GELECEK KAYGISI MI,
KADER Mİ?
Prof. Dr. İhsan ÇAPCIOĞLU
Gençler, çeşitli belirsizliklerle anılan bir dünyada yön bulmaya çalışmaktadır. İklim krizi, ekonomik kırılganlıklar ve dijital dönüşüm gibi küresel ölçekli değişimlerin beraberinde getirdiği belirsizlikler, gençlerin dünyasında gittikçe kronikleşen bir gelecek kaygısına zemin hazırlamaktadır. Amerikan Psikoloji Derneğinin (APA) yıllık “Stress in America” raporları, Z kuşağı kaygı düzeyinin diğer bazı kuşaklardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum, klinik bir tablo olarak değerlendirilmek yerine derin bir varoluşsal soru ile ifade edilmelidir: Birey, kontrol edemediği bir gelecek tablosu karşısında kendisine nasıl bir rota çizmelidir? Bu sorudaki kontrol kaygısının teorik boyutuna Byung-Chul Han’ın “performans toplumu” kavramı ışık tutmaktadır. Bugün gençlerin bu toplum tipinin dinamikleri karşısında varlık mücadelesi verdiği anlaşılmaktadır. Çünkü performans toplumunda birey, kendini sürekli gerçekleştirmek, projelendirmek ve ayakta kalmak için her koşulda başarılı olmak zorundadır. Başarısızlık ise bütünüyle bireysel bir yetersizlik hâli olarak görülür. Ancak bu bakış açısının ürettiği yapısal baskı duygusal kırılganlıkları beraberinde getirmektedir. İşte tam da bu noktada, “kader” olgusunun kapsamını netleştirmek, tartışmanın zeminini sağlamlaştıracaktır. Kader, genellikle “Allah’ın bütün nesne ve olayları ezelî ilmiyle bilip belirlemesi, takdir etmesi ve hükmetmesi” olarak tanımlanmaktadır (Yavuz, 2001, 24/58). Bu tanım ilk bakışta insanın hiçbir söz hakkının olmadığı, her şeyin önceden çizilmiş bir senaryoya göre yaşandığı, insan iradesinin ise edilgen ya da pasif olarak konumlandırıldığı bir çaresizlik tablosunu çağrıştırabilmektedir. Ancak Allah’ın olacakları önceden bilmesi, onu gerçekleştirenin iradesini ortadan kaldırmaz. Tıpkı maziyi bilmenin geçmiş üzerinde zorlayıcı etkisi olmadığı gibi, geleceği bilmek de insanı atide gerçekleşecek olaylar karşısında pasifleştirmez. Bu noktada, kaderin bireyin gündelik tutum ve davranışlarına nasıl yansıdığı sorusu gündeme gelmektedir. Bu durumda ayrımı netleştirmek gerekir: Kader inancı ile kadercilik (fatalizm) aynı değildir.
Üniversite öğrencileri ile yapılan bir araştırmada, bu iki olgu arasındaki kavramsal ve psikolojik farklılığa dikkat çekilmektedir. Kader inancında birey, her şeye hâkim olan aşkın bir kudrete ve kendi özgürlüğüne atıfta bulunurken kadercilikte sorumluluk genellikle şans, baht, talih gibi belirsiz ve gayrişahsi güçlere havale edilmektedir. Kader inancı bireyde sabır, şükür, tevekkül ve rıza gibi psikolojik iyi oluşu destekleyen tutumların zeminini hazırlarken kadercilik, umutsuzluk ve öğrenilmiş çaresizlik gibi olumsuz ruh hâllerini beslemektedir (Doğan, 2021, 653). Nitekim kadercilik eğilimi üzerine yapılan çalışmalar da bu eğilimin pasiflik ve tedbirsizlik gibi davranış örüntüleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir (Kaya ve Bozkur, 2015, 937). Bu nedenle, gelecek kaygısıyla başa çıkma yollarından biri olarak kaderciliğe sığınmak, kısa vadede rahatlatıcı bir davranış gibi görünse de zamanla bireyi sorumluluklarından uzaklaştırarak pasifize etme riski taşımaktadır.
Kur’an-ı Kerim’in konuya dair vurgusu dikkat çekicidir: “İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder.” (Necm, 53/39) Bu vurgu, kaderin insanı eylemsizliğe sevk eden bir mazeret olarak kullanılamayacağını; aksine çabanın kendisinin kaderin bir parçası olduğunu kanıtlamaktadır. Zira Âşık Yunus’un yerinde tespitiyle “kader gayrete âşıktır”. Bu kapsamda “Gelecek kaygısı mı, kader mi?” sorusunun yanlış kurgulanmış bir ikilem olduğu anlaşılmaktadır. Esasen mesele, kaderi inkâr etmek ya da ona sığınmak değil kaderin insana açtığı özgürlük alanını ve yüklediği sorumlulukları doğru tespit etmektir. Bu noktada, tevekkül kavramına değinilmelidir. Zira tevekkül de anlamı çarpıtılarak genellikle “edilgenlik” şeklinde algılanan olgulardandır. “Allah’a güvenmek” anlamındaki vekl kökünden türetilen tevekkül, “birinin işini üstüne alma, birine güvence verme; işini ona havale etme ve güvenme” anlamlarına gelmektedir (Çağrıcı, 2012). İmam Gazali’nin İhyâü Ulûmi’d-Dîn’inde tevekkül, insanın üzerine düşeni yerine getirdikten sonra sonucunu sadece Allah’tan beklemesidir. Sebepler âleminde gerekeni yapmak, tevekkülün ön şartıdır (Gazali, 2022). Bu anlayışın veciz bir ifadesi, Enes b. Mâlik’ten nakledilen rivayette bulunabilir: “Bir adam, ‘Ey Allah’ın Resulü! Devemi bağlayıp da mı Allah’a tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı?’ diye sorar. Resulullah (s.a.s.), ‘Önce onu bağla, sonra Allah’a tevekkül et!’ buyurur.” (Özafşar vd., 2013, 305). Bu kısa aktarım, sorumluluk-tevekkül dengesini özetlemektedir: İrade ve eylem önce gelir; sonuca ilişkin kaygı ise Yaratıcı’ya bırakılır.
Tevekkülün özündeki bu bilgeliğe farklı bir dil ve yöntemle de ulaşılabilir. Nitekim Viktor E. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı’nda şöyle der: İnsandan bir şey dışında her şey alınabilir. O da “insan özgürlüklerinin sonuncusu” olan belli koşullar altında kendi tutumunu belirleme ve kendi yolunu seçme yetisidir. Zira koşulları kontrol edemese de onlara yüklenen anlam ve tepkinin kontrolü insanın elindedir.
Albert Bandura’nın öz-yeterlilik kuramı ise meselenin eylem boyutunu aydınlatmaktadır. Ona göre bireyin bir işi/görevi başarabileceğine dair inancı, o işe/göreve yönelik motivasyonunu ve performansını doğrudan etkiler. Tevekkül, bireyin bu öz-yeterliliğini imha etmez aksine ona, çabasını sürekli kılmak için gereken iç huzurunu sağlar. Zira sonuçtan bağımsızlaşmak, çabayı yok etmek değil onu çok daha sürdürülebilir kılmaktır.
Bu anlatımlar, genç bireyin yön arayışı bakımından çeşitli anlamlarla yüklüdür. Bu noktada “eylemli huzur” şeklinde bir sentez önerilebilir. Eylemli huzur, bireyin şu üç aşamalı anlamlandırma yolculuğunu gerektirir:
• Sebeplere sarılmak: Bireyin, elindeki tüm imkânları ve iradesini seferber etmesidir. Planlamak, çalışmak, geliştirmek, denemek... Gazali’nin ifadesiyle amaç “sebepler âleminde üzerine düşeni yapmak”tır.
• Sınırları kabullenmek: Bireyin, kontrolünde olmayan değişkenlerin farkına varmasıdır. Ekonomik konjonktür, küresel krizler ve başkalarının kararları iradesinin kapsamı dışındadır.
• Sonucu bırakmak: Bireyin, elinden gelenin en iyisini yaptıktan sonra kaygılanmanın çözüm getirmeyeceğini kabullenmesi ve iç huzurunu korumaya çalışmasıdır. Bu tutum, acziyetin ya da çaresizliğin değil olgunlaşmanın işaretidir.
Bu aşamada kaderi hem ilahi takdire (sorumluluk) hem de insan iradesine (özgürlük) alan açan bir çerçevede değerlendiren bireylerin, başa çıkma süreçlerinde daha aktif ve sağlıklı tutumlar geliştirdiği araştırma sonuçlarıyla da desteklenmektedir (Doğan, 2021, 667). Bu sentezin sınandığı yer, kaygının bizatihi kendisinin reddedilmemesi gereken bir gerçeklik olduğudur. Sonuçta gelecek kaygısı, dijital çağın yeni gerçekliği ve meşruiyet çerçevesidir. Küresel ölçekte artan ekonomik eşitsizlikler, iklim kriziyle derinleşen varoluşsal tehdit algısı ve sosyal medyanın körüklediği karşılaştırma kültürü, genç bireyin zihnini kronik bir alarm seviyesinde tutmak için yeterli motivasyonu fazlasıyla sağlamaktadır.
Bu duyguyu küçümsemek ya da “Sadece iman et, kaygılanma.” gibi yüzeysel telkinlerle geçiştirmek bir basitleştirme olur. Kaygı gerçektir. Öyleyse sahici soru şudur: Kaygı çağına doğan genç birey ona nasıl yanıt verecektir? Gün geçtikçe artan kaygının varoluşsal bir açmaza dönüşmesi, bireysel sağlık ve toplumsal üretkenlik açısından sürdürülebilir değildir. Bununla birlikte tevekkül inancı doğru anlaşıldığında, ne pasif bir kadercilik ne de naif bir iyimserlik vadeder; aksine o, bireyi önce eyleme, ardından huzura davet eder: Önce bağlan, sonra O’na tevekkül et (sığın)! Bu cümlenin içinde hem bir eylem felsefesi hem de dingin bir ruh sağlığı ilkesi saklıdır. İşte bugünün gençliğinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, ne tam kontrol yanılsaması ne de körü körüne bir teslimiyettir. Aksine ikisi arasındaki ideal dengeyi yakalayarak mutlak hakikat çizgisinde ve mümince bağlar kurarak yaşanacak iradesi dipdiri bir hayattır.
Kaynaklar
• America Psychological Association. “Stress in America”. APA, ts. https://www.apa.org/pubs/reports/stress-in-america
• Bandura, Albert. Self-Efficacy. New York: W.H. Freeman and Company, 1. Basım, 1997.
• Çağrıcı, Mustafa. “Tevekkül”. İslam Ansiklopedisi. 41/3-4. TDV İslam Araştırmaları Merkezi, 2012.
• Doğan, Mebrure. “Üniversite Öğrencilerinin Kader Algıları: Metaforik Bir Araştırma”. Kader 19/2 (Aralık 2021), 645-677.
• Frankl, Viktor E. İnsanın anlam Arayışı. çev. Selçuk Budak. İstanbul: Okuyan Us, 3. Basım, 2009.
• Han, Byung-Chul. Yorgunluk Toplumu. çev. Samet Yalçın. İstanbul: Açılım Kitap, 5. Baskı., 2019.
• İmam Gazzali. İhya Tercümesi. çev. Mustafa Çağrıcı. 4 Cilt. İstanbul: Diyanet İşleri Başkanlığı, 5. Basım, 2022.
• Kaya, Âlim - Bozkur, Binaz. “Kadercilik Eğilimi Ölçeğinin Geliştirilmesi: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması”. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 11/3 (2015), 935-946.
• Özafşar, Mehmet Emin vd. (ed.). Hadislerle İslam. 4 Cilt. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü, 2. Basım, 2013.
• Yavuz, Yusuf Şevki. “Kader”. İslam Ansiklopedisi. 24/58-63. İstanbul: TDV İslam Araştırmaları Merkezi, 2001.