FİLİSTİNİN YİĞİT ŞAİRİ
NİZAR KABBANİ
Ahmet Mahmut ŞEN
“Ey Kudüs,
Ey hüzünler şehri!
Ey gözlerinden kocaman yaşlar akan,
Kim durduracak düşmanları üzerine çullanan?
Kim silecek kanları duvarlarından?”
Nizar Kabbani, Ey Kudüs
İslam dünyasının kabuk bağlamayan yarası Filistin... Yüzyıllardan beri onlarca peygamberin doğduğu, yaşadığı ve uğradığı bu coğrafya, modern insanın dinî tercihlerinin ötesinde vicdani bir imtihanı hâline gelmiştir. Filistin davası, sadece Müslümanların değil, haklı davasında mücadele eden ve özgür yaşayan her insanın şahsi davasına dönüşmüştür. Hiçbir şeyin gizli kalmadığı günümüzde, aşikârlığın da kâr etmediğini maalesef idrak ettik. Tüm insanlığın gözünün önünde yaşanan soykırıma karşı zulmün yanında yer alan devletler, ikircikli tavırlarıyla Filistin dayanışma konferanslarında ve toplantılarında yer almaya devam ediyorlar. Bu, bir kurbanı öldürüp cenazesinde yas tutmak gibi.
Filistin direnişinde kalemiyle yer alanlar, kitleleri harekete geçirecek mefkûreyi aşılayanlar tarih boyunca hep var olmuş ve var olmaya da devam edecektir. Şiirleriyle Filistin’i ve Kudüs’ü müdafaa eden, şair Nizar Kabbani de bunlardan biridir.
Nizar Kabbani kimdir?
Nizar Kabbani, 21 Mart 1923 tarihinde kadim şehir Şam’da, Suriyeli bir babanın ve Türk asıllı bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Tarihî Emevi Camii’nin yakınında, iç avlusu eyvanlı bir evde çocukluğunu geçirir. Fıskiyeli bir havuzun çıkardığı su seslerinin ve yasemin çiçeklerinin olduğu bir bahçede büyür. Böyle bir ortam Kabbani’nin ruhundaki sanat kabiliyetinin inkişafına katkı sağlar. Küçüklüğünden itibaren resim ve müzikle uğraşır.
İlkokul ve lise tedrisatından sonra Şam Üniversitesinde hukuk tahsilini tamamlar. Mezuniyetinden sonra iş hayatına atılan Kabbani, Suriye devleti namına İstanbul, Madrid, Pekin, Londra, Beyrut ve Kahire gibi yabancı misyonlarda kâtiplikten büyükelçiliğe kadar farklı kadrolarda resmî görevlerde bulunur. 1966’da yazdığı siyasi bir şiir sebebiyle hakkında soruşturma açılır. Kabbani, bu siyasi sulta karşısında, “Gerçek hükümran sahibi, şairdir.” der. Emekliye ayrılarak Lübnan’ın başkenti Beyrut’a yerleşir. Burada kendi adı ile yayınevi kurar ve kendisini tamamen şiir ve edebî faaliyetlere hasreder.
Gönlü meyus olanın kalemi keskin olur
Nizar Kabbani, hayatında dönüm noktası olan ve şiir tekâmülüne de etki eden üç büyük acıyla yüzleşir. Henüz 15 yaşında iken kendisinden 10 yaş büyük ablası Visal, sevmediği bir adamla evlendirilmeye çalışıldığı için intihar eder. Bu hadise, ruhunda derin iz bırakır. Şiirlerinden birçoğunu, ablasının trajik vefatından sonra duyduğu üzüntü nedeniyle kaleme alır. Bu olaydan sonra ablasının acısına katlanamayan annesi de kısa bir süre sonra vefat eder.
Kuzeni Zehra Hanım’la evli olan Kabbani’nin iki çocuğu dünyaya gelir. Maalesef bu evliliği 1952’de sona erer. İlk evladı Tevfik, Kahire Üniversitesinde 25 yaşında tıp okuyan bir gençtir. Tevfik’in 1973’te kalp krizi sonucu vefatı, kendisi için ikinci yıkım olur. Oğlunun öldüğü sırada Londra’da görevde bulunan Kabbani, oğlunun ardından uzun bir mersiye yazar. Babasının adını verdiği oğlunun acısı, hayatının sonuna dek unutamayacağı bir keder olarak kalır.
Ancak diğer büyük bir acıyı bundan yaklaşık 8 yıl sonra yaşayacaktır. Oğlunu kaybettiği yıl Irak’ın başkenti Bağdat’ta düzenlenen bir programda tanıştığı Irak asıllı Belkıs Hanım ile bir müddet sonra evlenir. Bu esnada Beyrut’a yerleşmiş ve kendi adıyla bir yayınevi açmış olan Kabbani, ailesiyle birlikte burada yaşamaya devam eder. Bu evlilikten de iki çocuğu olur. “Babil kraliçelerinin en güzeli” diye nitelendirdiği eşi Belkıs Hanım, Lübnan iç savaşının zirve yaptığı bir dönemde 15 Aralık 1981 günü, Beyrut’taki Irak Büyükelçiliğine düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybeder. Hayatında büyük bir yıkım daha yaşayan Kabbani, Beyrut’ta yaşamaya dayanamayıp Londra’ya göç eder. Tüm bu yaşanan elim hadiseler şiirine de yansır. Mersiye ve ağıt tarzında şiirler yazmasına vesile olur.
Tarihler 30 Nisan 1998’i gösterdiğinde Londra’da 15 yıldır yaşadığı apartman dairesinde 75 yaşında iken tek başına hayata gözlerini yumar. Naaşı, vasiyeti üzerine Şam’a getirilerek aile mezarlığına defnedilir.
Kabbani ve şiir
Kabbani’nin çocukluk yıllarında Suriye, Fransız mandasındadır. Babası, Fransız ihtilaline karşı düzenlenen ayaklanmaları maddi ve manevi destekler. Böyle bir ortamda büyüyen Nizar Kabbani, politik açıdan babasından, edebi açıdan ise modern Suriye tiyatrosunun kurucusu olarak isimlendirilen oyun yazarı ve bestekâr amcası Ebu Halil Kabbani’den etkilenir.
Öğrencilik yıllarında Roma’ya düzenlenen bir gezide, gemi güvertesinde denizi seyre dalar. Dalgaların arasında âdeta raks eden yunuslar, Kabbani’nin ilk şiir mısralarını mırıldanmasına vesile olur. Erken yaşlarda başlayan şiir kabiliyeti yadsınamaz bir şekilde kendisiyle büyümeye devam eder.
İlk şiir kitabını, üniversitede öğrenci iken 1944 yılında Kalet li es-Semra (Esmer Kız Bana Dedi ki) ismi ile yayımlar. Modernist bir dille yazdığı şiirleri ilk yıllarda geleneksel Arap şiirine bir başkaldırı olarak değerlendirilir. Gençlik yıllarından orta yaşının başlangıcına kadar ilk dört divanını gazel tarzında yazar. Kendisini “aşk şairi” olarak nitelendirir. Kabbani, aşk konulu şiirleri için “Arap âleminde aşk zincirlenmiştir ve mahpustur. Ben de onu kurtarmaya geldim.” der.
1954’te Suriye’deki resmî görevini devam ettirirken Arap toplumlarının en büyük sıkıntısı olan ataleti dile getirdiği ve yaşanan hezimetleri eleştirdiği ünlü şiiri “Hubz, Haşiş ve Kamer” (Ekmek, Haşhaş ve Ay), hükûmetle arasının açılmasına sebep olur.
Kabbani ve Filistin
Filistin’de yaşanan olumsuz gelişmeleri, Arap dünyasının entelektüelleri de gündemlerine alırlar. Birçok edebiyatçı, yazar ve şair, Filistin halkının yaşadığı ve yaşanması muhtemel musibetlere karşı Arapların ve İslam ülkelerinin dikkatini çekmeye çalışır. Bunlardan biri de Nizar Kabbani’dir. Şiirlerinde Filistin temasına sık sık rastlanır. Zira şair, yaşadığı ortama ve çevreye bigâne kalamaz.
Bölgede huzursuzluğun ayyuka çıktığı 60’lı yıllarda kaleme aldığı “el-Hubb ve’l-Bitrul” (Aşk ve Petrol) adlı şiiri ile Filistin davasına duyarsız kalan coğrafyadaki ülke liderlerini eleştirir. Son yüzyılda ülkelerin uğruna savaştığı, sömürüldüğü ya da semirdiği petrolü merkeze alan şair, Batılı ülkelerde zevk ve sefa süren Arap ülkelerinin yöneticilerini hedefe koyar:
Ey petrol prensi!
Kudüs kanında boğulmuş,
Oysa sen arzularının düşkünüsün,
Uyuyorsun, yaşanan trajedi sanki senin trajedin değil..
5 Haziran 1967’de başlayan “Altı Gün Savaşı” diye de anılan Arap-İsrail savaşı patlak verir. İsrail, Arap ülkeleri ile savaşa girer. Mısır, Suriye, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Filistin ve Lübnan; Batılı ülkelerin de desteğini alan İsrail karşısında mağlup olur. Bu hezimetten sonra Kabbani, daha politik şiirler yazmaya başlar. Hatta bu kaybın öfkesiyle “Hevamiş ala defteri’n-nekse” (Yenilgi Defterine Dipnotlar) şiirini yazar.
Filistin davası ve Kudüs hakkında yazdığı “Ya Kudsu” (Ey Kudüs) şiiri en meşhur şiirlerindendir:
Ey Kudüs! Ey dinlerin incisi!
Ey nebilerin çıktığı şehir,
Ey yer ile göğü birleştiren şehir,
Ey resullerin uğradığı gölgelik vaha.
Şiirlerinde karamsarlığa kapılmadan güzel günlerin geleceğini, hüzün ve ızdırapla yoğrulmuş Filistin topraklarının yeniden huzurun diyarı olacağını telkin eder:
Yarın, yarın çiçek açacak limon,
Coşacak yeşil sümbüller ve zeytin,
Gülecek gözler,
Geri dönecek göçmen güvercinler,
Tertemiz gökyüzüne,
Geri dönecek oynayarak çocuklar,
Kavuşacak babalar oğullarına,
Senin çiçekli tepelerinde,
Ey memleketim!
Ey barışın ve zeytinin diyarı!
Şiirleriyle direnişe destek verirken (günümüzde de yaşandığı gibi) terörizme destek verdiği iddiasıyla suçlanmaya çalışılır. Bu suçlamalara karşı, “Ene mea’l-İrhab” (Terörle ben) şiiriyle yanıt verir:
Terörist olmakla suçlanıyoruz,
Bir vatan kalıntısı hakkında yazdığımızda..
Parçalanmış, sökülmüş, yıpranmış,
Cenazesi lime lime saçılmış,
Adresini arayan bir vatan için.
Şair, şiirin devamında gerçekleştirilen bu işgalin önüne geçecek tüm direniş hareketlerini desteklediğini ve bu grupların, işgalciler tarafından bir terör hareketi olarak değerlendirilse de onların yanında olduğunu vurgular:
Ben terörden yanayım,
Eğer hür kılacaksa halkı,
Zulüm ve eziyetten,
İnsanı kurtaracaksa insanın vahşetinden.
Eğer döndürecekse geri, limonu, zeytini ve saka kuşunu,
Lübnan’ın güneyine.
Eğer döndürecekse geri, gülüşü Golan’a.
Kabbani’nin şiirlerinde Filistin direnişine birçok destek detayı görmek mümkündür. Filistinli çocuklar için yazmış olduğu “Atfalu’l-Hicare” (Taşın Çocukları) şiiri üçlemesiyle zulme taş atan çocuklara destek verir. Dünyanın dikkatini Filistin meselesine çekmelerinden övgüyle bahseder:
Hayran bıraktılar dünyayı,
Yoktu ellerinde taştan başka bir şey,
Kandiller gibi ışık saçtılar ve geldiler müjdeci gibi,
Direndiler, patlatıldılar ve şehit düştüler.
Nizar Kabbani, şiirlerinde Filistin davasından asla vazgeçilmemesini ve direnmeye devam edilmesini öğütler. Birçok şiirinde Filistin halkının bir gün topraklarında özgürce yaşayacaklarını dile getirir.
75 yıllık acılarla harman olmuş ömrüne, 41 şiir divanında 500’den fazla şiir sığdıran Nizar Kabbani’ye, “Şiir Cumhuriyetinin Başkanı” lakabı verilir. Şiirlerinin onlarca dile tercüme edilmesi, insanlığın vicdanında karşılık bulduğunun kanıtıdır. Eserleriyle sivil bir inisiyatif alarak fildişi kulelerinden değil, hayatın ta içinden, en ön saflardan toplumun haykırışını dile getirir.
Bestelenen yirmiden fazla şiiri, Feyruz’dan Ümmü Gülsüm’e kadar birçok ünlü şarkıcı tarafından yıllardır terennüm edilir.