FERDİYETTEN BÜYÜK BİRLİĞE



Prof. Dr. Muhammet YILMAZ

Artvin Çoruh Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı

 

 

“Allah’ın eli (yardımı ve desteği), cemaat (birlik ve beraberlik) üzerindedir.”

(Tirmizi, Fiten, 7.)

Namaz, yaratılış gayesi biz insanoğlunun. Hem dünya saadetinin garantisi hem de Firdevs cennetinin anahtarı. Yaratıcının huzurunda sürekli yenilenen ruhi ve manevi yükseliş. Çirkinliklere, taşkınlıklara, yozlaşmalara ve azgınlıklara karşı ciddi bir kalkan. İnsanla ayartıcı nefsi arasına giren ve onu nefsin esiri olmaktan kurtarıp Yaradan’ın himayesine sığındıran bir sigorta. Dünyayı ve ahireti anlamlı hâle getiren, vakit hassasiyetiyle günü tarayan, Mevla’ya kulluk andını her gün tazeleyen bir esas duruş. Vahdeti, birliği, bütünlüğü temin eden; aynı hedefe ve amaca yönelik saf tutan herkesi birbirine öz kardeş yapan bir kimlik. İslam toplumunun en temel dinamiği olan, Müslümanları güçlü bir topluluk hâline getiren, inananlarda büyük bir birliktelik oluşturan, onları kaynaştıran ve böylece aynı değerlere iman etmiş Müslümanları kuru bir kalabalık kümesi olmaktan kurtarıp İslam kimliğiyle bütünleşen bir toplum hâline getiren bir değer. Müslüman, güne namazla başlar; gün içerisindeki çalışmalarına, koşuşturmalarına, hayatın dağdağasına namazla ara verir ve nihayetinde gün sonuna namazla noktayı koyar. Namazla adımladığı gece karanlığını, sabahın ilk ışıklarında yine namazla diriltir. Böylece, varlık âleminde hiç duraksamadan devam eden hamd ile tesbih korosuna Müslüman, namazla kendisini ortak eder.

Camiler, birliktelik ve yardımlaşma gibi ortak değerlerin okuludur

“(Ey iman edenler!) Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin…” (Âl-i İmran, 3/103.)

Gerek Kur’an-ı Kerim’de namazların cemaatle edasına işaret eden ayetlerin bulunması gerek Hz. Peygamber’den bu hususa yönelik özel uyarıların gelmiş olması ve gerekse onun döneminde kural olarak namazların evlerde ya da özel mekânlarda bireysel olarak değil de daima mescitlerde cemaatle kılınması, maddi ve manevi birçok özelliği ve güzelliği içerisinde barındıran namaz ibadetinin edasının ferden caiz olmakla birlikte mümkün olduğunca cemaatle ifasının gerekliliğini bizlere göstermektedir. Örneğin, “Namazı kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.” (Bakara, 2/43.) ayet-i kerimesinde geçen, “…rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin!” ifadesi, bazı müfessirlere göre namazları cemaatle kılmanın farziyetine bir delildir. Zira bu ayetteki amaç, sadece namazın kılınması olsaydı bu takdirde Yüce Allah ayetin başında namazın kılınmasını emrettikten sonra, tekrardan ayetin sonunda “rükû edenlerle birlikte rükû edin” buyurmazdı. (Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1981, c.3, s.47; İbn Cüzey, et-Teshîl li Ulûmi’t-Tenzîl, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1995, c.1, s.144-145.) Allah Resulü de üç kişi olup cemaatle namaz kılmamayı şeytanın kuşatması olarak nitelemiş ve bu durumu, sürüden ayrıldığı için kurda yem olan koyunun acınası hâline benzetmiştir. (Ebu Davud, Salat, 46; Nesai, İmamet, 48; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.5, s.196.)

Rahmet Peygamberi, ümmet şuurunun cemaat ruhuna bağlı olduğunu, aksi takdirde cemaatten mahrum olmanın hem birey için yalnızlaşmayı hem de bu bireylerin oluşturduğu toplum için çöküşü getireceğini belirtmiştir. (Heyet, “Cemaatle Namaz”, Hadislerle İslâm, c.2, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2013, 191.) Bu sebepledir ki Hz. Peygamber tarafından, “Cennet bahçeleri” (Tirmizi, Deavat, 82.) ve “Allah katında en makbul mekânlar” (Müslim, Mesâcid, 288.) olarak nitelenen camiler; İslam’ın ilk dönemlerinde olduğu gibi her devirde, maddi ve nefsani menfaatlerden uzak olarak Müslümanlar arasında birlik, beraberlik, dayanışma ve yardımlaşma gibi ortak değerlerin merkezi olmuştur. (Heyet, Temel İslâm Bilgileri: İbadetim, s. 85.) Camiler, kulluğun zirvesini ifade eden namaz ibadeti ile insanlar arasındaki zengin fakir, amir memur, yönetici yönetilen, güçlü zayıf gibi tüm statü farklarını kaldırır. Herkesi aynı safta ipe dizercesine eşitler, müntesipleri arasında ümmet ve kardeşlik şuurunu tesis eder. Böylece, toplumda birbirlerinden ayrılmış ve ayrışmış insanlar da dâhil olmak üzere, tüm inananlara hep birlikte Allah’ın ipine sarılmayı, O’nun adına hareket etmeyi öğretir. Nitekim camide cemaatin önüne geçip onlara rehberlik eden imam, “eğilin, yatın, kalkın, oturun” diye cemaatine komut vermez; “Allahuekber!” (Allah tek büyüktür!) diyerek arkasındakileri O’nun adıyla O’nun huzuruna hep birlikte yönlendirir. Rükûya, secdeye, kıyama, tahiyyata da hep aynı komutla seslenir. Kısacası camilerde, itaatin ve duruşun her aşamasında, ferdîlikten uzak; hep birlikte huzur ve güven içerisinde Yüce Allah’a yöneliş bulunmaktadır.

Cemaatle namaz, birlik ve beraberlik oluşturur

En büyük kurtuluş ve en yüce bahtiyarlık olarak Kur’an’da haber verilen, Yüce Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaya (Tevbe, 9/72.) vesile gösterilen cemaatle namaz ibadeti vahdeti, dirliği, bir ve beraber olmayı tesis eder. Yabancılığı, ayrılığı, hizipçiliği, fırkacılığı ortadan kaldırır. Aynı hedefe ve amaca yönelik saf tutan herkesi öz kardeş konumuna getiren böyle bir birliktelik, Müslümanları güçlü bir topluluk hâline getirir, kaynaştırır, bütünleştirir. Bir olan Allah’a aynı komutla yönelen ve aynı sesle hareket eden bu topluluk dayanışmada, yardımlaşmada, üzüntüde, sevinçte ve daha nice ortak değerlerle aynı safta durduğu insanlarla bedenen ve ruhen iletişim hâlinde olur. Zengin ile fakir, büyük ile küçük, rütbeli ile rütbesiz, müdür ile odacı, siyah ile beyaz, Rumi ile Habeşi, Arap ya da Türk olanla olmayan hep bir arada bulunur.

Cemaatle namaz sayesinde duyularımız ilkbahar misali tatlı bir heyecan ve canlılık yaşar. Öyle ki dost yüzler görülür, camilerin manevi ihtişamı seyredilir, camiye gelen müminlerle kaynaşılır, safların düzeni ve ritmik hareketlerdeki ahenk fark edilir ve böylece göz kasları ferah bulur, bayram eder. Güzel sesle ve de usulüne uygun okunan ayetlerle, yüreğe dokunucu içerikte yapılan toplumsal dualarla, tefekkür ettirici vaaz ve sohbetlerle kulakların pası silinir, tatlı rüzgârlar estirilir.

Cemaatle namaz, güç birliği oluşturur

Dinin direği, iman ağacının en olgun meyvesi ve Yüce Allah’ın mümin kullarına ikram ettiği en zengin manevi ziyafet sofrası olan namaz ibadetini cemaatle eda etmek, Müslümanları kuru bir kalabalık kümesi hâline değil, aksine aynı hedefe kilitlenen ve ortak İslam kimliğiyle bütünleşen bir toplum hâline getirir. Bu duygunun zinde ve güçlü kalmasını temin eder. Ayrıca bu sayede, kulluk ve itaatte üstlenilen görevde birbirlerine yardım eden güçlü toplulukların oluşumu sağlanır. Çünkü hak ile batıl, diğer bir ifadeyle Allah’a inananlarla O’na isyan edenler arasındaki mücadele sonsuzdur. Bu duruma Müslümanların tek başlarına etkili bir biçimde karşı koymaları mümkün değildir. Bu yüzdendir ki dünyanın bu kargaşası içerisinde Müslümanlar güçlerini birleştirmelidirler. İşte, namaz bu birleşik gücün özünü meydana getiren en önemli halkadır. Zira günde beş vakit kılınan toplu namazlar, cuma, teravih ve bayram namazları, hem Müslümanları güçlü bir duvar hâline getirmekte hem de günlük yaşamda Allah yolunda birbirlerine yardım eden ve gerektiğinde de dünyevi ihtiyaçlarını gideren bir dayanışmayı onlar arasında oluşturmaktadır. (Mevdudi, Gelin Müslüman Olalım, s. 137.)

Düşünelim! Bir kişinin bağırışı, haykırışı ve seslenişi ile bin kişinin seslenişi ve yakarışı aynı olabilir mi? Bunun gibi bir ferdin elini açıp Rabbine ilticası ve münacatı ile gönülleri aynı hedefe kilitlenmiş topluluğun yakarışı bir olabilir mi? Nasıl ki cemaatle namaz, tek başına kılınan namaza göre yirmi yedi derece daha faziletli ise cemaatle birlikte bir müminin ilticası da bireysel olarak yapılan seslenişlere oranla o derece daha etkili ve duyguludur. Tabii ki kalplerdeki ihlas, muhabbet ve teslimiyet, bu yakarışın etkisini ve kabulünü o derece daha artırmaktadır. Böylece, binlerce ferdin oluşturduğu bir kitlenin etkisi de o derece tesirli ve güçlü olacaktır. Ancak tam da bu noktada, Müslümanlar olarak hissemize düşen payı almak amacıyla şu acı gerçeğin altını bir kez daha çizmek istiyoruz: Üç milyara yaklaşan Müslümanlar olarak kalplerimizde tanışma, dayanışma ve yardımlaşma esaslarını gerçekleştiremediğimiz ve de bu esasların temel dayanakları olan ihlas, muhabbet ve teslimiyeti bina edemediğimiz içindir ki milyarlarla ifade edilen ama dağınık şekilde olan bu ümmet, başkalarının gözünde bir fert gibi görülmektedir. O hâlde Müslümanlar olarak bu hususlara dikkat edip Kur’an ve sünnet ışığında, tıpkı asr-ı saadette olduğu gibi birliğimizi ve dirliğimizi ayakta tutacak, yeniden bizi birbirimize kenetleyecek ve gönüllere İslam’ı nakşedecek adımları zaman kaybetmeden atmak zorundayız, bunun için de öncelikle namazlarımızı camide cemaatle kılmaya özen göstermeliyiz.

Özetle ferdiyetten büyük birliğe ulaşmak için çoluk çocuk, büyük küçük, zengin fakir, amir memur demeden hep birlikte, gönül gönüle, Rabbimizin davetlisi ve misafiri olarak Beytullah’ın şubeleri olan huzur ve birlik mekânları camilere, mescitlere günde beş kez yol almamız gerek. Camilerde, mescitlerde cemaatle namaz kılma imkânı bulunmadığında dahi evde aile fertleriyle ve her nerede bulunuluyorsa oradaki insanlarla namazın cemaatle kılınması için fırsat kollamalı ve ortam hazırlamalıyız. Böylece bizi biz yapan, beraber ve bütün olmaya götüren en değerli ve en yüksek dereceli kulluk göstergesi olan namaz ibadetinin cemaatle edası, gelecek kuşaklara miras bırakılmış olacaktır.