FATMA BACI
Baciyân-ı Rum Teşkilatının Kurucusu
Meryem DALĞIÇ
Türk İslam Sanatları Daire Başkanı V.
Âdemoğlu, var olduğu andan itibaren yeryüzünün en vahşi, en acımasız işgal ve istilasına şahitlik ediyordu dünya. 13. yüzyılda başlayan Moğol istilasının, İslam dünyasını kasıp kavurduğu yıllardır. Bu saldırılardan en çok da Maveraünnehir, İran, Irak ve Anadolu şehirleri etkilenir. Baycu Noyan komutasındaki Moğol ordusu geçtiği her beldeyi yakıp yıkar, İslam ülkelerini harabeye çevirir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin Kösedağ’da Moğollara yenilmesinin ardından hızla ilerleyen acımasız düşman, Tokat ve Sivas’ı ele geçirerek Türkmenlerin yurt edindiği Kayseri’yi kuşatır. Ancak beldenin ahalisi şehri teslim etmemekte direnir. Müthiş bir cesaret ve dirayet örneği göstererek on beş gün boyunca şehri müdafaa ederler. Bu direniş karşısında Moğollar, mancınıklarla surları yıkarlar, tüm şehri yağmalarlar, evleri ateşe verirler. Birçok insanı öldürürler, genç erkek ve kadınları esir alıp götürürler. Esirler arasında Kayseri’yi kahramanca savunan Baciyân-ı Rum teşkilatının kurucusu olan Fatma Bacı da vardır.
Kadın Ana, Kadıncık Ana olarak da bilinen Fatma Bacı, ünlü mutasavvıf Evhadüddin Kirmani’nin iki kızından biridir. Kayseri’de dünyaya gelen Fatma Bacı, babasından iyi bir eğitim alır, Ahilik teşkilatının kurucusu olan Nasîrüddin Mahmut, bilinen adıyla Ahi Evran ile evlenir. Selçuklular devrinde yetişmiş, ilim, fikir ve gönül erlerinden olan Ahi Evran, bilhassa I. Alaeddin Keykubad’ın büyük destek ve yardımıyla, Ahiliğin Anadolu’da kurulup gelişmesini sağlar.
İslami-tasavvufi düşünce ve fütüvvet ilkeleri çerçevesinde yeşeren Ahilik, tekke ve zaviyelerde insanların manevi hayatını şekillendirmenin yanı sıra iş yerlerinde de usta, kalfa ve çırak münasebetlerini yani iktisadi hayatı düzenleyen bir teşkilattır. İbn Haldun, sanatı ve sanat kollarını medeniyetin gereği olarak görmüşse Ahi Evran de benzer şekilde tüm sanat kollarının yaşatılması ve himaye edilmesi gerektiğini savunur. Sanat erbabının belli bir çatı altında toplanmalarını yani kooperatifleşmelerini önerir. Bu minvalde dericilerin piri ve otuz iki çeşit esnaf ve sanatkâr zümresinin lideri olan Ahi Evran, Kayseri’de Dericiler (Debbağlar) ve Dokumacılar (Külahduzlar) Çarşısı’nı kurar. Böylece o, 700 yıl önce şehirlerde sanayileşme sisteminin temelini atar.
Ahiler tarafından kurulan sanayi sitesinde kadınlara mahsus çalışma yerleri vardır. Fatma Bacı da kadınları örgütleyerek dünyanın ilk kadın örgütü olarak bilinen Baciyan-ı Rum teşkilatını kurar. Bacıyan-ı Rum teşkilatına mensup hanımlar bu sanayi sitesinde el sanatlarını ve mesleklerini icra ederler. Kadınlar daha çok çadırcılık, keçecilik, nakışçılık, örgücülük, kilim ve halı dokumacılığı, ipek ve pamuk ipliği üretimi yaparlar. Atölyelerde üretilen kilimler, halılar nice memleketlerdeki saraylara ulaşırken çoraplar, börkler ve elbiselerle de askerler kuşandırılır. Kuşkusuz ekonomik hayata katkıyla sınırlı değildir Bacıyan-ı Rum’un faaliyetleri. Mesleki eğitimin yanı sıra dinî, ahlaki ve askerî eğitimler de verilir kadınlara. Gerektiğinde kılıç kuşanır, düşmanlara karşı vatan savunmasında eşlerinin yanında yer alırlar. Nitekim Moğol istilasında Kayseri’yi yiğitçe savunur Anadolu Bacıları. Sosyal hayatta ise yardımseverliğin, misafirperverliğin, merhametin en güzel örneklerini sergilerler. Yetim ve kimsesiz genç kızları himaye ederek onların eğitimlerinden, ev bark sahibi olmalarından, evlenmelerinden sorumludurlar. Kimsesiz ihtiyar kadınlara da el uzatırlar, bakımlarını yaparlar.
Dünyanın ilk kadın örgütü olarak bilinen Baciyan-ı Rum teşkilatı, Anadolu kadınlarını, birçok alanda eğiterek kadınların toplumsal hayatın her safhasında yer almasını hatta öncü bir rol üstlenmesini sağlar. Ancak Moğolların işgal ve istilasında büyük zarar görür bu teşkilat. İş yerleri, atölyeler yıkılır, yakılır; genç kızlar, kadınlar esir alınır ve yeniden eski günlerine dönemez Bacıyan-ı Rum mensupları.
13. yüzyılda kurduğu teşkilatla yapılan hizmetlerle tarihte derin iz bırakan Fatma Bacı, Moğollara karşı Kayseri’yi savunurken esir düşer, uzun yıllar esaret hayatı yaşar. Babasının şöhreti ve ona duyulan saygıdan dolayı esaret günlerinde zarar vermez Moğollar kendisine. Esaretten kurtarılan Fatma Bacı Kırşehir’e döner ancak Anadolu’da isyanların, kargaşanın yaşandığı yıllardır. Ahi Evran ve beraberindekilerin kılıçtan geçirilmesinin ardından Fatma Bacı, Sulucakaraöyük’e gelerek Hacı Bektaş’ın himayesine girer. Velayet-nâme’de Kadın Ana, Kadıncık ismiyle bahsedilen Fatma Bacı, hakkında pek çok menkıbeler anlatılır. Halk tarafından büyük hürmet gösterilen, iyiliksever, gönül ehli olan Fatma Bacı, ömrünün sonuna kadar burada yaşar.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda emeği olan Ertuğrul Gazi’nin annesi Hayma Hatun ile Fatma Bacı’nın kardeş olduğu rivayet edilir. Şöyle ki Evhadüddin Kirmani’nin iki kızından diğerinin adı Emine’dir. Türkmenlerin Emine Ana diye hitap ettiği bu isim zamanla halk arasında değişime uğrayarak Haymana şekline dönüşmüştür.
Her iki kız kardeş de yaşadığı çağda kadınların örgütlenmesini sağlayarak Anadolu’nun imarında ve ihyasında büyük emek çaba sarf etmiştir. Ardından bıraktıkları güzel örneklikle bugünün kadınlarına rehberlik etmişlerdir. (Mikail Bayram, Fatma Bacı ve Bacıyân-ı Rum Anadolu Bacılar Teşkilatı, Çizgi Kitabevi, Haziran 2016, s.23-84)