FITRATIN DEFTER-İ HATIRATI:
Ahşap Sanatı


Mefra Bilge DÖNMEZ
Bursa Osmangazi Kur’an Kursu Öğreticisi


İslam fıtrat dinidir ve İslam dinine mensubiyet, fıtrata uygun hareketi gerektirdiği gibi eşyanın fıtratını idrak melekesini de insana ilham eder. Geleneksel İslam sanatlarına gerek bütüncül bir şekilde gerekse her bir sanatın bünyesine münferiden bakıldığında görülen odur ki sanat ve insanın fıtratı bütünleşmiş, âdeta birbirini tamamlar ve besler bir mahiyet kesbetmiştir. İşte tam da bu sebeple ahşap sanatı, medeniyetimizde hayatın merkezinde yer bulmuş, huzurun hâkim olduğu, müstesna bir yaşam tarzını şekillendirerek üslubunu cihana duyurmuştur.
Ağaç, İslam kültüründe paha biçilmez bir kıymeti haizdir. Resul-i Ekrem (s.a.s.), “Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile bugün elinizdeki fidanı dikin.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 191.) buyurmuş ve ümmeti bu emr-i nebeviyi hayatlarına ölçü ittihaz ederek hayatı yeşilden hali bir şekilde asla tasavvur etmemiştir. Ayet-i kerimede, “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız.” (İsra, 17/ 44.) buyrulduğu üzere ağaçlar tesbihatları ile de hayatın en can alıcı motifleridir.
Ahşap sanatı bu cihette hakikatin sırrını fısıldar insana. Eşcar, tesbih eden, sanat-ı ilahiyeyi yeryüzünde sergileyen, yeryüzünün akciğerleri hükmünde iken bir zamanlar miadını doldurup hayatı nihayete erdiğinde bile feyzinden hali bırakmaz beşeriyeti. Bu kez mabetlere nefes olur. Namazın penceresi ile teneffüs eden müminler, onun eşiğinde huzur bulur. Fıtri olana muhtaç insanın ruhi ve bedenî sıhhatine ilaç hükmünde olan, kâinat eczanesinde yaratılmış bir şifa vesilesi gibidir ağaç. Ve ağaçtan yoksun bir mekân, fıtratına sırt çevirmiş, kendini helake mahkûm etmiş bir profil oluşturur.
Hayatın içinde en ziyade şahit olduğumuz ahşap menşeli eserlerdeki fıtrata ve sıhhate uygunluk, doğallık ve görsel güzelliğin yanı sıra estetik kaygısı gözetilerek üretilmiş, emek verilmiş, el işçiliğinin de mevcut olması eseri paha biçilmez bir boyuta taşır. Zira elimizin değdiği bu obje sıradanlıktan, bayağılıktan, kesretten sıyrılmış, göz nuru dökülmüş, içinde saklı bir ömür ve hatıralar barındıran, âdeta bir ruh taşıyan şahesere inkılap etmiştir. Artık o, mekânın bir eşyası değil, ferdi hâline gelir. Kolay vazgeçilemez böylesine bir kıymetten ve bir ömrün değil, belki de ömürlerin yoldaşı olur. Nesillere uzanan serencamı asırları arşınlasa da zaafa düşmeyen mukavemeti ile bir anıt gibi karşımızda durur. Nice zahmetlerle ulaşılan bir rahmet abidesi olarak sebatı ve azmi, kolaycılığa tercih sebebimiz olur. Günümüz fabrikasyon ürünlerinde hissedilen ruh yoksunluğu, ahşap sanatına olan ihtiyaç ve iştiyakımızı tekrar gün yüzüne çıkarmak noktasında ne kadar da kuvvetli bir körükleyicidir aslında. Modern çizgilerle oluşturulan dekorasyonlar karşısında bunalan, kasvet dolan yürekler, cumbalı konakların ahşap dokusu ve samimiyeti karşısında silkinip kendine gelmek ve aslına dönmek dersini alır daima.
Ahşap sanatı fıtratımızın hatıra defteri gibidir. Unuttuğumuz fakat özümüzde saklı tüm güzellikleri sergiler. Güzel bir netice husule getirmek yalnızca eserlere münhasır değildir. Güzel bir hayatı şekillendirmek, bezemek vazifesi verilmiş insanlık, ahşap sanatından hakiki bir yaşamın sırrını da öğrenir. Ahşap sanatında serüven, nerede ihtiyaç hâsıl olduysa oraya en muvafık malzemeyi seçmek ile başlar. Her şey yerinde ve zamanında olduğunda kıymetlidir zira. Ardından beklemek, olgunlaşmak gerektiğini öğrenir insan. Sabırla kemale erer, tıpkı bir ahşabın işlenmeye hazır hâle gelmesi için nemini çekmesi, kuruması gibi. Yontulmaya, suretlendirmeye geçilir sonra. Demirden testereler, iskarpelalar şekilden şekle sokar ahşabı. Tıpkı insanın imtihanlarla hâlden hâle çevrilmesi gibi. Lakin sanatkâr bilir ki tezgâhında rendelediği ham ağacın işlevsel bir hâle gelmesi, güzelleşmesi, rölyef bir yüzeyle nazarları takdirkâr eylemesi hep bu mihnet ve zahmetin neticesidir. İşte insan bu yüzden ahşap sanatında kendinden bir parça temaşa eder daima. Sonra milim milim oymacılık başlar bezeme aşamasında. İtina, emek ve özen yoldaşlık eder bu sırada. Acelenin tahrip edici yan tesirlerinden mahfuz bir eser ancak kıymet arz eder. İnsan dikkat ve teenninin hayat yolculuğundaki yadsınamaz etkisine şahit olur. Ve nihayet güzel bir eser vücut bulur.
Sanat süzgecinden geçirilmiş, güzel bir suret verilmiş ahşap, fıtratın aynası olur, sathında özümüze dair sırlar okunur. Yaşarken faydalı bir ömür sürmek ve nihayetinde bile insanlığa istifadeli eserler bırakabilmek bir ağacın insana verdiği en kıymetli derslerden olsa gerektir. Resulüllah’ın (s.a.s.), “Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzelliği sever. (Müslim, İman, 147.) hadis-i şerifinde buyrulduğu üzere, sevilesi güzel bir ömür sürmek ve arkamızda güzellikler bırakabilmek duasıyla…