FITRATIN TAHRİBATI CİNSİYETSİZLEŞTİRME
Prof. Dr. Zeki BAYRAKTAR
Transseksüalite, doğumsal biyolojik cinsiyetle psikososyal süreçte geliştirilen psikolojik cinsiyetin (cinsiyet kimliğinin) uyuşmaması, biyolojik bedenden ve özellikle de cinsiyete özgü organlardan hoşnutsuzluk duyulmasıdır. Cinsiyet kimlik bozukluğu (CKB) veya yeni adı ile cinsiyet hoşnutsuzluğunun (CH) en uç noktasıdır. Cinsiyet kimliği, bireyin kendi bedenini ve benliğini belirli bir cinsiyet/cinsellik içinde algılaması ve duygu, tutum ve davranışlarında bu cinsiyete uygun rolleri tatbik etmesidir. Bunun gerçekleştirilemediği durumlarda CKB/CH ortaya çıkar. Cinsiyet hoşnutsuzluğu, bireyin biyolojik cinsiyeti veya bu cinsiyetin gerektirdiği cinsel rolleri ile ilgili olarak sürekli bir endişe ve huzursuzluk hâli içinde bulunmasıdır. CH, cinsel kimliğin biyolojik cinsiyetle uyumsuz olması hâlinde ortaya çıkan ve şemsiye kavram olarak transseksüelliği de içine alan [daha geniş bir yelpazeyi tanımlayan] bir ifadedir. (Berna Özsungur, Cinsel Kimlik Gelişimi ve Cinsel Kimlik Bozukluğunda Psikososyal Değişkenler: Gözden Geçirme, Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi, C:17, 2010, s.163-174.)
CKB/CH, kişinin kendisini karşı cinsiyette algılaması, biyolojik cinsiyeti ile ilişkili organ ve özelliklerden aşırı rahatsızlık duyması, bunları gizleme çabası içerisinde bulunması ve karşı cinsin birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerine sahip olmak istemesi ile karakterize bir cinsel kimlik problemdir.
Cinsiyet hoşnutsuzluğunda kişinin benimsediği cinsiyet kimliği ile o kişinin cinsiyeti arasında açık bir uyuşmazlık vardır ve o kişi karşıt cinsin bir üyesi olarak yaşamayı ve öyle kabul edilmeyi ister. Bu tanıdaki kişi, bir yandan bu uyuşmazlık nedeniyle kendi bedenine ait birincil ve/veya ikincil cinsiyet özelliklerinden kurtulmayı amaçlarken öte yandan diğer cinse ait birincil ve/veya ikincil cinsiyet özelliklerine sahip olmayı da ister. Bu nedenle “cinsel kimlik bozukluğu” veya “cinsiyet hoşnutsuzluğu” bulunan veya “transseksüel” olarak tanımlanan kişi, bedeninin kendi cinsiyet kimliğine uygun hâle gelmesi için hormonal ve cerrahi tedaviler görmeyi arzular. (Şenol Turan, Cana Poyraz Aksoy, Ezgi İnce, Ayşe Sakallı Kani, H. Murat Emül, Alaattin Duran, Cinsiyet Değiştirme Ameliyatı İçin Psikiyatri Kliniğine Başvuran Transseksüel Bireylerin Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri, Türk Psikiyatri Dergisi, C: 26, S:3, 2015.) Yani biyolojik cinsiyetini ameliyatla ve hormonlarla değiştirmek ve karşı cinsin anatomik özelliklerine sahip olmak ister. Bu tedavilere ulaşmak için girişimlerde bulunur. Gerekli yasal prosedürleri yerine getirdiğinde de ameliyat olur. Ameliyattan önce ve sonra geçmek istediği cinsiyete ait hormon (östrojen veya testosteron) kullanarak bedenini erkeksi/maskülen veya kadınsı/feminen hâle getirmeye çalışır.
Cinsiyet Ameliyatla Değiştirilebilir mi?
Trans bireyler için kullanılan “cinsiyet değiştirme” ifadesi, cinsiyetin gerçekten değiştirildiği anlamına gelmiyor. Çünkü cinsiyet ne hormonlar ne ameliyatlar ne de başka bir müdahale ile değiştirilebilir. Moxon, cinsiyetin değiştirilemeyeceğini (trans terimi ve transseksüel operasyonlar üzerinden) şöyle izah ediyor:
Trans [terimi] yanlış bir terimdir, çünkü [burada] hiçbir şeye geçiş yoktur. Buradaki istek veya çaba, cinsel kimliği korumak ve bedende görünüşteki cinsel kimlikle uyumlu değişiklikler yapmak, bunu yapmayı arzulamaktır, ama bu imkânsızdır, çünkü hiç kimse [erkek veya kadın] asla ürettiği gamet türünü değiştiremez, dolayısıyla hiç kimse böyle bir değişim sürecinde [başarılı] olamaz. Herhangi bir sözde cinsiyet değişikliği, çok yüzeysel olmaktan başka bir anlam taşımaz. […] Cinsiyete özgü herhangi bir fizyoloji de değişmez: örneğin, neredeyse tamamen cinsiyete dayalı olan stres tepkisi mekanizmasında olduğu gibi. Artık sporda “erkekten kadına transseksüeller” şeklinde adlandırılanlar üzerindeki popüler tartışmalarda görüldüğü gibi, fetal [ana rahmindeki] cinsiyet hormonları, bedende o kadar büyük değişiklikler yapar ki, doğum sonrası dönemde kullanılan karşı cinsiyet hormonlarının kullanımı dahil hiçbir şey bunları tersine çeviremez. (Steven P Moxon, Sex is not non-binary (or mutable), and neither is sexual identity or orientation, New Male Studies, 2022, 11, 1, 21-43.)
Demek ki ameliyat olan (transseksüel) bireyler cinsiyetlerini gerçekten değiştirmiş ve karşı cinse geçmiş olmuyorlar. Bunun bilinmesi lazım. Bu durumda “cinsiyet değiştirme ameliyatı” ifadesi yanıltıcı bir ifade olmaktadır. Ancak bu ifade hem literatürde hem pratikte yaygın olarak kullanıldığı için biz de bu ifadeyi mecburen kullanacağız, lakin bunun gerçek bir cinsiyet değişikliği olmadığını/olamayacağını tekrar belirtelim. Bir erkek ameliyatla kadına, bir kadın ameliyatla erkeğe dönüştürülemez. Bu mümkün değildir. Örneğin kadın olmak isteyen bir erkeğin erkeklik organları ameliyata alınabilir, böylece bu erkeğin sperm üretme işlevi ve erkekliği (cinsiyeti) geriye dönüşümsüz olarak iptal edilmiş olur. Ancak bu, onun kadın olması için yeterli değildir, bir bireyin kadın olabilmesi için (genetik yapısının 46XX şeklinde olması gerektiği gibi, ki bu mümkün değildir) işlevsel bir rahme, yumurtalıklara ve göğüslere de sahip olması gerekir. Peki bu mümkün mü? Tabii ki hayır. Tüm bu organlar işlevsel bir şekilde yapılamaz. Evet, silikon implantlar takılabilir ve görünürde kadın cinsine ait organlar oluşturulabilir, ancak bu tabii ki işlevsel olarak gerçek organlar değildir.
Benzer şey kadından erkeğe geçiş isteyen translar için de geçerlidir. Cinsiyetine ait organlarını ameliyatla aldıran bir kadın, kadınlığı/cinsiyetini geriye dönüşsüz bir şekilde iptal ettirmiş olur, artık o yumurta/ovum üretemez ve gebe kalamaz, ama tüm bunlar onun erkek olduğu anlamına gelmez, erkeklik organlarına ve işlevine sahip değildir, sperm üretecek bir testisi yoktur ve olmayacaktır. Evet, ameliyatla plastik veya silikon bir testis protezi takılabilir ama bu testis hiçbir zaman testosteron ve sperm üretmeyecektir. Keza kol ve bacak dokularından da -işlevi olmayan- sözde bir erkeklik organı yapılabilir ancak bunun da işlevi yoktur, sadece görüntü içindir.
Ameliyat olan transseksüeller geçmek istedikleri cinsiyetin hormonlarını kullanarak, örneğin erkekten kadına geçmek isteyen trans birey östrojen kullanarak bedenini kısmen feminize/kadınsı, kadından erkeğe geçmek isteyen trans birey de testosteron kullanarak bedenini kısmen maskülenize/erkeksi hâle getirebilir, ancak bunlar ikincil cinsiyet özelliklerinin değişimidir, birincil cinsiyet özellikleri değişmez ve değiştirilemez. Bu hormonların çok ciddi yan etkileri vardır, başta kanserler olmak üzere akciğer ve kalp-damar hastalıklarına neden olur.
Transseksüeller Hangi Beklentilerle Ameliyat Oluyorlar?
Transseksüel ameliyatlar için ileri sürülen temel gerekçe doğumsal veya anatomik bir bozukluk/hastalık değil (ki böyle bir bozukluk yoktur), translardaki yoğun psikolojik sorunlardır. Translar yoğun ruhsal problemler yaşarlar ve bu problemlerin ameliyatla cinsiyetlerini değiştirince (!)
biteceğine inanırlar. İleri sürülen ve beklenen (hatta dayatılan) gerekçe hep bu olur; ruhsal sağlığın iyileşmesi. (Turan, 2015) Ruhsal sorunların iyileştirilmesi için cerrahi tedavi! Tıbbın hiçbir alanında ve hiçbir hastalık için önerilmeyen bu yöntem (ruhsal sorunlar için cerrahi tedavi) translar için öneriliyor. Niye? Çünkü lobinin etkisindeki psikiyatri bunu dikte ediyor. Yoğun ruhsal sorunlar yaşayan transseksüeller de buna inandırılmış olduklarından sabırsızlıkla bu ameliyatları talep ediyorlar. Çünkü bu ameliyatlardan sonra tüm sıkıntıları bitecektir! Öyle inandırılmışlardır. Bu nedenle sabırsızlık ve acelecilik içinde ısrarla bu ameliyatları talep ederler. Yani “rıza mühendisliği” işletilir ve bu bireyler kendi talepleri ve rızaları ile ameliyat olmuş olurlar. Peki sonuç ne olur? Tabii ki beklendiği gibi olmaz. Transseksüellerin ruhsal sorunları ameliyattan sonra da -ömür boyu- devam eder. Bu durumu teyit eden birçok çalışma var. Bunların en kapsamlısı İsveç çalışmasıdır. Bu çalışma ile 1973 ile 2003 yılları arasında cinsiyet değiştirme ameliyatı yapılan (191’i erkekten kadına, 133’ü kadından erkeğe) toplam 314 transseksüel vaka takip edilmiş ve psikiyatrik hastalıklar, intihar, ölüm ve suç nedeniyle mahkûmiyet gibi muhtelif durumlar incelenmiştir. Buna göre cinsiyet değiştiren transseksüel bireylerde psikiyatrik sorunlar ve intihar riski -topluma kıyasla- anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuş iken ölüm oranları da aynı şekilde daha yüksek bulunmuştur; ama ilginç olan şu ki, bu bireylerde sadece intihara bağlı ölümler değil kalp-damar hastalıkları ve kansere bağlı ölümler de yüksek bulunmuştur. Üstelik tespit edilen kanserler, bu bireylerde kullanılan hormonlara bağlı olarak gelişebilecek türden kanserler değildi. Demek ki kanserler bu bireylerde başka bir mekanizma üzerinden gelişiyor ve ölüm riskini iki kat artırıyordu. İlginç olan bir başka veri de cinsiyet değiştirme ameliyatı yapılan transseksüellerde herhangi bir suç veya şiddet içeren olay nedeniyle mahkûmiyet riski anlamlı bir şekilde artıyordu. Yani transseksüel bireyler daha çok suça karışıyor ve bu nedenle de daha çok mahkûmiyet cezası alıyorlardı. (Cecilia Dhejne, Paul Lichtenstein, Boman M et al. Long-Term Follow-Up of Transsexual Persons Undergoing Sex Reassignment Surgery: Cohort Study in Sweden. PLoS One. 2011; 6(2): e16885.) Demek ki transların ruhsal sorunları ameliyatla iyileşmiyor hatta bazı transseksüellerin ruhsal sorunları ameliyat sonrasında daha da kötüleşiyor.
Danimarka’da yapılan ve JAMA’da yayınlanan güncel bir çalışma da bu verileri teyit ediyor; nüfusa dayalı bu kohort çalışmasına göre “intihar girişimi”, “intihara bağlı ölüm”, “intihara bağlı olmayan ölüm” ve “tüm nedenlere bağlı ölüm” oranları transseksüellerde daha yüksek gözleniyor. (Annette Erlangsen, Anna Lund Jacobsen, Ranning A, et al. Transgender Identity and Suicide Attempts and Mortality in Denmark. JAMA. 2023 Jun 27;329(24):2145-53.)
Transseksüellerde Ömür 25-28 Yıl Kısalıyor
Transseksüellerin ömrü, yaşadıkları ruhsal ve fiziksel sorunlar nedeniyle ortalama 25-28 yıl kısalıyor. Bu durumu gösteren güncel bir Danimarka çalışması var. Danimarka’da ortalama ömür kadınlarda 81.9, erkeklerde 78 iken, (ameliyat olan) translarda ortalama ömür 53.5 bulunmuştur. Yani ameliyat olan translar 25-28 yıl daha erken ölüyorlar. Neden? Çünkü kullandıkları hormonlara bağlı olarak başta kanser ve akciğer-kalp-damar hastalıkları olmak üzere pek çok ölümcül hastalık anlamlı düzeyde artıyor, buna ameliyatlara bağlı komplikasyonlar, enfeksiyonlar ve yoğun psikiyatrik sorunlarla birlikte intiharlar da eklenince sonuç böyle oluyor.
Transseksüeller daha kısa bir ömür yaşadıkları gibi, yaşarken de mutlu olamıyorlar, mutsuz ve huzursuz bir yaşam sürüyorlar. Tüm çalışmalar transseksüellerin ameliyat öncesinde de sonrasında da (ömür boyu) yoğun psikiyatrik sorunlar yaşadıklarını gösteriyor. Hatta bazı translarda ameliyattan sonra psikolojik sorunlar daha da artıyor. Üstelik bunlara ameliyatlara bağlı (idrar ve gaita kaçırma/yapamama, ağrılar, genital-cinsel sorunlar gibi) yaşam kalitesini bozan çok ciddi sorunlar ekleniyor. Ameliyat olan transların yarısı ile dörtte üçü başta idrar problemleri olmak üzere çok ciddi ürogenital sorunlar yaşıyorlar. Yaşadıkları bu fiziksel ve ruhsal sorunlar transların yaşam kalitesini anlamlı derecede düşürüyor. Kısaca translar daha kısa yaşadıkları gibi yaşarken de mutlu ve huzurlu olamıyorlar.