FITRATIN VE AİLE YAPISININ TAHRİBATI CİNSİYETSİZLEŞTİRME İDEOLOJİSİ


Dr. Hüseyin ARI
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı


فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّٖينِ حَنٖيفاًؕ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّتٖي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاؕ لَا تَبْدٖيلَ لِخَلْقِ اللّٰهِؕ ذٰلِكَ الدّٖينُ الْقَيِّمُࣗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَࣗ

“O hâlde sen hanif olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.”
(Rûm, 30/30)


Kur’an-ı Kerim’in önemli kavramlarından biri olan fıtrat; "bir şeyi ilk defa yaratma, yaratılıştan sahip olunan fiziki ve biyolojik özellikler, karakter, mizaç, Allah’ı tanıma yeteneği vb." anlamlara gelmektedir. Fıtrat ilk yaratılış anında Allah tarafından belirlenen varlıkların yaratılış kodlarını ve henüz dış tesirlerden etkilenmemiş olan ilk durumlarını belirtir. (Hökelekli, “Fıtrat”, DİA, 13/47) Bu ayetin tefsiri sadedinde müfessirler fıtrat kelimesini açıklarken daha ziyade insanın Allah’ı tanıma kabiliyetiyle yaratılması ve Allah’ın gönderdiği din ile insanda yarattığı fıtratın birebir uyumu üzerinde dururlar. Ancak fıtrat bağlamında özellikle günümüzde dikkat çekilmesi gereken bir konu da kişinin fıtrat olarak erkek veya kadın cinsiyetinde yaratılmasıdır. Anne karnındayken “xx” ve “xy” kromozomlarının oluşmasıyla insanın erkek veya kadın cinsiyetinde olacağı Allah tarafından belirlenmektedir. Kur’an-ı Kerim’de biyolojik cinsiyet gibi Allah’ın yarattığı özellikleri değiştirme çabalarının şeytanın telkini olduğu ifade edilmektedir: “Allah şeytanı lanetlemiştir, o da ‘Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını bozacaklar.’ demiştir.” (Nisâ, 4/119) Dolayısıyla fıtratı bozmak, yaratılışı değiştirmeye çalışmak dinimizde sonuçları ve vebali ağır bir sapma olarak değerlendirilmiştir.
Fıtratın bozulmaması gerektiği hususunu, dinimizin, dünya ve ahiret saadeti için korunmasını emrettiği beş değerden biri olan “canı korumak” ilkesiyle de açıklamak mümkündür. Bu emrin, ilk planda bir insanın haksız yere öldürülmemesi, bedenine zarar verilmemesi gibi hükümleri içerdiği akla gelir. Ancak bunun ötesinde bu emir, kişinin psikolojik sağlığının muhafaza edilmesi, tedavi dışında bedenine müdahale edilmemesi gibi hükümleri de kapsar. Bu bağlamda biyolojik cinsiyet, dinimizin korunmasını emrettiği hususlar kapsamında ele alınmalıdır.
Günümüzde maalesef, inancımıza, geleneğimize, töremize ait olmayan dış kaynaklı ve dış destekli birtakım çevreler biyolojik cinsiyeti inkar etmekte ve bu amacı gerçekleştirmek için cinsiyetsizleştirme ideolojisini çeşitli araçlarla toplumda yaymaya çalışmaktadır. Bu ideoloji, özellikle bazı yabancı müzik grupları, ikonik karakterler, diziler, sosyal medya fenomenleri üzerinden gençlerin dimağlarına pompalanmaktadır. Bu ideolojinin dünyada yapmak istediği şey, biyolojik cinsiyetin önemsizleştirildiği, tamamen kişinin kendini tanımladığı cinsiyete göre yaşadığı bir toplum inşa etmektir. Bu düşüncede olanlara göre inanç ilkeleri, gelenek görenekler, kültürler insana dayatma ve baskı olarak nitelendirilir. Kişi hangi cinsiyette doğarsa doğsun cinsiyet seçiminin, insanın kendisine bırakılması gerektiği savunulur. Bu nedenle çocukların biyolojik cinsiyetlerine göre yetiştirilmesi yanlış görülür. Bu ideoloji sayesinde toplumlardaki kadın-erkek eşitsizliğinin ortadan kalkacağı iddia edilir. Hâlbuki geçmişte yapılan yanlışlar daha büyük yanlışlar yapılarak telafi edilemez. Batı, Orta Çağ’da kadınları şeytani varlıklar olarak görerek ikinci sınıf insan muamelesi yapmasının diyetini bugün sözde özgürlük ve eşitlik sloganıyla fıtratı bozma ve kadının fizyolojik özelliklerini inkar etme gibi daha büyük yanlışlar yaparak ödemeye çalışmaktadır.
Bu ideoloji birçok yeni terimi gündeme sokmuştur. Non-binary (ne erkek ne de kadın gibi davranma ve yaşama), agender, nongendered, genderfree (cinsiyetten bağımsız), genderfluid (akışkan cinsiyet) terimleri bunlardan bazılarıdır. Bunların hepsi temelde biyolojik cinsiyeti inkâr etme ve cinsellik konusunda kadın-erkek ayrımı yapmama temeline dayanır. Böyle bir düşünce ve yaklaşım, sınırları olmayan, inanca dayalı değerlerin ve ahlaki ilkelerin yok sayıldığı bir toplum oluşturma amacına matuftur. Burada özellikle şu hususa dikkat çekmek gerekir ki bu yaklaşımların hedef aldığı kurumların başında aile gelmektedir. Çünkü bu tür bir hayat tarzını benimseyen kişilerin sağlıklı bir aile hayatı sürdürmesi mümkün değildir. Dolayısıyla toplumda bu tür sapkın akımları yaygınlaştırmak aslında toplumun çekirdeği olan aile kurumunu çökertmeye yöneliktir.
Dinimizin bu konuya bakışı nettir: Allah insanı erkek ve kadın olarak yaratmış ve yaratıldığı biyolojik cinsiyetine göre yaşamasını istemiştir. Kadın-erkek ilişkilerinde sınırlar koymuş ve bu sınırları aşmayı yasaklamış; cinsellik konusunda erkeğin kadınla, kadının da erkekle cinsel ilişkisine ancak meşru bir nikâhla izin vermiştir. Kişinin hemcinsiyle cinsel ilişki yaşaması ise sapkınlık ve büyük günah sayılmıştır. Allah’ın koyduğu tüm emir ve yasaklar, kişinin fıtratıyla uyumlu olduğu için fıtratı bozmaya yönelik girişimler, kötülüklerin ve günahların kapısını aralamak olarak tanımlanmıştır.
Serlevha yaptığımız ayetten hareketle bu vahim meseleye baktığımızda verilmesi gereken en önemli mesaj, insanın fıtratını muhafaza etmesi ve onu bozacak sosyal ortamlardan ve ideolojik çevrelerden uzak durmasıdır. Fıtratı tahrip edilmiş, genetik kodlarıyla oynanmış, psikolojisi bozulmuş bir insanın Hakk’ın hakikatini duyması ve ona yönelmesi mümkün değildir. Belki de bu yüzden İslam’ı en büyük tehdit olarak gören kötücül çevreler, fıtratı tahrip etmeyi en büyük ödev bilmekte ve fıtrata aykırı sapkın yönelimleri yayma gayreti içinde olmaktadırlar. Bu çevreler aslında hem insanın biyolojik varlığına hem de o varlığı yaratan Yüce Allah’a savaş açmaktadır. Ancak şu bilinmelidir ki Allah’a karşı girişilen savaştan galip çıkılmaz.