GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE
BEYAZIT
YANGIN KULESİ
Eyüp DEMİR
Belgelerde “kasr-ı harîk”, “harîk kulesi”, “yangın köşkü”, “yangın kulesi” gibi isimlerle anılan Beyazıt Yangın Kulesi, İstanbul’un tarihî semtlerinden Beyazıt’ta bulunmaktadır. Şehirde çıkan yangınları kontrol altına almak amacıyla inşa edilmiş, dönemin mimari üslubunu yansıtan önemli bir yapıdır. Hem tarihî hem de mimari olarak oldukça önemli sayılan Beyazıt Yangın Kulesi, geçmişte İstanbul’da ortaya çıkan yangın felaketlerine karşı alınan tedbirlerin bir sonucu olarak günümüzde İstanbul Üniversitesinin Beyazıt Kampüsü içerisinde dimdik ayaktadır. Eskiden Seraskerlik Binası olarak kullanılan bu yapının geniş avlusu içinde II. Mahmud döneminde yapılan yangın kulesi daha önce ahşap olarak inşa edilmiştir. 1774 yılında çıkan Cibali yangını ile yıkılan bu bina, daha sonra tekrar inşa edilmişse de yeniçeri isyanları ile tekrar yıkılmıştır. İstanbul, ahşap yapılı evlerden oluşan bir şehir olduğu için hem fetihten önce hem de fetihten sonra yangınlardan büyük zarar görmüştür. İstanbul’a zarar veren bu yangınların yanında deprem ve sel gibi afetler de şehri yerle bir etmiştir. Bu yüzden İstanbul’a kâgir yapılı bir yangın kulesi yapımı zorunlu hâle gelmiştir.
Günümüzdeki Beyazıt Yangın Kulesi’nin inşa tarihi 1828 olarak kabul edilir. Osmanlı İmparatorluğu’nda modernleşme hareketlerinin etkili olduğu, şehir planlamasında ve yangın söndürme tekniklerinde de gelişmeler yaşandığı gözlenmektedir. İstanbul’da evlerin çoğu ahşap olduğu ve şehir artık iyice büyüdüğü için yangınlara karşı özel önlem almak gereksinimi duyulmaktadır. Bundan dolayı İstanbul’un çeşitli yerlerine yangın kulesi yapılması gerekli görülmüştür. Bunlardan birisi Beyazıt Yangın Kulesi olurken diğerleri Cenevizliler tarafından yapılan Galata Kulesi ve Üsküdar’daki İcadiye Kulesi’dir. Kulenin tasarımı XIX. yüzyılda Osmanlı mimari faaliyetlerinde isimleri mimar, kalfa ve müteahhit olarak geçen Ermeni ailesi Balyanlardan Senekerim Balyan’dır (1768-1833). Osmanlı’nın son döneminde pek çok önemli yapıda emeği olan Balyan ailesinin üyelerinden biri olan Senekerim Balyan, Beyazıt Yangın Kulesi’ni tasarlarken estetik ve işlevselliğe oldukça önem vermiştir. Kuleyi inşa ederken malzeme olarak genellikle kesme taş kullanmış ve tasarladığı bu kule dönemin mimari tarzını yansıtan özelliklere sahip olmuştur. Beyazıt Yangın Kulesi’nin inşaatında kullanılan bu taşlar, XIX. yüzyıl Osmanlı mimarisinin karakteristik özelliklerini de taşımaktadır.
Kule ilk yapıldığında kesik piramit bir taban üstüne çan çiçeği şeklinde yükselen, sütunlarla içbükey dekoratif oluklu bir gövdeye sahiptir ve en üstte gözetim alanı, onu kapatan ve tepe noktasını oluşturan bir külah mevcuttur. Bu şekilde yerden yüksekliği 85 metredir, gözetleme kısmı ise 50. metrede yer almaktadır. (Deniz Vatansever, “Bâyezid Yangın Kulesi”, Tarih ve Uygarlık-İstanbul Dergisi, S.10, s.147) 1849 yılında Beyazıt Yangın Kulesi’nin sivri külahlı ahşap çatısı değiştirilerek yerine dört adet yuvarlak pencereli birer odadan meydana gelen üç kâgir kat yerleştirilmiştir. Kenarlarına demir parmaklıklar yapılmış ve 1889’da kulenin üzerine bir bayrak gönderi eklenmiştir. Bütün ana duvarları taştan oluşan bu yapının merdivenleri ise ahşaptır. Kule alttan yukarı doğru nöbet, işaret, sepet ve sancak katı olarak adlandırılan kısımlardan meydana gelmektedir. Nöbetçi katına minare merdiveni gibi spiral olarak yükselen, 180 basamaklı ahşap bir merdivenle çıkılır. Nöbetçi katından yukarıya doğru 76 basamak olmak üzere toplam 256 ahşap basamak bulunmaktadır. Kesik piramit şeklindeki ana yapının üzerindeki çelik bir çerçeveden sonra soğan biçiminde bir ayak kısmı vardır. Gövde kısmından gözetim kısmına ters soğan şeklinde bir alandan sonra ulaşılır. Seyir terasına benzeyen bu bölümün üst tarafında sekizgen yapılı esas gözetleme bölümü vardır. Bu alanda estetik unsurlar bulunur. (Özkan Ertuğrul, “Beyazıt Yangın Kulesi”, DİA, c.6, s.54-55) Yangın kulesinin gövdesi çok daha geniş bir gözetleme katını omuzlar. Daire biçimli gözlem katına girdiğiniz zaman çevreyi 360 derece dolanan pencerelerden tarihî yarımadayı, Üsküdar ve Galata bölgelerinin yanı sıra adaları da seyredebilirsiniz. Burada izlediğiniz efsane manzaranın en ilginç yönlerinden biri, duvarlarıyla tavanın birleştiği dairesel alanda kesintisiz bir tablodur. Kalem işi tekniğiyle siyah, beyaz ve gri tonlarıyla yapılan resim, 1997 yılında yapılan restorasyon çalışması sırasında sıvaların altından çıkarılmıştır. Resim kuşağındaki doğa manzarası içinde köşkler, kasırlar, köprüler, çeşmeler vardır. Bu manzara şeridinde ilginç olan bir nokta da yangın kulesinin bizzat kendisi de resmedilmiştir. Kulenin spiral merdivenlerinden bu kata çıktığınızda resim kuşağına bakarsanız göreceğiniz ilk resim tepesinde kulenin gönderine kırmızı sancak çekilmiş kendi resmidir.
Yangın Kulesi’nin doğu tarafında Keçecizade İzzet Molla’nın manzum olarak tarih düştüğü ve Hattat Yesarizade Mustafa Efendi tarafından talik hatla yazılan bir kitabe de vardır. Kitabenin üst tarafında Sultan II. Mahmut Han’a ait tuğra bulunmaktadır. Yangın kulesinin gökyüzüne doğru çevrilmiş bir Osmanlı topundan esinlenerek inşa edildiği ve eğer toplar gökyüzüne çevrilmişse bunun barışı simgelediği söylenirmiş. Moltke, kuleyi bir mızrağa benzetmiş ve Türkiye Mektupları’nda “Yüksek, garip şekilli, fakat cüretli bir kule, Osmanlı ordusu kumandanının oturduğu yeri işaret eder ve uzaktan, yere saplanmış muazzam bir mızrağa benzer.” demiştir. (Abdurrahman Kılıç, “Beyazıt Yangın Kulesinde Gözlem ve Yaşam”, Yangın ve Güvenlik Dergisi, S.178, s.8)
Kulenin yapılmasının temel sebebi Beyazıt Kulesi’nin hâkim olduğu bir alanda çıkabilecek herhangi bir yangını hemen tulumbacılara bildirmekti. Kule görevlileri, İstanbul’un sokaklarını karış karış bilen, “mıntıkacı” adı verilen kişilerdi. Mıntıkacıların itfaiye teşkilatında ayrı bir yeri vardı. İzinli oldukları günlerde sokak sokak dolaşarak şehri iyice öğrenirlerdi. Mıntıkalarındaki bir sokak onlara sorulduğunda sokağın nerede olduğunu, sokağa nasıl gidileceğini, hangi sokakların çıkmaz olduğunu, hangi sokakta nerelerden su bulunabileceğini söylerlerdi. Bazen sokaktaki ahşap binaların yerlerini, hangi binaların tehlikeli olduğunu, hangi sokakta ne gibi iş yerlerinin olduğunu bilirlerdi. Sokakları iyi bildikleri için kulede görev yapanlar kolay kolay değiştirilmezdi. Kulede görev yapan gözcüler, Pendik’ten Yeşilköy’e kadar olan alanda gündüzleri çıkan dumanı, geceleri ise alevi değerlendirir, yangın olup olmadığına karar verirlerdi. Kulede görevli sayısı altıydı ve vardiya sistemine göre sürekli iki kişi bulunurdu. En kıdemli olan itfaiyeciye “baş memur” denirdi. İtfaiyecilerden biri sürekli gözetleme vazifesindeydi. Bu kişiler üretim yerlerini, fırınları ve buna benzer duman çıkması muhtemel yerleri çok iyi bilirlerdi. Geceleri doğal olarak yangınları görmek çok daha kolay olurdu, ufak bir alevin kıvılcımı yeterdi. Yangın görüldükten sonra yangının çıktığı sokak baş memur tarafından belirlenir, derhâl işaretle tulumbacılara bildirilirdi. Cumhuriyet Dönemi’nde ise bu eylem telefon ya da telsizle yapılırdı. Böylece yangına hemen müdahale edilirdi. (Abdurrahman Kılıç, a.g.e., s.9)
Kulede çalışan görevliler yangını duyurmak amacıyla kulenin kenarlarına gece ayrı, gündüz ayrı işaretler koyardı. Gündüz işareti büyük sepetler, gece işaretleri ise kırmızı, yeşil ve beyaz yanan büyük fenerlerdi. Bunlar kulenin iki yanında, gövdeden yere doğru olarak uzatılan, gemi mahmuzuna benzer direklere asılırdı. Yangın birden fazla bölgede çıkarsa doğal olarak sepetlerin sayısı, rengi ve yönü de ona göre değişirdi. Beyazıt Kulesi, Galata Kulesi ve Üsküdar yakasındaki İcadiye Kulesi yangın anında bu sistemi kullanarak koordinasyon içinde çalışırdı. Örnek olarak Beyazıt Kulesi’nden uzanan sepet ya da fenerleri karşı kıyıdan gören İcadiye Kulesi görevlileri beş kez top atışı yaparak Boğaziçi’ndeki yangın kulesine haber verirdi. Böylece bu yangından diğer yakadaki insanlar da haberdar olurdu. Yangın Kulesi’nde yaşayan gözcüler “köşklü” olarak isimlendirilirdi. Bunların sayısı yirmiydi. Köşklülerin yeri en tepedeki odalardı, orası evleri gibiydi, orada yatar kalkarlardı. Bu kişilerin görevi 1923 yılına kadar devam etmiştir. Yangının başlar başlamaz asılan sepet ve fenerler yangın söndürülünce kaldırılırdı. Yangın Kulesi Cumhuriyet Dönemi’nde de aktif olarak kullanıldığından sepet ve fenerler 1934 yılına kadar yangınlarda hâlâ sarkıtılıyordu.
Beyazıt Yangın Kulesi, zaman içerisinde yangınların kontrol altına alınmasında kritik bir rol oynamıştır. Özellikle 19. yüzyıl boyunca İstanbul’da çıkan yangınlar, şehrin önemli bir sorunuydu ve Beyazıt Yangın Kulesi’nin varlığı bu soruna etkili bir çözüm olarak görülmüştür. Ancak, teknolojinin gelişmesiyle birlikte yangın söndürme teknikleri ve sistemleri de değişmiş, yangın kulelerinin yerini modern itfaiye teşkilatları almıştır. Bugün Beyazıt Yangın Kulesi günlük meteorolojik haberler de vermektedir. Geceleri kule üzerindeki aydınlatmalara bakarak yarının havasının nasıl olacağına dair bilgi edinebilirsiniz. Örneğin; kule mavi ise yarın havanın açık, yeşil ise yağmurlu, sarı ise sisli, kırmızı ise karlı olacağını anlayabilirsiniz. Bu ışıklar gözetleme katında yer alan işaret, sepet, sancak katında bulunmaktadır. Kulenin bir başka işlevi de bir dönem ramazan aylarında verilen iftar yemekleridir. Bu iftar yemekleri ramazan ayının yirmisinden sonra düzenlenirdi. Yirmisinden sonra olmasının sebebi ise yıldızlar ve kandillerin seyrinin ayın karanlık olduğu bir zamana denk getirilebilmesiydi. Karar verilen gün o zamanın devlet adamlarına haber verilirdi, bu kişiler kendileri yemeğe gelmezse bile kendilerine hazırlanan yemeklerden gönderirdi. Beyazıt Camii’nde namaz kılındıktan sonra kuleye yavaş yavaş çıkılır, adı “ayvaz” olan konaklarda çalışan genç erkekler bu etkinlikte yemek kaplarını taşırdı. (Deniz Vatansever, “Bâyezid Yangın Kulesi”, Tarih ve Uygarlık-İstanbul Dergisi, S.10, s.151)
Günümüzde Beyazıt Yangın Kulesi, tarihî bir yapı olarak korunmaya devam etmektedir. İstanbul’un önemli simgelerinden biri hâline gelen kule, turistlerin ve yerli halkın ilgisini çeken bir bölgededir. Çevresindeki tarihî yapılarla birlikte, İstanbul’un zengin kültürel mirasını oluşturan unsurlardan biri olmaya devam etmektedir. Beyazıt Yangın Kulesi’ni, salt tarihî bir yapı olarak görmemek gerekir; kule, aynı zamanda İstanbul’un geçmişine ve o dönemdeki şehir planlamasına dair önemli ipuçları da sunar. Yangınların kontrol altına alınması için alınan önlemler, o dönemin şehir yaşamının ve yönetiminin nasıl şekillendiğini anlamamıza yardımcı olur. Bu sebeple Beyazıt Yangın Kulesi bir yapıdan çok daha fazlasını temsil eder; İstanbul’un tarihî, kültürel ve sosyal dokusunun bir parçasıdır.
Tarihte
bu ay neler oldu?
II. Dünya Savaşı başladı.
(1 Eylül 1939)
İmam Birgivi vefat etti.
(3 Eylül 1573)
Prof. Dr. Şerif Mardin vefat etti.
(6 Eylül 2017)
Büyük İstanbul depremi meydana geldi.
(10 Eylül 1509)
Türkiye’de telgraf haberleşmesi başladı.
(10 Eylül 1855)
TEMA kuruldu.
(11 Eylül 1992)
İslam İşbirliği Teşkilatı kuruldu.
(25 Eylül 1969)