrafında ele alınacaktır.
Yeni medya ve dinî otorite
Kitle iletişim araçları gazete, dergi, radyo ve televizyon gibi tek yönlü iletişim kurmamıza imkân veren geleneksel medya araçları olarak ifade edilmektedir. Yeni medya ise internetin yaygın kullanımıyla birlikte medya araçlarının geçirdiği dönüşüm ve güncellemeler olarak tanımlanabilir. Genel bir perspektifle yeni medya kavramı ile internet teknolojisinin iletişim araçları vasıtasıyla oluşturduğu çift yönlü bir iletişim imkânı sunan medya teknolojileri kastedilmektedir. Yeni medya teknolojileri, dijital kodlama sisteminde temellendirildiği için iletişim sürecinde çok katmanlı ve multimedya biçimselliğine sahip iletişim araçları olarak anlaşılmaktadır. (Mutlu Binark, “Yeni İletişim Ortamları ve Etkileşim Uluslararası Konferansının Ardından”, Kültür ve İletişim Dergisi, 2007, 10 (1), s.110)
Yeni medya ortamları artık yalnızca teknolojinin konusu olmayıp tüketim, ekonomi, ahlak gibi birçok yeni alanın konusu olmuştur. Bu yönüyle yeni medya ortamlarında sunulan dindarlık biçimleri de dijitalliğin yapısal durumundan kaynaklanan farklılaşmayla toplumları özellikle beslemektedir. Gençlik örnekleminde yeni medya analiz edildiğinde ise karşımıza bu ortamlarda sunulan dindarlığın otorite biçimleri çıkmaktadır. Çevrim içi dinî otorite ilişkisel ve algoritmik otorite olmak üzere iki kategoride ele alınmaktadır. (Heidi A. Campbell, Digital Creatives and the Rethinking of Religious Authority, Routledge, London-New York 2021, s. 28) Bireyler arası iletişim ağlarına, makro-mikro karar alma süreçlerine, kurumsal hiyerarşilerden ziyade özneler arası iletişimin niteliğine odaklanan, karşılıklı etkileşime ve bu etkileşimin ürettiği yatay düzene dayanan modeli ilişkisel otorite türü olarak tanımlayabiliriz. Algoritmik otorite ise insan faktöründen ziyade bireyleri ve kitleleri şekillendiren veri matrisleri (data) aracığıyla meşruiyetin inşa edildiği otorite türüdür. Algoritmanın kurucu bir otorite figürüne dönüşmesi, teknolojik araçların bireysel düzlemde kullanım yoğunluğu, veri mimarisi ve algoritmalara duyulan güvenin rasyonelleşmesi sayılabilir. Bu çerçevede dijital otoriteleşme, teknolojik derinlikten ziyade nicel verilere, görünürlüğe, erişim ve etkileşim (retweet, beğeni, yorum) oranlarına endekslidir. Yani içerikten ziyade üretilme sıklığı, nasıl tüketildiği ve nasıl popülerleştiği önem kazanmaktadır. Dijital kamunun katılım ve tüketim pratikleri, algoritmik otoriteyi biçimlendirmektedir. Dijital mecralarda görünürlük algoritmik olarak sağlanmadığı sürece, geleneksel otorite biçimlerine yapılan atıflar tek başına yeterli olmayabilir. Bu yapısal zorunluluk ise dijital mecralarda yer almak isteyen aktörleri, derinlikli teolojik müzakereler yerine rasyonellikten uzak, sloganik ve sansasyonel dinî söylem stratejisine sevk etmektedir.
Teknoloji ve internet tabanlı bu dönüşüm, ulema/âlim-avam gibi geleneksel hiyerarşileri aşındırmaya, yeni formlarda yeniden inşa etmeye veya rekabet söyleminde yeni otorite tipolojilerine neden olmaktadır. Yeni medya platformlarında liyakat ve uzmanlık anlayışının göz ardı edildiği sosyal medya mecralarında formel eğitime sahip olmayan aktörler, dijital platformlarda edindikleri malumatları popüler
içeriklere dönüştürerek çok daha büyük kitlelere ulaştırabilmektedir. Dolayısıyla yeni medya otoritelerinin meşruiyet biçimi de kaçınılmaz olarak değişmiştir. Derinlikten ziyade paylaşım, beğeni ve gündem belirleme şeklinde sosyal medya algoritmalarının ölçümleri esas alınmaktadır. Dijital platformlarda sloganlaşmış ifadelerle kitlesel taraftarlık üreten bu popüler uzmanlık, dijitalleşen toplumsallıkta otoritenin akışkanlaşmasına örnek gösterilebilir. (Asena Siler, Yeni Medyada Dini İçerikli Nefret Söylemi: Twitter’da Örnek Olay Çözümlemesi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2023, s. 76)
Yeni medya ortamları geleneksel ve kurumsal dinî temsillerle hiç eğitim almamış kişileri algoritmik ve ilişkisellik yapısında eşitlemektedir. Bu yönüyle dolaşıma sokulan dinî söylem ve figürlerin toplumun bütününde özellikle de dijital yerliler diye tanımlanan genç nesillerde ilgi uyandırmak için dijitalliğin yapısal özelliğine kaçınılmaz olarak başvurulmaktadır. Fakat bu yapılar dinî temsil ve içerikler açısından riskler taşımaktadır.
Yeni medya ortamlarında dinî otoriteyi analiz etmek istediğimizde karşımıza çıkan ilk risk dijitalliğin paradoksal yapısıdır. Hakikat merkezli bir içerikten ziyade yeni medyanın ilişkisel ve algoritmik meşruiyeti hem ilgi çekme kaygısıyla birbiriyle çelişen içerik üretmeye hem de dinî içerikli web sitelerinin artmasına sebep olmuştur. Web sitelerinin ve sosyal medya mecralarının geometrik artışı, epistemik düzlemde “güvenilir dinî bilgiye erişim” sorunu üretirken sosyolojik düzlemde “dinî otoritenin mahiyeti” tartışmalarını körüklemiştir. Geleneksel kodlara sahip dinî grup ve cemaatler varlıklarını sürdürebilmek için dikey hiyerarşilerini ve yorumlarını gevşeterek dijital alana uyum sağlamak zorunda kalmışlardır. Kurumsal dinî yapıların sosyal medyanın yatay ve paradoksal zemininde içeriksel ve şekilsel olarak kırılmaya uğraması dijital dinî otoritenin odağını muğlaklaştırmıştır.
Geleneksel dinî otoriteler ile yeni popüler dijital dinî otoriteler arasındaki gerilimin oluşmasının ve derinleşmesinin sebebi olarak bu dijital dinî otoritenin muğlaklaşmasını zikredebiliriz. (Heidi A. Campbell, “Understanding the Relationship between Religion Online anda Offline in a Networked Society”, Journal of the American Academy of Religion, Amerika 2012, s. 1-30) Dinî otoritenin muğlaklaşması ise dijital platformlarda söylemsel çatışma ve şiddeti beraberinde getirmiştir. “Biz” ve “öteki” anlayışıyla geliştirilen sloganlarla dijital dinî rekabet kızıştırılmakta, taraftar kazanmak için farklı içerikler üretilmektedir.
Dijital platformların doğası, performansa dayalı dinî içerik üretmeye ve dinî otorite figürlerini hiyerarşik düzlemden ve kutsallık tasavvurundan uzaklaştırmaya sebep olmaktadır. Algoritmik ve ilişkiselliğe dayalı dijital dinî otoriteleşme, hiyerarşik düzlemden yatay düzleme evrilirken kutsal referanslardan da arındığı gözlemlenmektedir.
Bu anlamda özellikle gençler üzerinde kutsallık tasavvurları geleneksel kodlardan bağımsızlaşarak popülerlik ve performans odaklı bir ilgiye indirgenebilmektedir. Dinî otoritelerin sosyal medya temsilleri, düşüncesini gündem yapabilen popüler kişilerle, fragman hâlde sunulan performanslarla, beğeni sayısı bağlamında taraftarlarını konsolide etmek için kullanılan hegemonik din diliyle kullanıcılarına ve müntesiplerine (seküler) kutsallıklar üretmektedir. Nihayetinde sosyal medya platformlarında “hoca, müftü, ilahiyatçı veya şeyh” gibi kurumsal ve karizmatik epistemik otorite kaynaklarının yanı sıra etkileşim oranlarına dayalı, algoritmik görünürlük elde edebilen ve dijital gündemi manipüle etme becerisi gösteren popüler aktörler de yeni dinî otorite olarak meşruiyet kazanmaktadır.
Deus ex machina: sorun çözen (yapay) zekâ
Yapay Zekâ (Artificial Intelligence-AI) kavramı 20. yüzyılın ikinci yarısında ıstılah anlamına kavuşmuş olsa da 21. yüzyılda, özellikle içinde bulunduğumuz ilk çeyrekte, kapsayıcı bir terime dönüşmüş ve teknoloji alanında sınırlı kalmayıp gündelik hayatımızın bir gerçekliğine dönüşmüştür. Terimin ilk ortaya atılışının üstünden henüz bir yüzyıl geçmemişken yapay zekâ gündelik pratiklerimize yansımış; teknoloji dünyasından ekonomiye, ülke yönetiminden eğitim alanına, mimariden sanata hatta toplumsal hayattan dinî yaşantıya hayatın hemen her alanına nüfuz etmeye başlamıştır. Teknolojik gelişimler artık salt teknolojik boyutuyla değil toplumda ürettiği sorun alanlarıyla analiz edilmektedir. Her ne kadar algoritmik bir yapıya sahip olsa da yapay zekâ başlı başına toplumu etkileyen, gerçeklik tasavvurunu muğlaklaştıran, kim ve ne adına karar verdiği belli olmayan yeni bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yapay zekânın dinî tecrübelere önderlik etmesine 2017 yılında Japonya’da Nissei Eco adlı bir teknoloji firması Pepper adlı Budist ritüelleri ve hatta cenaze törenini yönetmesi için programladığı bir robotu üretmesini örnek olarak verebiliriz. (European Academy on Religion and Society (EARS), “Can AI Replicate Religious Leaders And Rituals?” (Erişim 13 Temmuz 2023)) Aynı şekilde Japonya Kyoto’da bulunun 400 yıllık bir Budist tapınağı olan Kodaiji’de vaiz olan Mindar adlı bir rahip bulunmaktadır ki kendisi diğer din adamları gibi vaaz verip ibadet edenlerle etkileşim kursa da aslen alüminyum ve silikondan oluşan bir bedene sahiptir. (Sigal Samuel, “Robot Priests Can Bless You, Advise You, And Even Perform Your Funeral”, Vox (Erişim 13 Temmuz 2023)) Başka bir örnek ise görselleştirme özelliğiyle tarihî kişiler canlandırılmakta ve “Yapay Zekâ İsa” (AI Jesus) veya “Dijital İsa” gibi uygulamalarla erişilebilir, dertleşilebilir, sıradanlaşabilir kutsalların eşitlenebilir olması hedeflenmektedir. “Text with Jesus” ve “Talk to Jesus Christ” gibi uygulamalar kullanıcıların Hz. İsa, Meryem ve 12 havari ile mesajlaşmalarına, dua talep etme veya hayatla ilgili sorular sormalarına olanak tanıyarak onlara sohbet ve danışmanlık imkânı sunmaktadır.
Deus ex machina, Antik Yunan tragedyalarında durumların düğüme dönüştüğü ve tüm karakterlerin çaresiz kaldığı sıradan olayları çözmesi için tanrının yukarıdan bir düzenek ile sahneye doğru inmesini ifade eden bir terim olup kelime anlamı olarak makineden tanrı anlamına gelmektedir. Bugün de insanlar âdeta geçmişteki gibi yaşadıkları sorunların çözümünü hatta en basit bir dilekçe yazımını, arkadaşıyla yaşadığı sorunları bir makine olan bilgisayara danışıp çözmeye çalışmaktadırlar. Gelişmiş bilgisayar teknolojisi ve internet ağı, talep edilen cevabı görsel, yazılı ya da işitsel doküman olarak çok hızlı bir şekilde karşımıza çıkarmakta, hatta alternatiflere ve farklı kişisel tecrübelere erişim imkânı sunmaktadır. İsviçre’de bir kilise yüz farklı dilde iletişim kurabilen İsa avatarını (Deus ex machina) bir kafes içinde hizmete sundu. Teolojik verilerle eğitilmiş bu avatar, katılımcıların sorularını gerçek zamanlı yanıtlamaktadır. Âdeta insanlar makineden bir tanrı gibi mucizevi bir şekilde sorunlarının ortadan kaldırmasını beklemektedir.
Nihayetinde teknolojik bir gelişmenin çıktısı diyebileceğimiz yapay zekâ uygulamalarında üretilen dinî figürler bu kutsallık tasavvurunu dönüştürerek insanların geleneksel kodlar üzerinden çözdüğü problemleri karşılıklı ilişkilerle çözmeye çalışmaktadır. Başka bir ifadeyle teknolojik bir gelişim olmanın ötesinde yapay zekâ uygulamaları, dinî figürleri ve kutsallık tasavvurunu dönüştürerek insanların geleneksel kodlar üzerinden çözdüğü sorunları karşılıklı ilişkiler aracılığıyla çözmeye çalışmaktadır. Algoritmik ve görünürlük kaygısıyla düşüncesini gündem yapabilen kişiler, atıfla fragman hâlde sunulan performanslar ve hegemonik din dili dijital dinî otoritenin dönüşüm tanımlamaları olup dinî temsil noktasında yeni sorunlara kapı aralamaktadır.